30 Aralık 2010

Brothers #1

Kardeş topçuların olduğu bir seri yapayım dedim. İlk konuklarımız De Boer kardeşler olsun.

Ronald-Frank De Boer

27 Aralık 2010

Kusura Bakmayın da...



17 yaşındaki çocukları sahaya inip dövmüşüz. Vay beee !

Milyonların gözü önünde bizim teknik direktörümüzün başı yarılmadı mı ? O ayrı mı tutuluyor bu olaydan ?



Tribünde takımı yalnız bırakanlar üzerine bir de yanında tezahürat yapanı kıyasıya suçluyor en ufak olayda. Ayıp ettik, çocukları dövdük, 15 16 yaşında çocuklardı vs vs. Sen bunu dersen Ntv'de "Florya'da Çirkin Saldırı" başlığıyla tartışılır bu konu, kalecisi götüyle top da kurtarır, başkanı senin kaptanına "ulan" da der, deplasmana gittiğinde sidik dolu tribünlerle de karşılaşırsın.

Bu olay Samandıra'da olsa şimdiye resmi sitelerinden kınama yazısı yazmıştı Fenerbahçe yönetimi. Ama bizim başkan arayıp özür dilemiştir kankasından. Olayların daha ne olduğunu bilmeden.

Tribündergi'de olayın şahidi olan bir arkadaşın yazısını noktasına virgülüne dokunmadan paylaşıyorum.

tiburon yazdı: Kendimi zor tutuyorum iki saattir ne şerefsizliğimiz ne kahpeliğimiz kaldı, madem fabio yazmış yazayım ben de. Birincisi şurada birkaç yazdığımı dahi okuyanlar kendi tribünümde gördüğüm yanlışları nerdeyse kendimize hakaret edercesine yazdığımı bilirler sanırım. Yani bugün cidden yanlış bir şey yapmış olsak bambaşka şeyler yazardım altta diyebilirim. Gittik maça, zaten gelenler gereği gayet düzgün bir tribün vardı. Devre oldu futbolcuları çağırdık onlar dönerlerken, benim gördüğüm çok net bir şekilde Fenerbahçeli futbolculardan biri bizimkine saldırdı. Daha sonra 1er 2şer futbolcular kavga etmeye başladı. Buraya kadar herkes izliyordu olayları kendi kendilerine kavga etsinler dedi millet zaten. Sonra bunların antrenörü müymüş neymiş bizim futbolculara saldırmaya başladı. Tribün bunu görünce çıldırdı doğal olarak, sahaya en fazla 10 kişi girdi. Asıl o kahpe antrenör linç edilmeliyken ona bir tekme var sadece ortada, yemin ediyorum başka da hiçbir şey yok. Sahaya girenlerden herkes çimlerin üstünde ya boş boş gezdi yada çocukları birbirinden ayırmaya çalışıyordu. Bu anlattıklarım maksimum 30 saniye sürdü, geri kalan futbolcuların kendi aralarındaki kavgası başka bir şey değil. Sonra da çıktık zaten. Hatta herkes ulan bir kere u17 maçına geldik o da tatil oldu diye gülüyordu, yani hiçbir olay olmuş modunda değildik. Ta ki eve gelene kadar. Tribündergiyi bir açtım, 15 yaşında (min.17 yaşında yaşı gençleştirilmiş izbandut gibi sporcu çocuklar) çocuklara saldırmışız, kahpeymişiz, şerefsizmişiz, ntvspor'da ilk haber olarak veriliyor, altyazılarda taraftar futbolculara saldırıldı diyor. Bizim tribünde, bugün orada olan kitlenin böyle bir şey yapmayacağını herkes az çok bilir diye tahmin ediyorum. Tekrar diyorum, kendi tribününde en ufak bir yanlışlığı şurada ilk eleştirenlerden biri olarak bugün biz yanlış bir şey yaptıysak en büyük kahpe olarak kendimi ilan edeceğim.

Bu yazı yazıldı diye yukarıdakileri yazmadım, olayı ilk duyduğumda da aynı düşünüyordum şimdi de aynı düşünüyorum. Başkanından yöneticisine, taraftarından oyuncusuna, malzemecisinden masörüne kadar kepazeliklerle dolu bir takımın 17 yaş altı grubuna kadar böyle karaktersiz oyuncular yetiştirmiş olmasına şaşırmıyorum. Fikrimiz değişmedi yani..

21 Aralık 2010

PES11 için FIFA Spiker Yaması

Pes 11 için, Fifa'nın spikerlerleri Clive Tyldesley ve Andy Townsend'in bulunduğu bir patch yapmışlar. Çok da iyi olmuş. John Champion'un bayık maç anlatımından sıkılanlara ilaç bu patch olacaktır. Buyrun burada linkleri de vereyim.

Hotfile.com

Fileserve.com

Patch hakkında daha detaylı bilgi ve yeni sürümlerini takip etmek için: Tıklayın. İyi oyunlar.

Bu da oyun içinden bir video:

Insua...



Şu fotoğrafa yapılacak yorum var mı?

Hagi'm, yazık ediyorsun bu çocuğa... Balta'lar Sarp'lar Ayhan'lar kadar şansı haketmiyor mu Insua?
O nasıl bir takımda oynadığının farkında ama biz nasıl bir değeri kaybettiğimizin farkında değiliz...

14 Aralık 2010

"Seni yıkacak dozerin..."



Ali Sami Yen'e veda bestesi'nde geçen bir cümledir bu cümle. Öyle ki baştan beri bana saçma gelmiştir, "Dozerin validesine atlamak" eylemi ne kadar doğru ve mantıklı olabilir ki zaten?

Sezon başından bu yana bir kabus görüyoruz Galatasaray taraftarları olarak. Öyle ki, Karpaty faciasından sonra lige tutunmaya çalışırken takımın içerisindeki yeniçerilere ve dışarıdan takımın karışmasını isteyen (Bkz. Hakan Şükür) bir takım insanların çabasıyla ligde tarihinin tartışmasız en kötü sezonunu yaşıyor Galatasaray. Hoş, biz sadece iyi zamanlarını sevmedik bu takımın. Aslolan, kötü zamanlarda dahi takımını desteklemek, yeri geldiğinde üzüntüden ağlamaktır. Burada bir örnek vereceğim, ben kimilerinin "faşist" olarak nitelendirdiği derecede İzmirliyim ancak aynı derecede Galatasaray taraftarıyım. Fakat, Göztepe'yi sever ve taraftarının kulübüne sahip çıkmasını çok ama çok takdir ederim. Amatör kümeye düştüğünde bile Alsancak Stadı'nı tıka basa doldurmuştur Göztepe taraftarı. Kötü günde destek olmak, omuz çıkmak bu demektir. Öyle ya, sevgilimizle kavga edip o'ndan ayrılabilir, başka ufuklara yelken açabiliriz. Ama taraftarlık öyle değildir, ne kadar üzülürsen üzül takımına sahip çıkmak istersin, onu hiç bir zaman terketmezsin. Bucaspor Bank Asya 1.Lig'e çıktığında, etrafımdaki çoğu Galatasaraylı, Fenerbahçeli v.s arkadaşım takımlarını terk edip sadece Bucaspor'u desteklemeye başlamıştır örneğin. Bunu onlara söylesen "semtimizin takımı hoca, napak yani?" derler. Peki Buca madem semtinin takımıydı da, Bank Asya'ya çıkana kadar sen neredeydin diye sormak isterim bu adamlara. Tamam, semtinin takımını destekle, hatta git tribünde bağır çağır destek ver ama bu zamana kadar desteklediğin, sevdiğin Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Beşiktaş'a ne oldu? Bu yaptığın satış, terketme değil midir?

Göztepe'nin, Buca'nın taraftarlığından örnek vereceğim derken konuyu İzmir seviyesine taşıdım. Neyse esas konumuza geri dönelim. Galatasaray bu sene rezalet bir sezon yaşıyor. Başarısızlığın faturası, "ne olursa olsun sözleşme uzatacağız" denilen Frank Rijkaard ve ekibine kesildi ancak takımda ayrımcılığın baş aktörleri konumunda olan Servet, Barış, Serdar Özkan gibi isimler kadroda tutuldu. Kulüp bu keşmekeşten, tatlı su kurnazlığı yapıp takımın başına benim diyecek Galatasaray taraftarının dahi kızamayacağı, bağıramayacağı bir adamı, Hagi'yi getirerek kurtuldu (aslında kurtulmadı) Hagi'nin gelir gelmez Kadıköy'de oynattığı futbol kimilerince "ulan bak demek kabahat Rijkaard'daymış, takım Fener'e Kadıköy'de kök söktürüyor yav" olarak yorumlandı. Hoş, biz milletçe futbolu bilen adamlara kılızdır. Buna örnek Felipe'dir, Lincoln'dur, İliç'tir, Jardel'dir, Misimoviç'tir Elano'dur falan.

Haftalar geçtikçe sorunun Frank Rijkaard ve ekibinde olmadığı ortaya çıktı. Üst üste kaybedilen puanlar, alınan mağlubiyetler bir yana Galatasaray bir takım kişilerin yüzünden tarihinin en rezil sezonunu yaşıyor bu sezon. Öyle ki kimileri şampiyonluğu bırak, küme düşmemeyi başarı kıstası olarak görmeye başladı. Bunda başta Adnan Brothers olmak üzere takım içerisinde ikilik yaratan futbolcuların etkisi büyük. Bu kötü gidişata, Hagi'nin Misimoviç'i kadro dışı bırakıp Insua'yı bir nevi kapı dışarı etmesi limon sıktı. Bir basın toplantısında "bana kiralık oyuncu lazım değil, Galatasaray için oynayacak adamlar lazım" diyerek bir anda Insua'yı hedef tahtasına aldı. Hakan Balta'nın sezon başında Karpaty Lviv maçında başlayan rezil futbolu son haftalarda tavan yapmasına rağmen Hagi'nin Hakan Balta ısrarı kendisini sevenlere hocalığını sorgulatmaya yetti. Misimoviç kadro dışı kalmasına rağmen Bosna-Hersek Milli Takımı'nda oynayıp gollerine ve asistlerine devam ediyor. Ha unutmadan Elano'ya değinelim, takımda bir dünya yetenek fakiri adam varken,  takımda kalburüstü yeteneğe sahip olan sayılı adamlar Elano, Misimoviç ve Insua gözden düşüyor, hatta Elano şaka gibi bir rakama gönderilerek Brezilya yollarına düşüyor ancak Ayhan, Mustafa Sarp, Serdar Özkan, Aydın gibi takıma ekstra katkı sağlamayan adamlar ilk 11 çıkmaya devam ediyor. Takımın "Büyük Kaptan"ı Arda Turan henüz yeni çıktı ortalığa. Tamam sakat olabilir ama bu, kaptanlık vazifelerini yerine getirmeye engel değil. Bir Bülent Korkmaz, bir Gerrard, bir Puyol örnekleri hali hazırda gözümüzün önünde. Ne kadar sakat olursa olsun takım içerisinde birlikteliği sağlamak görevidir. Geçirdiği sakatlık sonrası oynadığı Gençlerbirliği maçında tığ gibi olması gerekirken götü göbeği salmış bir vaziyette geri döndü yaşlı Sami Yen Stadı'nın çimlerine.  Bu Gençlerbirliği maçının ekstra bir önemi var, Ali Sami Yen Stadı'nın son maçı ama bu ne taraftarın, ne de futbolcuların umrunda. Taraftar bu önemi büyük olan maçta sahada ne olursa olsun kayıtsız destek vermesi gerekirken, eski futbolculara tezahuratlar yaparak, koltukları kırıp sahaya atarak, rakip takım pas yaparken "oley oley oley" çekerek, sahadaki takıma "formayı çıkarın siktirin gidin" diyerek futbolcuların sıçtığını sıvadı. Yazık değil mi Ali Sami Yen Stadı'na? Yapı yıkılıp yerine Residance'lar, bloklar yapılabilir ama ben Ali Sami Yen Stadı'nın ruhu olduğuna inanıyorum. Ve biliyorum ki o ruh, ne sahada oynayan vurdumduymaz futbolcuları, ne de tribünde sahada oynanan futbola göre davranan iki yüzlü taraftarı unutmayacak. Ve biz, böylesine rezil bir vaziyette Aslantepe'ye geçmeye hazırlanıyoruz.



Ne diyordu bestede; "seni yıkacak dozerin validesini seveyim" Ali Sami Yen'i yıkan dozer değil, ona hakettiği gibi bir veda etmeyi bile beceremeyen futbolcu-taraftar ikilisi olmuştur. Bakalım bu hikaye, Ali Sami Yen'de oynanacak son maç olan Beypazarı maçında ne gibi bir gidişat izleyecek? Açıkçası merak etmekteyim. Ayrıca Ali Sami Yen Stadı'na bir kez daha gidemeyecek olmanın yıkımını yaşıyorum. Ben bu ruh halindeyken, orada bir eli yağda bir eli balda olan bazı adamlar Galatasaray taraftarlığı adı altında maçtan önce sızana kadar içip o kafayla şerefsizlik yapmaya devam etsinler, Gençlerbirliği maçında bunu çok iyi başardılar çünkü...

4 Aralık 2010

Yeter!!!



Senin akıl hocalığı yaptığın yeniçeri tayfası takımın başını yerken sen de boş durmazsın tabi, durur musun hiç?

"Yabancıların Türkiye’ye nasıl baktığını iyi biliyorum. 50 bin dolar alan oyuncunun yanında internetten helikopter satın almaya çalışıyor! Ben kaldırırım ama o çocuk kaldıramaz. Benim için başka sebeplerden dolayı çok şey yazıldı. Ama ben kendime bir düstur seçtim ve hep gurur duydum. Metin Oktay ve Tanju abinin rekorlarını kırdım. Ertesi gün Ali Sami Yen’de Metin Oktay forması dağıtıldı. O gün için farklı bir şey yapılabilirdi. İçimden ağladığım dönemlerde dik durdum."

Sizi bize sayıyla mı verdiler ulan? Bir yeter artık alın Uefa kupanızı da tıpa yapın!

1 Aralık 2010

Şimdi sıra sizde...


Bir kaç gün sonra bu fotoğrafa bakıp iç geçiririz...

"Şimdi sıra sizde efendiler..."

Elano'dan Sonra !

Borges'in de ilhamıyla 2006-2007 sezonu itibariyle Galatasaray'a transfer edilen yabancı oyuncular, verilen bonservis ücretleri ve satılırken kulübe giren bonservis bedelleriyle ilgili bir araştırma yaptım. Aslında araştırma değil de derleme diyelim, kaynak herkesin yakından bildiği transfermarkt sonuçta...

2006-2007 Sezonu Carrusca ve Inamoto

Carrusca 2 milyon euroya alındı. Kontratı ancak bu sezon başında fesh edildi. Galatasray adına 8 maça çıkıp 2 gol 2 asist.

Inamoto da 300 bin euroya alındı
. Bir sezon sonra bedavaya gönderildi. Galatasaray adına 30 maça çıkmış 1 gol 2 asist.

2007-2008 Sezonu Bouzid,Lincoln,Linderoth,Nonda,Barusso

Bouzid bonservis bedeli olmadan geldi. Galatasaray adına toplamda 17 maç 1 gol. Bir sezon sonra bedavaya gitti.

Lincoln
5 milyon euroya geldi. 2 sezon sonra 2,1 milyon euroya satıldı. Galatasaray adına 2 sezonda toplam 67 maçta 16 gol 31 asist yaptı.

Linderoth 3,5 milyon euroya geldi
. 3 sezon sonra bedavaya gönderildi, hala kulübü yok. Galatasaray adına 3 sezonda 36 maç 2 gol 5 asist yaptı. Ama bu maçları dakikalara bölemedim, bölsem...

Nonda 1,3 milyon euroya geldi. 3 sezon sonra onun da kontratı fesh edildi, onun da hala kulübü yok. Gözünden rahatsız olduğu söyleniyordu. Galatasaray adına 3 sezonda toplamda 92 maç 37 gol 7 asist yapmış.

Barusso 400 bin euroya 1 senelik kiralık olarak transfer edildi. Sözleşmesi bitince gönderildi. Galatasaray'la 3 maça çıktı 1 gol attı.

2008-2009 Sezonu Kewell,Baros,Meira,Sanctis,

Kewell Liverpool'la sözleşmesi bitince bedavaya alındı. Hala takımda olan ender yabancılardan. Galatasaray adına bugüne kadar 79 maçta 31 gol 16 asist yapmış.

Baros 5,5 milyon euroya alındı. O da Kewell gibi hala takımdan gönderilmemiş yabancılardan. Şu ana kadar çıktığı 76 maçta 50 gol 12 asisti var.

Meira 4,5 milyon euroya alındı. Daha bir sezon beklenmeden Kadıköy'de finale yürürken para için satıldı. 5,8 milyon euroya. 38 maçta 3 asisti var Galatasaray adına.

Sanctis 500 bin euro kiralama bedeliyle transfer edildi. Sözleşmesi bitince gönderildi. Galatasaray adına 41 maça çıktı.

2009-2010 Sezonu Keita,Franco,Neill,Gio,Jo,Elano

Keita; 7,5 milyon euroya alındı. Bir sezon sonra disiplinsiz diye Al Sadd'a 8,1 milyon euroya satıldı. 1 sezonda 39 maçta 10 gol 14 asist yaptı.

Franco; Bedavaya geldi. Bir sezon içinde milleti fıtık etti ve bedavaya geri gitti. Galatasaray'la 37 maça çıktı.

Neill; Sene başında bedavaya alınacakken sezon ortasında 840 bin euro verilerek alındı. O da hala takımda kalan ender oyunculardan. 33 maçta 1 golü var bugüne kadar.

Gio yılın bombasıydı, yarım sezon için 700 bin euro bedelle kiralandı. Yarım sezonda 16 maçta 3 asisti var. Sözleşmesi bitince gönderildi.

Jo; ne kadar gediği belli değil, sözleşmesi bitince gönderildi. Yarım sezonda 15 maç 3 gol 3 asisti var.

Elano yönetim Lincoln rezaletini örtmek için City'den 8 milyon euroya aldı. Bugün ise şaka gibi bir açıklamayla 2,9 milyona gönderildi. (Gerçi kulüpten gelen açıklamaya bakılırsa kombine gelirinden daha çok gelir elde etmişiz ya neyse...) Bugüne kadar Galatasaray'da çıktığı 47 maçta 7 gol 8 asist yapmış.

2010-2011 Sezonu Misimovic,Cana,Pino,Insua

Misimovic resmi, Insua gayrı resmi olarak gönderildi. Onların yaptıkları, yapamadıkları daha taze. Yazmaya gerek yok. Ama yazılması gereken o kadar çok şey var ki...

Bugün Elano'nun gidişini çingene hesabıyla açıklayanlar yukarıda kulüp içinden çıkan (2010-2011 senesi transferleri dahil) totalde 52 milyon 590 bin euroyu nasıl açıklayacaklar çok merak ediyorum ? Ki ben burada onlar gibi verilen verilmeyen yıllıkları, kontrat fesih bedellerini saymıyorum bile. Toplasanız 100 milyon euroya yaklaşan bir bedel çıkar ortaya muhtemelen. Kaybedilen şampiyonluklar ve Şampiyonlar Ligi gelirleri hariç...

Ben yönetime artık sallamayacağım. Tek dileğim en yakın zamanda Galatasaray'ın yakasını bırakmaları !

Ps: Rijkaard, Kewell,Baros imza atarlarken hep kendilerine anlatılan bir projeden bahsedip durdular. Sanırım o proje bu projeymiş. Bizimkiler havadan para yaratmanın yolunu bulmuşlar, zengin olduk...

Paylaş