13 Ağustos 2014


KIYAK GEÇEN VALİNİN ADI DEĞİL GÖZTEPE ADNAN SÜVARİ TESİSLERİ

Aktif .
Editörümüz Fatih Güven'in "Kıyak geçen valinin adı değil, Göztepe Adnan Süvari Tesisleri" başlıklı yazısı
Şehrin göbeğinde ama toprak bir saha…
 
Yağmurda balçığa dönen sahada idman mümkün olmayınca acaba bugün takım nerede idman yapıyor? Yan sahalarda mı? Balçova sahasında mı? diye merak eden bir taraftar kitlesi…
 
Yunanistan deplasmanına giderken ağır masraf nedeniyle elindeki sahayı Beden Terbiyesi’ne iade eden yönetimler…
 
Atletico Madrid maçını Halit Kıvanç tüm Türkiye’ye anlatmış, gözyaşları sel olmuş tüm ülkede, çık Başbakana, çık Cumhurbaşkanına İzmir’in yarısını sana tesis olarak versin ama ne zaman yapabildik ki bunu, aksine devlet hep köstek oldu, yerel yönetimlerden bahsetmiyorum bile…
 
Her sezon açılışında bomba transferler olsa da taraftar hep çim saha diye bağırdı gelen protokole, çünkü önceliğimiz buydu. Ama arkamızda ne Vali vardı ne de Belediye başkanı…
 
Yönetimlerden daha çok taraftar isyan etti bu duruma ve GHD çatısı altında dünyada bir ilk olarak kulübüne bir arsa armağan etti. Yeter ki takımın düzgün çalışacağı, birlikte vakit geçirebilecekleri düzgün bir yer olsun diye…
 
Kapıda “Gürsel Aksel Tesisleri” yazan ama Beden Terbiyesinin halka açık spor alanı şartı yüzünden içerde Bizans formaları ile yürüyüş, koşu yapan insanların doluştuğu, elini kolunu sallayanın içeri girebildiği bir yer ne kadar sağlıklı bir tesis olabilirdi ki?

2 sene önceki o kanser sezonda derdiniz ne diye karşımıza aldığımız futbolculardan Ergin Keleş "Abi idman İnciraltında, terli terli otobüse biniyoruz sonra Gürsel Aksel'de yarım saat duş sırası bekliyoruz" demişti. Ergin Keleş'in asıl derdi bu değildi ama bu eksikliği mazeret olarak kullanıyordu işte.
 
İsyanımız her sene devam etti, hiçbir maddi zorluğun olmadığı Altınbaş Yönetiminde de bu sancı dindirilemedi taa ki..
 
Kabus dolu bir sezondan sonra başa geçen Hüseyin Altınbaş Başkanımıza kadar. Hiç şikayet etmedi, tüm zorlukların üzerine üzerine gitti, yeri geldi Belediye Başkanının makam kapısında 1 saat bekledi, Ankara’da izin peşinde koştu.
 
Başta Hüseyin Başkan olmak üzere, takımın 3. dönem kampını burada yapabilmesi için tüm olanakları seferber eden Mehmet Sepil Başkanımıza, bu tesise malzeme veren, bir tuğla da sen koy diyerek maddi yardımda bulunan, arsa alıp kulübüne hibe eden tüm taraftarlarımıza, göreve geldiğinden beri bize karşı biraz mesafeli duran bu yüzden zaman zaman tepki alan fakat tesis aşamasında büyük yardımları olan Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu’na, 89 yıllık ayıbın bitmesinde emeği geçen adını sayamadığımız tüm kişilere, kurumlara şükranlarımızı sunuyoruz.
 
Unutmayın..
 
Parayı basanın adı değil…
 
Kıyak geçen valinin adı değil…
 
GÖZTEPE ADNAN SÜVARİ TESİSLERİ…
 
Alıntıdır:Fatih GÜVEN - GözGöz Tv

6 Haziran 2014

UNUTULAN BİR FUTBOL ENTELEKTÜELİ "ADNAN SÜVARİ"

Adnan Süvari, 1960’lı yılların Türk futbolunda sürekli hücumu düşünen, kendine güvenen, ilk yumruğu atan bir takım yarattı. O yumruğun sesi sadece Türkiye’den değil, tüm Avrupa’dan duyuldu
Kendi evinde, 1950 Dünya Kupası’nda yaşadığı şoku atlatan ve milli depresyondan çıkan Brezilya, İsveç’te düzenlenen 1958 Dünya Kupası’nda nihayet ilk zaferine ulaşıyordu. Sambacılar bu kupayla birlikte sadece Latin Amerikalıların meziyetlerini değil, yeni bir taktiğin hükümranlığını da dünyaya duyuruyordu. Zaferin kilidini açan 4-2-4 taktiği, WM olarak bilinen 2-3-3-2’nin ya da onun revize edilmiş hali WW dizilişinin pabucunu dama atıyordu. Aradan dört yıl geçtikten sonra 1962 Şili Dünya Kupası’nda yine Brezilya, bu kez daha temkinli bir taktiğin uygulayıcısı olarak sahneye çıkıyordu; 4-2-4’ün defansif anlamdaki defolarıyla, başarının sürekliliğini riske etmek istemiyorlardı. Milli takım teknik direktörü Aimore Moreira, Şili’deki turnuvada forvet hattındaki dörtlünün sağında oynayan Garrincha’yı orta sahaya çekiyordu ve sahadaki diziliş 4-3-3 şeklini alıyordu. Brezilya üst üste ikinci kez bu kupaya uzanırken hücum oyuncularının yeteneklerini minimum riskle en iyi şekilde sahaya yansıtacak taktiği bulmuştu galiba.

Rinus Michels’in 1999 yılında FIFA tarafından “yüzyılın teknik direktörü” seçilmesini sağlayan taktik de işte yine 4-3-3 altyapısının üzerine inşa edilmişti. Michels, 1965 yılında göreve gelip 1971 yılında Ajax’a Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandırırken dünyayı “total futbol” kavramıyla tanıştırıyordu. Gerisi bildik hikâye; Hollanda, Ajax ve Barcelona’nın büyüleyici başarılarını sırtlayan total futbolun serüveni…

Ama bu felsefenin bir benzerini Rinus Michels’ten önce, 1960-71 yılları arasında tam 11 yıl boyunca ortaya koyan; Avrupa Fuar Şehirleri Kupası’nda yarı final, Kupa Galipleri Kupası’nda çeyrek final oynayan modern bir Göztepe takımı yaratan, A milli takımla dünya dördüncüsü Sovyetler Birliği’ni deplasmanda deviren bir isim daha vardı unutulan. İşte şimdi ona, Adnan Süvari’ye iade-i itibar zamanı!
Anadolu takımları henüz haftada iki antrenmanla yetiniyor, futbol henüz “futbôl” diye telaffuz ediliyor, Türkiye’nin futbolda en eski şehri İzmir profesyonellikte hâlâ arka saflarda yer alıyordu. Ege şehrinde 1955 yılında Yün Mensucat isimli bir fabrikanın futbol takımı İzmir şampiyonu oluyordu. Bu takımın futbolcu-antrenörü Adnan Süvari, forvetiyse Metin Oktay’dı.

Süvari sadece futbol sahasında değil, fabrikanın işlerinde de görevin başındaydı. Fabrika müdürü onu tekstil mühendisliği okuması için İngiltere’ye göndermeye karar vermişti. Üç buçuk yıl boyunca eğitim gördüğü İngiltere’de de futboldan uzak kalmayacak, yaz aylarında aldığı antrenörlük eğitimiyle futbolun mühendisliği için de gereken donanımı edinecekti. Dönüşte Yün Mensucat’ın iflasıyla birlikte yeni bir fabrikada işe başlıyordu. Bir taraftan da eski okul arkadaşı Selman Yaşar, onu 1959-60 sezonunda Karşıyaka’nın başına davet etmişti. O da arkadaşının bu teklifini geri çevirmedi.

Takımda Ogün Altıparmak isimli genç bir santrfor ışıl ışıl parlıyordu. Süvari’nin yönetimindeki ilk sezonda tam 23 gol atmıştı. İkinci sezon Süvari ona Pele’nin deplaselerini anlatmış, sol ve sağ açıklara kat etmesini öğütlemişti. Adnan Süvari 1960-61 sezonu başladıktan sonra ekim ayında görevden ayrılmıştı ama takım hücum varyasyonlarını onun öğrettiği gibi uygulamaya devam etmişti. Bu taktikle Ogün Altıparmak bir önceki sezonki gol performansını tekrarlayamasa da takım oyunu için daha faydalı bir futbolcuydu artık. O sezon sağ ve sol kanat oyuncuları 15’er gol atmışlardı. “Süvari’nin benim üzerimde çok emeği var” diye anlatıyor Altıparmak.“Şut duvarını hayatımda ilk kez Adnan Süvari’nin antrenmanlarında gördüm, pozisyon almayı onunla öğrendim. Kısa bir süre beraber olmamıza rağmen gelişimimde büyük rol oynadı.”

İlkokulu İtalyan Mektebi’nde, ortaokulu Saint Joseph’te, liseyi Avusturya Lisesi’nde okumuş, İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’ndaki eğitimi sırasında ağabeyiyle birlikte Göztepe’de top koşturmuştu Süvari.Şimdi bu iki kardeşten büyük olanı Sebahattin Süvari, o kulübe başkan olmuştu ve takımı küçük kardeşine emanet ediyordu. Adnan Süvari’nin görevi,  mahalleden ağabeyi olduğu futbolcu kardeşlerine İngiltere’de öğrendiklerini öğretmekti.
1960 yılında soğuk bir kış günü İzmirli gençler Adnan Süvari’nin etrafında toplanmıştı. Teknik adam, futbolcuları sahaya basketbol düzeniyle yerleştirdi ve topu eline aldı. Oyuncularından topu birbirlerine eliyle atmalarını istiyordu.

“Bugüne kadar Türkiye’de oynanan oyun sistemlerinin hiçbirine itibar etmeden elindeki kadronun yeteneklerini dikkate alarak kendi oyun sistemini yarattı ve uygulamaya koydu” diyor 1961-1969 yılları arasında Göztepe forması giyen Ceyhan Yazar. “Bize ilk öğrettiği şey, hücum yaparken ofansif olarak kimin nereye deplase olması gerektiğiydi.”

Bu öğreti, Karşıyakalı Ogün Altıparmak’ın anlattıklarıyla benzerlik gösteriyordu. O dönem Süvari’nin aklında hep hücum varyasyonları vardı. Göztepe’deki ilk yıllarında 1958’in Brezilyasına benzer bir takım hayal ediyordu. Elindeki oyuncular belki birer Didi, Pele, Garrincha değildi ama hepsi gençti ve öğrenmeye isteklilerdi.

Adnan Süvari özellikle 1966-1969 yılları arasında milli takımı çalıştırdığı dönemde Milliyet gazetesinde sık sık basın mensuplarına planlarından bahseder ya da yazılar kaleme alırdı. Kafasındaki planları kamuoyuyla paylaşırdı. Milli takımda göreve gelmeden önce savunucusu olduğu “bünyeye uygun sistem” çalışmalarını uygulamak için işe koyuldu. 1966 yılında milli takımın başına geldiği ilk günlerde futbolu basketbola benzetiyordu: “Belli bir sistemle futbolu robotlaştırmak doğru değildir. Futbol bugün basketbol gibidir. Üç unsur büyük rol oynar: Çabuk top oynama, boş saha oyunu, deplasman…”

Adnan Süvari bu demeçlerde söylediklerine ne kadar inandığını Göztepe’de yaptıklarıyla çoktan ispatlamıştı. 1962’de 4-3-3’ü takımın kalıcı taktiği olarak belirlemişti. Süvari’nin bu taktik dizilimi 1962 Şili Dünya Kupası’nda Brezilya’nın taktiğini andırıyordu. Zaten Süvari de dünya futbolunu yakından takip eden, pek çok Dünya Kupası’nı yerinde seyreden, rakip takımları izlemeye giderek video kayıtlarını alan bir futbol adamıydı.
“1962 yılında artık 4-3-3 sistemini net olarak uygulamaya başlamıştı” diye anlatıyor Ceyhan Yazar. “Elinde Fevzi Zemzem gibi güçlü bir forvet vardı. Taktiği de ona göre şekillendirmişti.” Fevzi Zemzem, Süvari’nin deplase beklentilerini karşılıyor, birebirde adam eksiltiyor, üstüne üstlük güçlü fiziğiyle yan toplarda etkili oluyordu. Ama arkasında onu besleyecek, pozisyona sokacak organizasyonu oluşturan oyunculara ihtiyacı vardı.

Geri dörtlünün solunda oynayan Çağlayan, orta üçlünün ortasında oynayan Gürsel ve yine orta üçlünün solunda oynayan Nevzat, tam da Fevzi’nin ihtiyacı olan üçlüydü. “Tıpkı ‘üç silahşörler’ gibi birinin başladığı hareketi diğer ikisi aynı anda algılar ve başlatılan pozisyona yardıma giderek hücum organizasyonunun başarıyla tamamlanmasına katkıda bulunurlardı” diyor Ceyhan Yazar.

KEDİ KALECİ ALİ ARTUNER

Kaleci Ali Artuner, topu eliyle oyuna sokar, orta sahanın ortasındaki Gürsel’e yollardı. O sırada Fevzi sol kanada veya sağ kanada deplase olur ve topu alırdı. Tek pasla tekrar Gürsel’e gönderirdi. Defans dörtlüsünün solundaki Çağlayan da hücuma gelir, Nevzat ve Gürsel’le hazırlık pasları yaparlardı. Orta sahanın sağındaki Ertan ve hücumdaki Nihat, Fevzi ve Halil pozisyon kollardı. Bazen Çağlayan’ın rolünü defansın sağındaki K. Mehmet alırdı. Defansın ortasındaki Hüseyin ve B. Mehmet de duran toplarda sık sık ileri çıkardı. Çünkü Adnan Süvari için takımın tüm oyuncuları potansiyel golcüydü. Orta sahanın ortasında görev yapan Gürsel ve Nihat’ın bile pek çok golü vardı.

“Kondisyon kolektif oyunun şartıdır. Her futbolcunun sahada tabanını basmadığı yer kalmamalıdır. Yer mefhumu ortadan kalkmıştır” diyordu bir demecinde Süvari. 4-3-3 dizilişi onun için gerçekte yalnızca kâğıt üstündeydi. Futbolcuların hepsi, her an her yerde olabilmeliydi. İşte Süvari’nin total futbolunun kanunları bunlardı.

Efsane Göztepe’nin santrforu Fevzi Zemzem “Futbolu bırakıp da antrenör olduktan sonra ne kadar büyük bir teknik direktör olduğunu daha iyi gördüm” diyor. “O yıllarda bize öğrettiklerini aradan 15 yıl geçtikten sonra antrenörlük kurslarında ‘modern futbol’ diye öğrettiler.”
Göztepe, 1964-65 sezonunda daha sonradan UEFA Kupası adını alan Fuar Şehirleri Kupası’nda mücadele etmeye başladı. 1955-1958 yılları arasında bu turnuvaya sadece ticari fuarları olan Madrid, Londra ve İzmir şehirlerinin takımları katılabiliyordu ama 1958 yılında bu kural kalktı. Göztepe 1964-67 yılları arasında üç sezon boyunca oynadığı ilk tur maçlarının ardından turnuvaya veda etmişti. 1967-68 sezonunda ise Süvari’nin takımı artık yedi-sekiz yıldır beraber oynayan futbolculardan kurulu bir ekip haline gelmişti. Önce Antwerp’i, ardından Atletico Madrid’i elemişlerdi. Üçüncü turda Vojvonida’ya eleneceklerdi. Bir sonraki sezon Marsilya, Arges Pitesti ve OFK Belgrad’ı eleyip çeyrek finale yükseldiler. Hamburg turnuvadan çekilince yarı final oynamaya hak kazanmışlardı. Macar temsilcisi Ujpest’e kaybetmeleri zaferi gölgelemiyordu.

1968-69 sezonunda kazanılan Türkiye Kupası, bu kez Kupa Galipleri Kupası’nın kapısını açıyordu. İlk turda US Lüksemburg kolay lokmaydı ama Toshack’lı Cardiff, hiç de yabana atılacak bir takım değildi. İzmir’de elde edilen 3-0’lık galibiyet çeyrek finalin kapısını aralıyordu. Ama Roma yarı finale izin vermiyordu. Avrupa’daki zaferlerin yanı sıra Göztepe Süvari yönetiminde iki Türkiye Kupası, iki de Cumhurbaşkanlığı Kupası kazanmıştı.
Süvari’nin ideali, futbolcuların sahada neler yapmaları gerektiğine bireysel olarak karar verecekleri bir altyapı oluşturmaktı. 10’uncu yılın sonunda, 1970 yılında artık Göztepe buna hazırdı. 1970 yılının ekim ayında şöyle diyordu Süvari: “Göztepe’den artık taktiği kaldırdım. Futbolcularıma sadece maçtan önce soyunma odasında sahaya çıkacakları şekli söylüyorum. Şimdi Göztepeli futbolcular kendi bildikleri gibi ve oyun zekâlarını kullanarak oynuyorlar.” Göztepe o sezonu Galatasaray ve Fenerbahçe’nin arkasında üçüncü sırada tamamlayacaktı.


  Süvari’nin bize 60’larda öğrettiklerini aradan 15 yıl geçtikten sonra antrenörlük kurslarında ‘modern futbol’ diye öğrettiler” Fevzi Zemzem
Adnan Süvari, 1966 yılında milli takıma da kimlik kazandırmak için kolları sıvamıştı. Göreve geldiği gün verdiği demeçte şöyle diyordu: “Türk milli takımımıza istikamet verebilmek için ilk toplantılarımızda bünyemize uygun sistemi aşılamamız ve aynı zamanda sistem içindeki taktiklerimizi çalıştırmamız gerekmektedir.” İlk milli deneyimde rakip Federal Almanya’ydı. Süvari maç öncesi cesur açıklamalarda bulunuyordu:

“Türkiye yıllar yılı 1-9-1 taktiğiyle müdafaa yapmıştır. Bu hatalı bir yoldur. Zira takımımız sahaya çıkarken rakibine mahkûm olmakta, ‘Aman dört-beş gol yemeyelim’ diye tiril tiril titremektedir. Verilen bu taktiğin milli takımımızın şahsiyetini silip süpürdüğünü kaydetmek isterim. Ben buna taraftar değilim. Açık oynayacağız. 10 tane de 20 tane de yesek yine açık oynayacağız. Hakiki değerimizi anlamamız lazım.”

Milli takım Süvari yönetimindeki ilk maçını 1966 Dünya Kupası finalisti Federal Almanya’ya karşı oynadı ve 2-0 kaybetti. Sonraki maçta rakip bu kez dünya dördüncüsü Sovyetler Birliği’ydi. Ve milliler, tarihi zaferlerden birini alarak Moskova’dan 2-0’lık galibiyetle döndüler. Bu galibiyete rağmen maçın ardından Süvari’nin ayakları yere sağlam basıyordu. “Futbolcularımız kendilerine iyi bakmıyorlar ve hâlâ tam profesyonel değiller” tespitiyle milli takımın kusurlarını sıralıyordu.

1968 yılına kadar milliler, özellikle deplasman maçlarında dişine göre rakipler karşısında zorlanmasa da İspanya ve Çekoslovakya gibi güçlü rakipler karşısında başarılı olamamıştı. 24 Nisan 1968 günü deplasmanda Polonya’ya karşı oynanacak maç öncesi Adnan Süvari, gazete aracılığıyla yeni bir taktik duyuruyordu: “Milli takım bundan böyle 1-4-2-3 oynayacaktır.” 1966 yılında İngiltere’nin 4-3-3’ü uygulayarak şampiyon olduğunu, 1967 sonlarında buna karşı tedbir alındığını ve tek yeniliğin 1-4-2-3 olduğunu savunuyordu. Ama milliler bu maçtan 8-0 gibi bir hezimetle dönecekti. Bu maç, Adnan Süvari için milli takımdaki sonunun başlangıcı oldu. Dünya Şampiyonası grup eleme maçlarında alınan iki mağlubiyetin ardından görevinden ayrıldı.

Adnan Süvari yıldız oyunculardan pek haz etmezdi. Onları takım oyununu önünde engel olarak görürdü. Bu tutumu özellikle milli takımda çok fazla eleştirdi. Can Bartu, Sanlı Sarıalioğlu, Yusuf Tunaoğlu gibi oyuncuları zaman zaman milli takıma çağırmayınca kamuoyunun hedefi haline gelmişti. Ama o, bu seçimini şöyle açıklıyordu: “Ben bugün kolektif oyun bakımından bir takımın bütün oyuncularını aynı seviyede tutmak isterim. Birlik ve beraberlik en az teknik ve taktik kadar lüzumludur.” Yıldız statüsündeki futbolcuların diğer futbolcuların kendilerini alt seviyede hissetmelerine neden olacağını düşünüyordu.

Baskılara dayanamayacak 22 Ocak 1967’de Tunus’a karşı oynanan hazırlık maçında Sanlı ve Yusuf’u kadroya alacaktı. Ama maçtan sonra da şunları söylemekten geri durmayacaktı: “Son milli maçta Yusuf ve Sanlı’yı milli takıma koyduk. Değerleri ayaklarında top tuttukları sürece ortaya çıkıyor. Benim futbol anlayışım topu ayakta fazla tutmak değildir.”
Göztepe’de de hiçbir oyuncunun ön planda olmasına izin vermiyordu. O takımın oyuncuları 10 yıl boyunca“mahallenin çocukları” olarak kaldılar. Sadece Gürsel’in ayrı bir yeri vardı takımda, o da kaptanlık görevini yerine getiriyordu.
Antrenör Bülent Eken’in Danimarka’dan Nielsen isminde bir golcü getirmesine çok sinirlenmişti Adnan Süvari.Ona göre Göztepe’nin yabancı futbolcuya ihtiyacı yoktu. Bülent Eken’le sırf bu yüzden arası açıldı. “Benim Nielsen’e insan olarak hiçbir itirazım yok. Fakat ben buralara Türk futbolcularıyla geldim. Bu nedenle beni buralara getiren Türk futbolcularından herhangi birinin yerne Nielsen’i tercih etmek zorunda kalmam beni üzüntüye sevk eder.” Süvari’nin Göztepe’si yurtiçinden de yalnızca üç transferle beslendi. Sebahattin Kuroğlu Beşiktaş’tan, Hüseyin Yazıcı ve Ali İhsan Okçuoğlu ise Fenerbahçe’den transfer edilmişti. Geri kalan tüm futbolcular Ege’nin kendi çocuklarıydı.
Futbolcularına karşı koruyucu ve kollayıcı tutumu saha dışında da onu saygın bir yol gösterici haline getiriyordu.Süvari tam dört dil biliyordu. İngilizceyi, Almancayı, Fransızcayı ve İtalyancayı ana dili gibi konuşuyordu.Göztepe’nin Lüksemburg Union karşısında oynadığı maç sonrasında düzenlenen basın toplantısında, Frankofonlar için Fransızca, İtalyanlar için İtalyanca konuşmuştu. Yabancı basın buna çok şaşırmış, ertesi günkü gazetelerde “Entelektüel Teknik Direktör Adnan Süvari” başlıklarını atmışlardı.


Futbolcularına da her zaman özel ilgi gösterdi. “Adnan hocayla aynı mahallede büyüdük. O, mahalledeki abimizdi, hocamızken de bu durum değişmedi. Bize İngilizce dersleri verirdi. Adab-ı muaşeret kurallarını öğretirdi” diye anlatıyor efsane takımın “bombacısı” Halil Kiraz. Ceyhan Yazar ise “Hiçbirimiz onun 11 yıllık antrenörlük hayatında bir kez olsun küfür ettiğini ya da aşağılayıcı bir davranışta bulunduğunu görmemiştir. Her sözü bir temele dayanır, konuşmalarında bizlere hep moral ve özgüven aşılardı” diyor.

Takımın motivasyona ihtiyacının olduğu durumlarda da ne söyleyeceğini iyi bilirdi. Maç öncesi ritüelleri o takımın tüm futbolcularının hafızalarında en canlı haliyle varlığını koruyor. “Maç için tüm hazırlıklarımızı tamamlayıp soyunma odasındaki banklara oturduğumuz andan itibaren kimse konuşmaz, orası kutsal bir mabedin ulvi sessizliğine bürünürdü. Bu sesizliği hocamız Adnan Süvari’nin o günkü maçın atmosferine göre değişen, bazen son düşüncelerini, bazen tek bir cümlesini dinler, sahaya motivasyonumuz en üst düzeyde çıkardık”diye anlatıyor Ceyhan Yazar.


Deplasmandaki meşhur Antwerp maçının öncesinde İngiltere Milli Takımı ile Belçika’nın Anvers şehrinin sokaklarında karşılaştıkları anda Süvari, ertesi günün maç öncesi konuşmasını hazırlamıştı. 1966 Dünya Kupası şampiyonu İngiltere’nin menajeri Sir Alf Ramsey, futbolcuların şaşkın bakışları arasında Adnan Süvari ile kucaklaşıyordu. İskoçya, İrlanda ve Galler’in milli futbolcuları, o gün Belçika’nın ünlü oyuncusu Wan Himst’in jübile maçı için oradaydılar. Sir Ramsey, bu maça Süvari’yi ve öğrencilerini de davet etmişti.

Antwerp maçı saati gelip çatmıştı. Maç öncesi Süvari rutin konuşmasını bir türlü yapmamıştı ve takımı sahaya davet eden ikaz zili çaldığında futbolcular çıkış tüneline yönelmişti. Birkaç adım atmışlardı ki, Süvari’nin sesi duyuldu: “Bir dakika durunuz.” Hep birlikte Süvari’ye dönmüştü futbolcular. “Benim nezdimde dünya şampiyonu İngiliz milli oyuncuları kadar değerlisiniz. Allah yardımcınız olsun. Başarılar dilerim.”Süvari’nin bu sözleriyle birlikte Göztepe o gün Antwerp’i deplamanda 2-1 mağlup etmişti. Bu aynı zamanda Türk takımlarının Avrupa kupalarında son sekiz yıldaki ilk deplasman galibiyeti oluyordu.

Sebahattin Süvari’nin 1970 yılındaki vefatının ardından yönetimle anlaşmazlığa düşen Adnan Süvari’nin adı Fenerbahçe ve Karşıyaka anıldı ama o 1970-71 sezonun sonunda bir daha teknik direktörlük yapmamak üzere köşesine çekildi. 1972 yılında evlendi, iki kız çocuğu oldu, uzun süre federasyon üyeliğinde bulundu, sigortacılık işine girdi, Milliyet gazetesinde köşe yazıları kaleme aldı ve Türk futbolu üzerine kafa yormaya devam etti.

1991 yılının 19 Mayıs’ının akşamı kızı Özlem Süvari’ye şöyle söylemişti: “Ben arkamda sizlere bir anahtar bırakarak gidiyorum. Bu anahtar soyadınızdır. Ve onunla tüm kapılar sizlere ardına kadar açılacaktır.” Bu konuşmadan 15 gün sonra bir kalp krizi geçirerek aniden ebediyete uğurlandı. Türk futboluna dönemin ilerisinde düşünmeyi, kişilikli futbolu, ilk yumruğu vurmayı öğretti. 1990’lı yıllarda Derwall ve Sepp Piontek’ten ihraç ettiğimiz güveni çok öncesinde aşılamaya çalıştı. Modern oyun anlayışıyla Türkiye’deki hücum futbolunun ilk örneklerini sergiledi. Üstelik bunu dünya trendlerini takip eden bir futbol görüşüyle gerçekleştirdi. Böylece sadece ailesi için değil; yaptıkları, söyledikleri, gerçeğe dönüştürdüğü hayalleriyle ardında Türk futbolu için de pek çok kapıyı açacak anahtarlar bıraktı.

UNUTULMAZ MAÇLAR

Alsancak Stadı, Alsancak olalı böyle maçlar görmemişti!

Göztepe – Atletico Madrid: 3-0
Fuar Şehirleri Kupası 2. Tur 2. maç
22 Kasım 1967

İlk turda Antwerp’i eleyen Göztepe, ikinci turda 1965-66 sezonunda İspanya şampiyonu Atletico Madrid’le eşleşmişti. İspanya’daki ilk maç 2-0 bitmişti. Bombacı Halil’in ağları delen penaltısı Göztepe’yi öne geçiriyordu. Kaptan Gürsel durumu 2-0 yapmış ve Halil son dakikadaki müthiş füzesiyle Atletico Madrid’i yere sermişti.

Göztepe – OFK Belgrad: 2-0
Fuar Şehirleri Kupası 3. Tur 2. maç
29 Ocak 1969

3-1 biten ilk maçın sonunda soyunma odasına dönen Nevzat, Adnan Süvari’nin tepkisinden çekiniyordu. Ama Süvari, “Aferin çocuklar” diyordu. “Deplasmanda çok değerli bir gol attınız.” Göztepe ikinci maçı 2-0 kazandı ve futbol tarihinde ilk kez bir Türk takım adını çeyrek finale yazdırdı.

Göztepe – Cardiff: 3-0
Kupa Galipleri Kupası 2. Tur 1. maç
12 Kasım 1969

1968-69 sezonunun Türkiye Kupası şampiyonu Göztepe, ülkemizi Kupa Galipleri Kupası’nda temsil etme hakkını kazanıyordu. İlk turda Marsilya’yı elemişlerdi ancak ikinci turda rakip Toshack’lı Cardiff zor bir rakipti. Göztepe’deki ilk maçta Fevzi, Ertan ve Nielsen’in golleriyle gelen galibiyet turun kapısını aralıyordu.

SÜVARİ’NİN KEHANETİ

Adnan Süvari, Karadeniz fırtınasını beş yıl öncesinden öngörmüştü

1969-70 sezonunda Orduspor-Göztepe maçının ardından basına verdiği demeçte Süvari, Karadeniz takımlarının yakın zamanda patlama yapabileceğini söylüyordu. “Karadeniz’den yükselen bir tehlike var. Gelecekte Türk futbolunun ağırlığını bu sahilin gençleri taşıyacaktır.” Süvari, Karadeniz takımlarının tek eksiğinin antrenör olduğunu söylüyordu. Kehanetin gerçeğe bürünmesi çok gecikmedi ve Trabzonspor 1975-1984 yılları arasında tam altı kez şampiyon olarak o döneme damgasını vuran Karadenizli oldu.
Kaynak: Ahmet YAVUZ
www.gozgoz.tv den alıntıdır.

26 Eylül 2013

Olimpiyat hatırası kime yaradı kime yaramadı?


Seyircilerin sahaya atlaması sonucu ortaya çıkan malum olay sonucunda; Felipe Melo'ya 2 maç, Bilic'e 3 maç,Beşiktaş'a 4 maç saha kapatma ve küçük para cezaları ile savuşturuldu. Sizce tüm bu olaylardan sonra kimler karlı kim zararlı çıktı?

-Sahası kapatılan,4 te 4 ile giderken arkasındaki rüzgar duran,4 maç seyircisinden mahkum olan ve teknik direktörünü kaybeden Beşiktaş....?
-Baş aşağı düşerken lideri yenen ve soluk alan ama Melo'yu ve Başkan-TFF-Terim çekişmesi sonucu hcoasını kaybeden Galatasaray ....?
-Galatasaray ile Fatih Terim ribaund mücadelesinden galip çıkan TFF ....?
-1453 Çarşı'nın misillemesi sonucu toplumda sempatisi azaltılmaya çalışan çArşı ....?
-Haziran direnişi sonrasında statlarda oluşan siyasi protestoları engellemeyen ve olaylar sonucu yasa çıkartıp statlara tekrar polisin girmesini sağlayacak olan hükümet....?
-Özel güvenlik şirketleri....?

27 Aralık 2012

3 Temmuz'dan Bu Yana...

Aykut gibi başlayım...

3 Temmuz 2011 sabahında Aziz Yıldırım'ın tutuklanmasıyla başlayan süreçte neler yaşandı hatırlayalım. Aslında hep beraber yaşadık bu yazacaklarımı ama topladığınızda woow diyenleriniz belki çıkar ortaya. Okuduğunuzda anlayacaksınız ki Aykut'un ağlamasını gerektirecek hiçbirşey yok. Herşey onların istediği gibi devam ediyor...

  • Aziz Yıldırım ve bir grup Fenerbahçe yöneticisi tutuklandı. Çete oluşturmak ve örgüt suçlarıyla beraber Süper Lig maçlarında şike yapmak yargılandıkları konulardı. Adamların ellerinde para çantalarıyla resimleri vardı, ona bile utanmadan "biletti" diyebildiler.
  • Aziz Yıldırım bu süreçte en az 5 kere hastalığını bahane ederek hapishaneden dışarı çıktı, bu süre zarfında kimlerle görüştü, ne konuşuldu bilen yok.
  • 2011 yazında Fenerbahçe'nin en önemli oyuncuları kadrodan ayrıldı. Fenerbahçe ekonomik sorunlar nedeniyle sattık dedi ama hülle gibi görünen Emenike transferi (ki şike soruşturmasında adı bolca geçer ve şu anda Türkiye'ye gelemiyor tutuklama emri var), Lugano'nun gittikten sonraki şike hakkındaki açıklamaları (yapılmış olabilir dedi) bu transferleri hala karanlık kılıyor.
  • Aynı sezon sonunda Fenerbahçe'nin Avrupa kupalarına gönderilmeyişi ve bu kararı alan Federasyon başkanının ani istifası. İstifa sonrası yaptığı açıklamalar şike var diye bas bas bağırıyordu.
  • Şike dosyasında adı geçen bir kulübün aynı dönem başkanlığını yapan adamın TFF başkanı olması ve arkasından yaptığı Fenerbahçe'miz açıklaması.
  • Arkasından ligin Galatasaray tarafından domine edileceğinin anlaşılmasıyla beraber getirilen Play Off uygulaması.
  • (Bu süreçte Aziz Yıldırım hala hapistedir)
  • Fenerbahçe'nin her başarısız sonucu arkasından Aykut'un yaptığı 3 Temmuz söylemleri.
  • Aziz Yıldırım'ın her fırsatta konuşursam şu yanar, bu yanar açıklamaları.
  • Zamanında bas bas 58. madde getirilsin diyenlerin operasyon başladıktan sonra maddeyi kaldırtmak için çırpınışları.
  • 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanunu'nun ısrarla uygulanmaması.
  • Cas namusumuz diyenlerin namuslarını hiçe sayıp davalarını geri çekmeleri.
  • Aziz Yıldırım'ın yargılandığı bütün suçlardan 6 Yıl 3 Ay ceza alması ve bu kararın yargıtayda hala onaylanmaması.
  • Fenerbahçe'nin bu süre zarfında ne UEFA'dan ve FIFA'dan ne de TFF'den hakettiği küme düşme cezasını almamış olması (ki bu en çarpıcı olanıdır)...
  • Sayfalarca kayıtlara rağmen saçma sapan adamlara saçma sapan uydurma cezalar verilmesi.
  • Irkçılık yapan Fenerbahçeli oyuncunun kamera kayıtlarıyla saptanan cezasının verilmemesi.
  • Yine TFF hakemine tüküren oyuncuya uydurma bir ceza verilmesi. Yayıncı kuruluşun yayınladığı görüntünün montajlı olması, arkasından ortaya çıkan gerçek görüntünün birileri tarafından sildirilmesi...

Benim hatırlayabildiklerim bu kadar, fazlasını hatırlayan varsa ekleyebilir. Kısacası anlaşılan şu ki siyaset insanların ilgilerini futbolda tutmada kararlı. Bu ülkede insanlar kahvelerde ya futbol konuşur ya siyaset, 3. bir seçenek yok. Yoksa Fenerbahçe küme düşürülüp veya onun zararına bir karar verilip rekabet ortadan kaldırılırsa insanlar futbol yerine siyaset konuşmaya başlar ki bu hükümet için felaket demektir. Sebep her ne olursa olsun, bu iğrenç düzenin içine bir kum tanesi katan varsa haram zıkkım olsun. İstediğimiz futbol bu değil...

13 Mayıs 2012

Şampiyon...

video


Süper Final'de Trabzonspor'la oynadığımız maçtan önce İstiklal'de yapılan yürüyüşte bir Galatasaraylı'yla tanıştım. Kendisi görme engelliydi, üzerinde Galatasaray forması elinde görme engellilerin kullandığı çubuğuyla İstiklal'de tezahürat yapa yapa yürüyordu. Beraber yürüyüşe gittiğim arkadaşımın üniversiteden tanıdığıymış.

Girdim koluna, lisenin önünden Taksim'e kadar bağıra bağıra geldik. Bu şekilde anlatınca pek farklı bir olay gibi durmuyor ama düşünsenize daha sarı ve kırmızı renklerin hangileri olduğunu bile bilmeden, hayatı boyunca tek bir Galatasaray maçını bile izlemeden hatta futbolun nasıl birşey olduğunu bile tam olarak bilmeden yüreğinde Galatasaray sevgisi taşıyan bir insan... Dün akşam da giymiş formasını üzerine Florya'ya koşmuş hemen maçtan sonra...

Ben sahanın içinde oynanan oyunun analizini bıraktım artık. Çünkü ne yazarsanız yazın maçlar birbirinin aynısı gibi geliyor artık bana. Ama böyle yürekler, böyle hikayeler, böyle insanlar futbolun, sporun en güzel yanını oluşturuyor.

Sana da yüreğinde böyle temiz böyle saf duygular taşıyan bütün taraftarlarını sevindirdiğin için milyonlarca kere teşekkür ediyorum Galatasaray. Dün akşam kız arkadaşıma da söylediğim gibi, hayatımda bu kadar sevineceğim başka bir gün olacağını düşünmüyorum. Herşeyimsin Galatasaray...

27 Nisan 2012

Doping!

Yeni gözdem oluyor kendisi. Yapımında emeği geçen herkese buradan en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

He bu arada bu vesileyle Afyon'daki vatandaşlara "Nazdorovya" diyorum. Afiyet olsun.

23 Nisan 2012

Bravo gençler


Mehmet Topuz, maç sonrası Melo'yla dalga geçmek amacıyla köpek taklidi yapıyor.

Miroslav Stoch, kendi formasıyla değiştirdiği Galatasaray formasını götünün içine sokuyor.

Bravo gençler, tam da mensubu olduğunuz camiaya yakışan hareketlerde bulundunuz. Helal olsun.

Maçla alakalı hiç bir şey söylemeyeceğim; Sir Alex Ferguson'un meşhur bir lafı var "İstatistik mini etek gibidir, çoğu şeyi gösterir ama asıl olanı gizler" Bu lafın üstüne söyleyecek başka bir cümle yok.

Maç sırasında Fatih Çalışkan isimli bir renkdaşımız kalp krizi geçirip vefat etmiş. Allah gani gani rahmet eylesin. Ne diyeyim bilmiyorum. Birileri, birilerinin götünü kurtarmak için sikindirik bir olay icat ediyor, biz de bu senaryoyu izliyoruz işte.

Bu play off'u çıkartanların da, Fenerbahçe'nin balının da, Galatasaray'ın şansının da toptan amına koyayım.

21 Nisan 2012

Yazık Ettin...



Manchester City altyapısında yetişen, 1 sezon Norwich City'ye kiralandıktan sonra son durağı olan Sheffield United'a transfer olan Ched Evans "tecavüz" suçundan 5 sene mahkum edildi.

Olay geçen Mayıs ayında City altyapısında beraber oynadığı Clayton McDonald'ın bir kızla sokakta bulup, birşeyler atıştırıp otel odasında ilişkiye girmesiyle başlıyor. Bu olayın üzerine Evans da onlara katılıyor. Aslında kız 19 yaşında, yani yasalara göre ilişkiye girmesinde bir problem yok. Olayın patladığı nokta kızın aşırı derecede sarhoş olması ve bu iki gerizekalının telefonla "homemade" denemeleri. Kız ise çok sarhoş olduğu için hiçbirşey hatırlamamakta, sabah kendini çırılçıplak halde bir otel odasında bulunca dava açmış.

Yargıç "Kız otele geldiğinde sex yapılamayacak kadar kötü durumdaymış (sarhoş) bunu farketmeniz gerekiyordu" demiş. Yani olay tamamen tecavüz formuna giriyor bu durumda.

Mahkemede McDonald affedildikten sonra gözyaşlarını tutamayan Evans kendisine verilen 5 yıllık cezayı duyunca salya sümük olmuş. Yargıç "Aslında çok iyi bir kariyere doğru yol almaktaydın" diyerek olayı daha da dramatik hale getirmiş.(Evans Sheffield formasıyla bu sezon  37 maçta 30 gol ve 13 asist gibi hayvani bir performans sergilemişti)

Cezanın verildiği gün Sheffield United resmi sitesinden Evans'ın avukatları davayı bir üst mahkemeye taşıyacaklarını bildiren bir açıklama yapmışlar.

Şimdi biz ne desek suç. İngiltere gibi sex, eğlence, threesome gibi olguların normal gündelik şeyler olduğu bir yerde tecavüz suçundan yargılanıp 5 sene ceza alabilmek için ya çok yetenekli olmanız ya da aynı oranda gerizekalı olmanız lazım. Evans gerizekalı olan kısımdan gibi görünüyor.

Bir de bu olay Türkiye'de olsa ne olurdu diye düşünmeden edemiyor insan. 5 maç ceza verirlerdi, tahkim 3 maça düşürürdü, kızı otobüste döverlerdi neden içki içip erkeklerle otele gidiyosun diye. Adamlara en çapkın erkek plaketi verilirdi. Hayat mutlu mesut devam ederdi herhalde...

Bizde kıza, babası oğlu birlikte tecavüz etti, yetmedi paramparça ettiler çöpe attılar. Çocuk zar zor bulundu, devlet büyükleri kızı suçladı, olayı yapanlardan baba serbest oğlu çocuk mahkemesinde yargılandı. Aradaki farkı siz düşünün işte. Adamlar futbolcularını sadece kız kendinde olmadığı için 5 sene hapise göndermeye çekinmezken biz neler yapıyoruz. Daha çok fırın ekmek var yiyeceğimiz çook...

Paylaş