30 Ağustos 2010

Kontenjan Yetmedi Herhalde.

Yaz başında 6+2+2 gibi garip bir yabancı oyuncu kontenjanı getirildi bildiğiniz üzere. Bu kurala göre kadronuzda 10 tane lisanslı yabancı oyuncu bulundurabilecek fakat bunlardan aynı anda sadece 6'sı ilk 11'de olabilecek, diğer 4 tane de 2-2 tribün ve yedek kulübesi tarafından paylaşılacak dendi.

Bu kural sonrası takımlar (Beşiktaş hariç) daha rahat yabancı transferi yapmaya başladı. Daha doğrusu aman kontenjan dolu şunu gönderelim bunu alalım muhabbetleri dönmedi. Belki de bu kuralın kabul edilmesinde yıllardır yeni transfer yapmak için gönderilen eski oyunculara verilen tazminatların payı büyüktür.

Neyse ben uzatmadan kendi bahsetmek istediğim konuya geleyim. An itibariyle Galatasaray büyük bir sürpriz yapmazsa 4 büyüklerin kalelerini teslim ettiği kalecilerin hepsi Türk olacak. Yıllardan beri, hatta 5 yabancı hakkı varken bile Cordoba, Mondragon, hatta yılan hikayesine dönen Sylla gibi adamlara kalelerini teslim etti takımlar. Fenerbahçe'yi bu gruptan ayrı tutabilirim, çünkü onlar Volkan gibi bir adama sabretmiş, deyim yerindeyse onu bile kaleci yapmışlardır. Çünkü Enke olayı pek iyi hatıralar bırakmadı onlarda. Ufaktan içini açmak gerekirse ;

2 Sezon içinde Asper, Myhre, Kjaer, Cordoba'yı arka arkaya transfer yaparak tarihe geçen Beşiktaş. Yine 2 sezon içinde De Sanctis ve Leo Franco gibi kalburüstü kalecileri bile bitiren, Freidel'ı tutmayan, Mondragon'u da apar topar gereksiz yere gönderen Galatasaray. Brezilya Milli Takımı'nın 1 2 yıl içinde kalesini koruyacak denilip getirilen Jefferson ve transferi için takla attığı Tony Sylla'yı apar topar gönderen Trabzonspor ve son olarak acı bir şekilde hatıralarda kalan, belki de Fenerbahçe'nin en acı yabancı kaleci deneyimi Enke...

Son 10 senede 4 büyüklerden aklımda kalan kaleci anılarıdır bunlar. Yazının da başında dediğim gibi bu takımlar artık kalelerini Türklere bırakıyor. Ve bu dörtlüden kaleci kadrosu olarak en zayıfı açık ara Galatasaray. Onur, Volkan ve Cenk ciddi anlamda yetenekliler. Galatasaray'a baktığımızda 8 yıldır bu takımın kalecisi olamayacağını bas bas bağıran Aykut ve önünde Galatasaray'ın ne yazık ki asla tahammül edemeyeceği kadar zaman bulunan Ufuk.

Ufuk'a tahammülü yok Galatasaray'ın çünkü bu takım kaleci konusunda asla bir Fenerbahçe olmadı. Psikolojik olarak taraftar ve yönetimlerin aklında hep yabancı kaleci var. Çünkü baktığınız zaman bu takımın hep büyük başarılarında kalesinde yabancı kaleci vardı. Simovic'den beri böyle gelmiş bu, Hayrettin bile kötü maçlarıyla anılır hep. Benim yaşım elvermez ama anlatanlar haksızlık edildiğini söyler durur hep. Fenerbahçe Olamadı' dan da maksadım şu ki, Fenerbahçe Engin'in sakatlığından sonra Rüştü'nün inanılmaz performansıyla başladı yedek kalecilerine güvenmeye. Rüştü'nün bu performansı milattır belki Fenerbahçe adına. Sonrasında Volkan gibi bana göre ilk zamanlarında kaleciden çok çuvala benzeyen ve saçma hatalara imza atan bir adama taraftarın sabretmesine neden oldu bu olay. Ama 1 sene içerisinde Volkan eski Volkan'ı geçti, şimdi ise Mert geliyor alttan. Çocuk o kadar rahat ki, biliyor taraftar ona sabredecek ve güvenecek. Üstüne de Kezman'ın oğlu Serkan Kırıntılı'yı aldılar. Kısacası yerli olarak kaleleri sağlam.

Cenk, Rüştü, Hakan - Volkan, Mert, Serkan - Onur, Tolga, Bora - Ufuk, Aykut, Emirhan.

10 kişi olan yabancı kontenjanlarını harcamayacak kadar yetenekli Türk kalecileri bu ligde izlemek benim hoşuma gidiyor. Umarım Ufuk da ondan beklenen sıçramayı kısa zamanda gösterir ve Galatasaray'a yabancı kalecisiz de başarı gelebileceğini kanıtlar.

Bu Saatten Sonra...

Gelecek galibiyetin... diye devam etmem beklenebilirdi ama öyle değil. Bu saatten sonra totem denen şeye inanmayanlarla sabaha kadar tartışabilirim.

Bu akşam mağazadan çıktıktan sonra mizahigeveze arkadaşımı aradım, sorduğum ilk soru "kaç kaç yeniliyoruz" oldu. Soru farklı bir formattaydı ama boşverin orasını artık. Aldığım 1-0 öndeyiz cevabı karşısında şok olmuştum resmen.

Antalya Meydan'dan raylı sisteme bindiğim gibi Çallı'ya doğru yola çıktım. Muratpaşa durağından sonra nekst sıteyşın Şarampol dediğinde aklıma arada bir takıldığım Okyanus Biranesi geldi. Hatırlamazsınız ama Burak Yılmaz'ın Fenerbahçe'ye attığı golü canlı izlediğim Birane. Hemen indim durakta, içeri girdim, ben maçın skorunu 1-0 biliyorum. Etraftaki dayılara sordum 1-1 dediler, güzel bir giydirdim anınada.

İkinci yarı başladı, ama içim nedense rahat. Ölmüş eşşek kurttan korkmaz misali herhalde. Zaten ben aklımda mağlubiyeti kurmuşum, demi ya 2 senedir Fenerbahçe ile birlikte yenemediğin tek takımla hem de deplasmanda oynuyorsun. Yenmenin imkanı yok. İddia oranlarına bakmadım ama sürpriz Galatasaray'dır herhalde. Ayrıca Eskişehir geçen seneden farklı olarak, şu anda 4 büyüklerden hangisinin kadrosuna koysan sırıtmayacak Burhan'ı, Batuhan'ı ve Galatasaray'da olsa belki de efsane olacak olan Pele diye bir adamı kadrosuna katmış. Kadrolarından da eksilen pek oyuncuları yok.

Neyse bir şekilde maçı aldık, ben gördüklerime inanamadım, zaten bu da maç yazısı değil. Bu bahsettiğim Biranenin bana uğuru diyelim. Ayrıca galatasaraysözlük'ten toka' nın bana göndermiş olduğu Galatasaraysözlük tişörtünü de üzerimden çıkarmadım. Totemse totem arkadaş, bu takım Eskişehir'i yenebiliyorsa teknik taktik açıklaması olamaz benim gözümde...

27 Ağustos 2010

66'dan 10'a Arda Turan...




66 Numara Arda için dönüm noktasıdır. Biz Arda'yı 66 numarayla tanıdık. O numarayla sevdik. 66 ile sıfıra inip kestiği ortalara, attırdığı attığı gollere aşık olduk. Ercan Taner'i "Arda kaleciyi yatırdı, Ardaa Ardaaa" diye coşturduğu için sevdik. Boleslav maçında ortaya çıktığında "ulen bu çocuk neymiş de haberimiz yokmuş" dedik.







Sonra 10 numarayı giydin Arda, bu yetmezmiş gibi kaptanlığı da aldın. İyi hoş hepsi güzel bütün bunların. Hatta "Güle güle 10'ursuz Lincoln, hoşgeldin 10'urlu Kaptan" diye kartonlara yazılar bile yazdık.



Ama Arda bizim bu sevgimizi görmezden geldin sen. Belli bir kesimin yaptığı terbiyesizliği bütün taraftara mal ettin. Ben senden ne beklerdim? Yarım milyara yakın para harcayıp güç bela gittiğim bir Fener maçında takımı ayağa kaldırmanı, bir kaç güzel hareket yapmanı belki gol atıp asist yapmanı bekledim. O'nu geçtim zaten de... Manisa maçında seni tribünlere çağıran; Denizli'den, Burdur'dan, Isparta'dan, İzmir'den bir sürü yol gelip senede bir kez Galatasaray'ını izlemek isteyen adamlara tavır koydun. Millet "Büyük kaptan" diye kıçını yırtarken sen sadece tebessümle geçiştirdin bu yapılan sevgi tezahuratlarını. Bütün takım gelip yumruk şov yaparken millete tavır koymayı tercih ettin. Orada tavır koyduğun sadece taraftar değildi be Arda, orada tavır yaptın ama o insanlar seni bıkmadan çağırmaya devam etti sen gelesin diye. En sonunda "hadi ulan oradan sende" dediler, kimse kimsenin tafrasını çekmek zorunda değildir çünkü... Manisa maçında benim gözümdeki değerin düştü bir kere. Eskisi kadar tapmıyorum sana, ve "Liverpool'a gitmek istiyorum, hede hödö" laflarına da pek takmıyorum zaten. Çünkü ne yapmak istediğin seni ilgilendirir. O kalbi kırdın kardeşim bir kere. Sen 650Bin liraya Acun Ilıca'lının Aston Martin'ini alırken ben Manisa'ya Doğan SLX arabamla geldim seni izlemeye. Ajitasyon'un Allah'ını da yaparım yeri geldiğinde ve gerektiğinde. Yaparım benim hakkımdır, üzerine giydiğin forma sıradan bir forma değil bilmem bunun farkında mısın? 10 Numara o, 10. Tamam yeri geldi Revivo'su Felipe'si giydi ama o formayı Hagi giydi Hagi, Metin Oktay giydi be. Sen şimdi vurdumduymaz gezerken Hagi deliriyordu o forma için. Hırsından Tony Adams'a dirseği oturtup Erol Ersoy'un ağzına pisliyordu. Athletic Bilbao'ya son dakikada bazuka fırlatıyordu. Milan'a, Rapid Wien'e, Leeds United'a çakıyordu be Arda. Sen ne yaptın peki o 10 numara için? Hagi'nin hırsının 10'da biri var mı sende? Taraftara tavır aldın, o'nları duymazdan geldin. Ufacık çocuğa "Baba Arda'yı o kadar çağırdık gelmedi, sevmiyorum artık o'nu ben" dedirttin.  Oysa ben Store'dan forma alırken bir başka çocuk "66 olsun formam, Arda yazsın" diyordu 3 sene önce. Şimdi gelinen nokta neresi? Sen ne yapıyorsun Aslan'ım? Sevenlerin gittikçe azalıyor. Hem kendine hem Galatasaray'a zarar veriyorsun. Hiç kafanı yastığa koyduğunda düşündün mü "Ulan ben ne yapıyorum, kendimde miyim? Bu ben miyim?" diyor musun? Milli Takım'ın Amerika kampından döktürürken Galatasaray'a gelince ne değişti? Umarım bir an evvel kendini toparlarsın. Yoksa bu insanların tahammülü pek kalmadı artık...

Ha bir de ağlamışsın sanırım Karpaty Lviv maçından sonra. Benim Fener maçından, Trabzon maçından, o'nlarca maçın ardından ağladıklarıma uykularımın kaçtığına sayıyorum o gözyaşlarını...

Yanlış Tespit

Bu takımı transfer kurtarmaz diyip duruyordum ama yanılmışım. 3 4 transferle bu kulüp çok rahat düzlüğe çıkar, hem de bu transferlerin sezonu da kapanmıyor. Nasıl mı ?

Yeteneksiz karaktersiz oyunculara yetenek ve karakter.

Vizyonsuz ve basiretsiz yönetime vizyon ve karakter.

Ruhsuz ve çorbacı takımına da biraz daha kombine ve bilet.

14 sene şampiyonluğu göremeyen bir yaş grubu var. Bu abiler 35 ve 45 yaş arası sıklıkla. Şimdi onlara sormak istiyorum, bu 14 senelik dönem içerisinde, bu sezon başından beri izledikleri Galatasaray kadar ruhsuz, silik, karaktersiz bir Galatasaray izlediler mi ? Ulan Galatasaray ! diyorlar, Galatasaray'ın ara ara böyle bizi üzeceğini ve bizim de buna metanetli olmamızı öğütlüyorlar sıklıkla. Vallaha Galatasaray bizi üzecek evet, her gün bayram olmaz ama böyle de taraftarın ruhsal yapısıyla oynanmaz arkadaş. Sen 10 kişilik rakibine üstelik adamlar forvetsizken 3 dakika dayanamıyorsan bu iş Ulan Galatasaray boyutunu çoktaaan aşmış demektir.

Bu saatten sonra alsınlar o Türk Telekom Arena stadını çatısıyla beraber monte etsinler güzel bir yere. Haftasonu Süper Lig'e çıktığından beri kendi evimizde bile yenemediğimiz Eskişehir'den bir 3 tane daha yiyelim, nasılsa buldular kuyuyu, bir kepçe de onlar alsın ne olacak.

Ömrümü yedi Galatasaray, dün golü attıktan sonra terk edecektim mekanı, izlememem lazımdı çünkü biliyordum bir şekilde yiyecektik o golü, sağolsunlar uzun sürmedi bekleyiş. Rezil ettiniz bizi, Tromso maçında tribündeydim, o zaman bile bu kadar ruhsuz değildi bu takım. Rijkaard'ı da bitirdik, ciddi anlamda büyük camiayız. Ne diyelim...

26 Ağustos 2010

Son Düzlüğe Girilirken...

Bu takımı transfer kurtarmaz, en başında yine bunu söyleyerek başlayım da sonra vay lafını yuttun vs. muhabbeti dönmesin. Fakat takımın oynayamadığı oyun da ortada. Bir futbol takımından başka herşeye benziyorlar. Entrika, ihanet ne ararsanız var takımın içinde. Sportif başarının yanından geçilmiyor ama fanatik bir taraftar olarak az da olsa iyi futbol izlemek hakkım diye düşünüyorum. Tamam belki durumum nedeniyle milyarlar harcamıyorum takımım için ama kötü bir sonuçta sanki benden daha çok üzülen başka kimse yokmuş gibi hissediyorum.

Neyse kısa keserek bahsetmek istediğim olaya geleyim. Şu son 1 haftadır Galatasaray'a gelen giden oyuncunun haddi hesabı yok. Sırayla yazmak gerekirse Misimovic bir geldi bir gitti, aynı şekilde Emana da öyle. Tabi bunların ciddi girişimler olduğu biliniyor artık, sonuçta son haftaya girildi transfer döneminde. Son haberlere göre de Emana tamam ama Wolfsburg'un beklenmeyen Diego transferi rotayı yine Almanya'ya döndürdü. Emana'nın Rijkaard'ın ilk tercihi olmadığı ve bu nedenle Misimovic transferi olmaz diye yedekte tutulduğu söyleniyor. Gerçi bana kalırsa ikisi aynı anda alınmazsa bu takım yine tek ayakla yürümeye çalışacak gibi.

Misimovic transferi kapandı derken Diego'yu son bir hamleyle transfer etti Wolfsburg, Magath'ı çok sevdiği için Schalke'ye gidecek haberleri dolaşan Misimovic hakkında ise Schalke'nin Adnan Sezgin'i oyuncularını rakiplerine bırakmayacaklarını belirten açıklamalar yaptı. Ancak Farfan takası karşılığında bu işin olacağı kounşuluyor şimdi, olmazsa diğer alternatif bizmişiz. Hatta Van Der Vaart haberi de dolanmaya başladı Schalke için.

Bana kalırsa Farfan'ı vermez Schalke, Farfan, Diego, Dzeko üçlüsü bu ligi rahatlıkla domine edebilir eğer aşı tutarsa. Bu bağlamda Wolfsburg'dan alınacak Misimovic'in tahtı artık sallanmaktan öteye geçen Magath'a yapılacak bir kıyaktan öteye geçmeyeceği aşikar.

Uzun lafın kısası bizimkilerin eline bakıyor transfer, Schalke bir delilik yapıp Farfan'ı vermezse ya da çıkıp alın kardeşim 10m demezse bu iş bitti bence. Adnan Polat azcık laf yapacağına transfer yapmış olur işte fena mı. Ortayı Diego açtı, golü atmak da bizimkilere kaldı, attılar attılar atamadılar taklayı atacaklar.

Ps: Bu adam Lincoln'un ikizi, eğer gelirse Arda, Ayhan, Sabri falan eski günleri yad etmez umarım :)

25 Ağustos 2010

10 Sene Değil 100 Sene de Geçse...

Tarih değişmez. 2000 yılı Uefa Süper Kupa Şampiyonu Galatasaray, 2000 Ağustos ayı itibariyle de Avrupa'nın, dolayısıyla da Dünya'nın en büyük kulübüyüz. Unutulsun diye alınmadı bu kupalar. Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi inanmasanız da bu.





Bu arada kadrolara baktım, o zamanki Real kadrosundan 4 oyuncu Geremi, Carlos, Guti ve Concecaio'nun yolu bir şekilde Türkiye'ye düşmüş. Onların genç halini izlemek de güzel geldi...

23 Ağustos 2010

Kangren Olmadan

Tdk'nda sözlük anlamı; Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk olarak tanımlanmış. Boldladığım kısım herşeyi anlatıyor bir anlamda. Vakti zamanında da Atv'de yayınlanan Sıcak Saatler adlı dizide bugünlerdeki Ramiz Dayı'nın türevi bir dayı çok güzel bir söz etmişti. İki yarım her zaman bir bütün etmez diyordu. İşte bugün nasıl 11 profesyonel oyuncu bir takım etmiyor ne yazık ki ama bir zamanlar 10 hatta 8,5 oyuncu bir Dünya devi olabiliyordu. Yanlış anlaşılmasın, o zamanlar geri gelsin, o adamlar gelse demiyorum. Asla da demeyeceğimi beni az çok tanıyanlar bilir. Fakat işin acı gerçeğidir ki o insanlar da bu kulübe, bugün bu işin içinde olanlar da aynı bu ekibe hizmet veriyor (gerçi vermiyor da...)

İşten çıktım, köftemi yedim, daha hiçbir ne bloga ne siteye ne de foruma girmeden geldim buraya yazıyorum, maçın özetine bile bakmadım. Kim ne oynamış ne yapmış haberim bile yok. Skor taraftarıyım işte, yensek kesin gelip kelebekler uçururdum burada! Kaç haftadır dilimde, bu takımı ne transfer kurtarır ne yeni bir yönetim ne de yeni bir teknik adam. Takımın için boşalmış sanki, Gerets'in ikinci senesinin tekrarını izliyor gibiyim.

Temmuz başında hem yönetimsel, hem de futbolcu kadrosu anlamında yapılan değişiklikler takımı derinden etkiledi. Sözde Florya'da olmayan disiplini getirecek denen Adnan Sezgin bugünlerde bırakın takımla ilgilenmeyi, kulüp adına tek bir olumlu hamle yapamamakta. Sportif başarıdan bihaber müteahhit zihniyetli Adnan Polat Özhan Canaydın misali yaptığı ve gerçekleştirilecek olan projeleri bir sonraki başkana devretmek üzere, haberi yok. İki lafından biri Liverpool, Premier Lig olan Galatasaray futbol takımı kaptanı ayakta duracak halde değil, hem de ligin başında. Karakterine göre değil yeteneğine göre bir adama kaptanlık verirsen suçlu yine sen olursun Adnan Polat buınu da unutma. Öte yandan dediğim dedik, çaldığım düdük diyen, bildiğimden şaşmam diyerek bu takıma bir gram olumlu katkı sağlayamayan teknik ekip debelenmekte. Gerçi onlara da ne sözler verildi de tutulmadı belki, anca gittiklerinde öğreniriz, ama bizimkiler gibi arkadan konuşacaklarını da sanmam ya neyse. Paramızı alırız olmadı yan gelir yatarız diyen futbolcu sürüsü gün ve gün daha da kendisini salmakta. Bu kadar çirkin olayların içinde Galatasaray'a rakibe ne hacet, kendi kendilerinin rakibi olmuşlar da farkında değiller.

Bu saatten sonra gelsin Misimovicler, gitsin Ronaldinholar. Pansuman yapman gereken yaranın üzerine yara bandı kapatırsan iltahap daha da büyür, belli olmaz kangren olur kesiverirler olduğu yerden. Kangren kapıya dayandı, kollar kesilmeden yaranın üzeri açılmalı...

Ps: Lan buna benzer başlığı Bülent Timurlenk de atmış geçenlerde. Vallaha utandım, okumamıştım bile o yazısını.

20 Ağustos 2010

Suçlu Sensin !






Arda'mızın, biricik kaptanımızın, göz bebeğimizin suratındaki mutsuzluğun tek sebebi sensin. Senden önce Lincoln'du, senden sonra kim olur bilinmez. Sen kimsin ki Galatasaray gibi bir camianın atkısını boynuna dolar maç izlersin. Ruhsuz karaktersiz herif. Git artık bu kulüpten, sen git ki istedikleri gibi at koştursun Yeniçerililer.

19 Ağustos 2010

Aykut Erçetin vs Onur Kıvrak



Onur ile başlayayım. Helal olsun sana İzmirlim, bizim kalemizde kaleci diye duran bostan korkuluğu seni izlesin de belki bir şeyler dank eder kafasına... Ama o'nda o kafa nerde? 8 Sene bu takımda oynamış ama hiç bir alt öğrenemiş adam senin 1 maçından mı ders alacak? Biri Anfield'da panter olur penaltı bile kurtarır; biri kendi sahasında 2 tane yumurtlar o'ndan sonra millete bağırır. Ama kabahat Aykut'ta değil tabi, bedavaya gideceği zamanda kimse teklif bile yapmazken biz sözleşme yeniledik bu adamla. Kıtır kıtır yedirttin bana parmaklarımı eeeeyyyy Aykut. Koskoca 8 senede kendini bir damla geliştiremiyorsun bu dakikadan sonra senden bir bok olmaz arkadaşım. 22 yaşında adam Anfield'da aslanlar gibi durdu kalesinde. Ben ise sana söyleyecek söz bulamıyorum Aykut Erçetin. Yok artık bitti lugatımdaki kelimeler. Tek dileğim bu takımdan bir an evvel gitmen/gönderilmendir.

Bu akşam da...

...Kalede Aykut oynarsa kendimi keserim. Vallahi yaparım bak.

Mükemmel Ötesi !

Heineken sponsorluğunda bir klasik müzik konseri düzenleniyor. Fakat Real Madrid Milan maçı akşamında, tabi olay fake...

Geri kalanını izleyin. Ciddi anlamda mükemmel yapmışlar.



Heineken Italy Activation Milan AC Real Madrid
Yükleyen bigumigu. - Film ve TV kanalındaki diÄ�er videolara göz atın

15 Ağustos 2010

Yüzünü bile görmek istemiyorum...

..."Yoluma çıkmasan iyi edersin" diye devam eden bir Demet Akalın şarkısı vardır, bu şarkı benden Aykut Erçetin adında manav çırağı olsa bütün karpuzları patlatacak ardından ustasına sinir krizleri geçirtip cinayet işlettirecek kıvama getirecek olan şahısa gelsin.



Sen Galatasaray'a 2003 senesinde gelmişsin, hasbel kadar forma şansı da bulmuşsun. Hatta arada çıkıp "Cech ya da Buffon gelmeyecekse kaleci transferine gerek yok" tarzı andaval cümleler kurma cürretinde dahi bulunmuşsun. Ama bir maçı da kurtardığını görsem ya, kafamı kırmakla kalmayacağım Konak Vapuru'ndan atacağım kendimi İzmir Körfezi'nin ortasında. 7 sene yahu, koskoca 7 sene! Sıfırdan futbolun F'sinden anlamayan bir adamı koysan kaleye en azından yan toplara çıkılması gerektiğini, topları yumruklamısını öğrenir veeee son vukuata geliyorum kurdurduğu barajın arkasında durmamayı öğrenir. Serbest atış kullanılırken sen ön direkte ne yapıyorsun? Bakalım bi napıyormuş:

-"Hmmmm. Bu sakızında zaman geçtikçe tadı boktan oluyor be, Neeskens'e söyleyeyim bundan sonra Falım Sakızı alsınlar, en azından tadı bozulmuyor Aha serbest vuruşu kullandılar dur şu topa uçayım.... Hay sıçayım, gene yedik lan. Vurdurmayın lan şu topa beni planjon yapmakla uğraştırıyorsunuz sonra. Yeter lan bıktım her topa gol olduktan sonra planjon yapmaktan..."


Demet Akalın ile başlayıp arabeske dönüyor ve Cengiz Kurtoğlu ile bitiriyorum: "Günlerimi verdim, yıllarımı verdim, hayatımı verdim; Yetmedi mi?"

Yetmedi mi Aykut ömrümden çaldığın günler, yetmedi mi?

13 Ağustos 2010

Homesick #2

Arşive baktım da ben bunun birinci versiyonunu yazalı 9 ay olmuş. Yaklaşık 9 ay sonra Tevez yine futbolu bırakma kararı aldı. Adam henüz 26 yaşında, yani bir forvet için bana göre olması gereken en verimli yaşında.

Arjantin'in Dünya Kupası'nı kazananamazsa futbolu bırakabilirim demişti ilk olarak, şimdi ise "Dünya Kupası'nda herşey yolundaydı, hiç kavga yoktu ama futbolu bırakmama az kala zor bir deneyim oldu" demiş. Hatta Maradona kovuldu diye Arjantin Futbol Federasyonu başkanıyla görüşmüş bla bla bla...

Henüz 26 yaşında bir adam niye sürekli futbolu bırakmaktan bahseder ? Sırasıyla Corinthians, West Ham, Manu ve City'den aldığı paraları yememiş, yastık altı yapmış olsa hayatının sonuna kadar aynı bu maddi rahatlıkta yaşabilir herhalde. Fakat ben sanmıyorum hayatının sonuna kadar aynı durumda olacak kadar parası olduğunu. Hiçbir futbolcunun yoktur, hayat lüksleştikçe ihtiyaçlar da büyüyor en nihayetinde.

Neyse benim değinmek istediğim nokta bu adamın psikolojisi. Her sene ortaya çıkıp şu olmazsa ya futbolu bırakırım ya da ülkeme döner orada oynarım diyorsa City kulübünün ciddi anlamda bir psikolojik destek sağlaması lazım kendisine. Bilemiyorum ailesi İngiltere'de mi ama ailesi İngiltere'ye getirilebilir, hatta Robinho'nun yaptığı gibi plajlı mlajlı bir ev yapılabilir kendisine. Çünkü öyle ters bir adam ki, tamam git 1 ay ülkene kafa dinle deseler gittiği gibi kalacak, belki ondan da korkuyorlardır. Türkiye'de olsa bu adamı çoktan sınırdışı etmişlerdi, ya sev ta terket diye :)

Homesick'liğin bokunu çıkarmış durumda yani Tevez. Bakalım seneye de çıkıp ben futbolu bırakıyorum diyecek mi ?Merakla bekliyoruz...

11 Ağustos 2010

Köklü Değişim




Galatasaray sağlık kurulu sonunda değişti. Yeni göreve gelen ekip bir zamanlar Türk oyuncuların kendi doktorları yerine tercih ettiği Ankaraspor sağlık ekibi.

Şu linkteki resimlere bakılırsa dehşet isimler görüyoruz. Adam Fatih Tekke gibi bir oyuncuyu bile iyileştirmiş. Yuh diyorum.



Kewell ve Pino'nun kasık sakatlıklarına kalıcı çözüm olabileceğini umut ediyorum. Belki Kewell seneye Liverpool'a bile dönebilir :)

Hayırlı olmasını diliyorum Galatasaray adına.

Edit: Adnan Sezgin transferi bu, Ankaraspor kapatılınca beleşe kapmış sanırım :) Ayrıca madem bu konuda bir sıkıntı vardı 2 senedir madem niye değişmedi bu ekip diye sormazlar mı adama ? Kaybedilen kaç sene daha olacaktı...

Şu videoyu da 5:20'den itibaren izleyin. Sanırım aldığımız adam o görevli :D

gora | video.mynet.com

5 Ağustos 2010

Rakip sendromu


Türkçe'den bihaber yaratıcı Fenerbahçe taraftarı maçtan önce Galatasaray'ın rakibi OFK Beograd'a başarı dileklerini iletmiş ama cümlenin devrikliği dikkat çekiyor. Bu pankartı görünce sanırım Türkçe öğretmeninin içi sızlamıştır tabi o seviyeye kadar okuduysa...

Önce kendi kapının önümü temizle, o'ndan sonra konuş.

Bucaspor'un geleceği?

 Bülent Uygun Bucaspor'a getirildiği zaman BucaFanClub denen oluşumun Facebook sayfasında aynen şunları yazmıştım:

Kardeşim yönetim Mourinho'yu getirsin demiyoruz, Bülent Uygun'un bıraktığı Sivasspor enkazına bakın ne dediğimi daha iyi kavrayacaksınız. Süper Lig'de Sivasspor maçlarının tamamına yakınında anti-futbol taktikle oynatmıştır takımı. Bülent Uygun savunma ağırlıklı sıkıcı futbol oynatır, altyapıya önem vermez. Bucaspor altyapısı çok sağlam olan bir kulüp, Bülent Uygun'un vizyonu dardır oyuncu falan keşfedip A takıma yerleştirmez, dışarıya bir ton para akıtıp Bilica, Kamanan gibi vasıfsız adamlar doldurur takıma. Çok korkuyorum bu açıdan bakınca. Umarım bu sözlerimi yerim ama sanmıyorum. Yine de hayırlısı olsun Buca için.

Aldığım cevaplarda bu adamların futbol bilgisini ortaya koymakta:

CÜNEYT sen git galatasaray hakkında yorum yap sana kalmadı BUCAMIZIN yorumunu yapmak trününden anlamadığın burdan belli çift takımlı anti istanbullu

Cüneyt illa küfür mü edelim lan siktirgit gs sayfana.Futboldan gram anladığın yok.2 senede bülent uygunun altyapıya önem vermediğini nasıl anladın sadece 2 sene hatta 1.5 senede.Biz Bucamızı amatöre düşsede destekleriz senin gibi hemen gs kollarına atmayız kendimizi.İzmirlilik istanbul takımı tutmakla olmaz hangi takımı tutacağına karar ver sonra Buca haberlerinde Bucalılık tasla çift takımlı çift kişiliklidir!

Ve bunlar gibi cevaplar karşısında suskunluğumu bozmadım. Bozsam ne olacak ki? Her şeyi toz pembe gören güruh bugün ne yazık ki bütün söylediklerimin bir bir çıkması karşısında feleğini şaşmış durumda.
Bir kere ben bu BucaFanClub oluşumuna fena halde takmış durumdayım, kendi isimlerini sürekli Bucaspor'dan daha çok kullanma çabasına girişmiş durumdalar. Her yere BFC, BucaFanClub yazarak destek verdiklerini sanıyorlar. Sattıkları bilumum tişört, anahtarlık v.s'den kulübe herhangi bir katkı sağlanıyor mu açıkçası merak ediyorum. Yönetim zaten evlere şenlik, takım tarihinde ilk kez Süper Lig'e çıkmış ortada açılacağı söylenen ama bir türlü açılamayan BuccoStore yok, tam da voleyi vuracağın anda en önemli gelir kaynağından mahrum kalıyorsun. Buca'nın içinde her yerde Fenerbahçe formasından bozma çakma Bucaspor forması satılıyor. Ne güzel memleket...

Yahu arkadaş bir kere benim ömrümün 14 senesi Konak ilçesinde o'ndan sonraki ortalama 8 sene Buca'da geçmiş, Konak'ta ikamet ederken arada Göztepe maçlarına kaçardık okulu ekip. Ben kırk yıllık Bucalı değilim zaten tamam, ama Bucalı olmamam demek Bucaspor için görüş belirtmeyeceğim ya da Bucaspor'a destek vermeyeceğim anlamına mı geliyor? En azından bunlar gibi dışarıdan gelme değil harbi İzmirliyim ben. Neyse; devam edelim yazımıza. Bucaspor'a transfer edilmek istenen Manucho'da tesbit edilen sakatlıklar sonucu anlaşmaktan vazgeçilmiş. O'ndan evvela takıma transfer edilen Dady, Mendy gibi futbolcuların ismini ne duydum ne de işittim önceden. Mendy ve Dady için hazırlık maçlarını izleyenler iyi şeyler söylemiyorlar. Genelde ifade edilen, Bucaspor'un parasının sokağa atıldığı şeklinde. Tabii ki Türbülent bununla da kalmadı, takımdan Yılmaz, Yunus, Cenk gibi demirbaşları göndererek bir anlamda şampiyon takımın iskeletine dinamit koydu. Yerlerine gelen adamlarda İbrahim Dağaşan, Musa Aydın gibi isimler. Bu adamlar benim nazarımda kazmalığın kitabını yazmışlardır, hani Futbol güzellikler oyunudur ya bunlarda güzellik yerine çirkinlik katarlar futbola tıpkı Bülent Uygun gibi. Yapılmak istenen belki de bir Dejavu'ydu ama şimdilerde durum pek iç açıcı değil. Bucaspor'da görevine son verilen menajer İlter Kasap, Bülent Uygun ve bazı yöneticilerin transferlerden komisyon aldığını iddia etmiş. Dady Osasuna'da 1 sene sadece düz koşu yapmış, bu kadar amatör bir tranfer komitesi var ortada yani... Mulemo ve Leko dışında alınan tüm yabancılar birer fiyasko adayı. Bu da Bucaspor'un parasının sokağa atılması demek. Oysa ki, Avrupa'da ve Türkiye'de fırtına gibi esen bir altyapı var Bucaspor'da. E ne dedik biz, Bülent Uygun altyapının A'sından anlamaz, gider bir sürü kazma doldurur takıma dedik ya bir linç edilmediğimiz kaldı bunları söylerken..

Dediklerimiz birer birer çıktı ama sadece stada gidip çiğdem yemesini bilen çok bilmiş taraftar Buca'yı Süper Lig'e çıkar çıkmaz şampiyon adayı yapmaya başladı bile.Forvetinde Emre Aktaş dışında oynatacak oyuncusu olmayan Bucaspor'u çalkantılı bir süreç bekliyor. Minimum zararla bu dönemin atlatılması için önce Bülent Uygun'un gönderilmesi gerekli. Umarım bu dileklerim gerçek olur da, İzmirim'in takımı Bülent Uygun yüzünden nefret edilir bir takım haline gekmez...

4 Ağustos 2010

Fener Su...



Bundan sonra su da içirtmeyecekler insana...

Dinime küfreden S.Kalou olsa !!!


Chelsea'nin Fildişi'li oyuncusu Solomon Kalou M.City için şöyle diyor : ''Çok para harcayarak
şampiyonluk kazanamazsınız.''
Chelsea'nin sahibinin Abram abi olduğunu unutuyor galiba.

Paylaş