30 Mart 2010

Oradaydım #2

İlk Ali Sami Yen Stadı tecrübem için bir kaç gün önceden tüm hazırlıkları tamamladım. Çocuk gibi heyecanlıydım tabir-i caizse. Hayatımda en çok yapmak istediğim şeyi sonunda yapmıştım. Ali Sami Yen'de bir Fenerbahçe "derbisi" izleyecektim sonunda. İzmir'den 27 Mart Cumartesi 14.50 uçağıyla İstanbul'a bir gün önceden geçip biraz gezmekti amacım. Malum ilk İstanbul maceram bu benim. Benimle birlikte AliSamiYen.net'teki hemen hemen tüm İzmir tayfası maç için İstanbul'a gelmişti. Maçın arefesindeki seçimden dolayı heyecanlar biraz tavandı haliyle, Adnan Polat'ın seçilememe olasılığı kafamı kurcalıyor, aksini düşünmek istemiyordum. Neyse ki, bu seçimde korkulan olmadı ve başkan bir dönem daha "yola devam" dedi. Oy sayımının bitmesine az bir süre kala Galatasaray Lisesi'nin kapısı önünde toplanıp bir süre sohbet ettik ayaküstü. Sonrasında Nevizade'ye geçip demlenme seansına başladık. (Anıl'ın burada biraz içi gitmiştir malum.)

Maç sabahı yaz saati uygulamasının başlamış olması nedeniyle gece konakladığımız mekandan 1 saat geç çıktık, alkolün etkisiyle saatleri değiştirmeyi unutmuşuz tabii... İlk kez İstanbul'a gelen biri olarak İzmir halkının yardımseverliğini İstanbul halkından pek göremedik desem yanlış söylemiş sayılmam. Kendi imkanlarımızla Taksim-Mecidiyeköy arasını Metro ile katettik. Ali Sami Yen'de maç izlemenin yanı sıra, maç öncesi Ali Sami Yen Sokak'taki o atmosferi ve heyecanı yaşamak yine hayatımın en güzel saatleriydi belki de. Forumdan sürekli yazıştığımız ama tanışmadığım bir çok abimi, kardeşimi görmenin ve sohbet etmenin mutluluğunu yaşadım...




Maç saati yaklaştıkça heyecanda baş gösteren artış, giriş kuyruğuna geçince tavan yaptı. İlk kez Ali Sami Yen'e adım atmanın vermiş olduğu mutluluğu kelimelerle anlatmak imkansız...




Maça gelirsek, onca zamandır gelmek için can attığım Ali Sami Yen Stadı'nda bu denli ruhsuz, isteksiz, basiretsiz bir takımı izleyeceğim aklımın ucundan geçmezdi. Biz takımımızdan gol ya da goller beklerken, derbi kelimesini zerre kadar layık görmediğim bir futbol vardı sahada. İlk dakikada Keita'nın yarattığı pozisyonu Mustafa Sarp harcamasa, maça 1-0 galip başlayacaktık belki de. Olmayınca olmuyor demek istemiyorum. Kendi sahamızda bu denli pasif olmamızın açıklaması olamaz. Takımla paralel bir şekilde tribünler de Ali Sami Yen Stadı'ndaki tartışmasız en pasif tribünlerdi. Bu fobiyi yenmemiz gerekiyor, pozisyonu bile olmayan Fenerbahçe, kendi camiasının bile sevmediği Selçuk Şahin'in 40 metreden hayatının golünü atmasıyla (yoksa Leo Franco'nun yemesiyle mi desek?) galibiyete uzandı. Daha fazla uzatıp bozuk olan snirlerimi daha da yıpratmak istemiyorum. Maç ile alakalı hatırımda kalan en güzel anlar, maç öncesi Ali Sami Yen Sokak'ta yaşadıklarım ve Orjin'in muazzam köftesidir. Sırf bu sebeplerden dolayı, bu sezon kendi şartlarımı zorlayıp bir maça daha gelmek istiyorum. Umarım bu isteğimi yerine getirebilirim. Maç öncesinde yaşadığım tüm güzel dakikalar için AliSamiYen.net ekibine çok ama çok teşekkür ederim. Bursa maçında nasipse tekrar görüşmek üzere...

17 Mart 2010

Epic Comeback #6

Aslında Comeback değil. Ancak Liverpool'un önce 2-0 öne geçip Chelsea'nin skoru 3-2'ye çevirmesi, sonra Liverpool'un 3-2'den maçı 4-3'e döndürmesi o maçta ciddi anlamda bir sansasyon yaratmıştı Chelsea tarafında. Liverpool'un 4.golünden sonra ise kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum. 5.gol gelseydi herhalde tarihin en anlamlı geri dönüşlerinden birine şahit olacaktık...

11 Mart 2010

Lacina Traore Galatasaray'a mı ?

Bugün bir blogda rastladım habere. Transfermarkt'ı açıp baktığımda da İtalyan kaynaklı bir habere daha denk geldim.

Arkadaşımız 1990 doğumlu 198 boyunda bir forvet oyuncusuymuş. Yeni Drogba diyorlarmış hatta. Arsenal'in de transfer listesinde olduğu söyleniyor. Fakat okuduğum haberde Keita'nın bu transfere aracılık yapabileceğinden bahsedilmiş. Bu aralar internetten uzak kaldığım için Türk basınından alıntılanmış olma ihtimali de yüksek gibi geldi haberin.

Bonservisinin ne kadar olacacağı tahmin edilemeyen Jo'nun yerine sezon sonunda kadroya katılabilir Traore. Bakalım zaman neler gösterecek. Bana mantıklı geliyor açıkçası.

8 Mart 2010

Klasik 3 Skorlu Maç

Yaklaşık 3 ay önce yazdığım bir yazıda Antalyaspor ve Eskişehirspor'a karşı şanssızlığımızdan bahsetmiştim. O yazının akabinde Antalyaspor'u 2-0'dan gelip 3-2 yenmiştik ama sonrasında da aynı Antalyaspor'a Türkiye Kupası'nda saçma bir şekilde elenmekten kurtulamamıştık. Yani bize karşı ters bir takım olduğu konusunda düşüncelerim hala geçerliliğini koruyor.


Bu akşam ise bu belalı ikiliden Es Es olanıyla maça çıkıyoruz. İlk yarıda Ali Sami Yen'de oynanan maç 1-1 bitmiş ve Eskişehirspor'u yine yenememiştik. Hele hele Eskişehir'de son oynanan ve 4-2 biten maç aklıma geldikçe çekinmeden edemiyorum fakat Galatasaray'ın kilit isimlerinin formda olması da içimi rahatlatmıyor değil.


Mehmet Özdilek ve Rıza Çalımbay nedendir bilinmez Galatasaray'a karşı oyuncularını ekstra motive ediyorlar gibi geliyor bana. Bunu Mehmet ve Rıza'ya bağlamak garip görünse de Galatasaray maçlarında panter kesilen Ivesa ve Ömer'e bakında bunu rahatlıkla anlayabiliriz. Özellikle bu iki kaleciyi söylüyorum çünkü ligde geri kalan maçlarda yedikleri goller onlara olan nefretimi daha da arttırıyor. Örneğin Beşiktaş'ın 1-0 kazandığı Eskişehir maçında Ivesa'nın Ekrem'den yediği ve Fenerbahçe maçında da Alex'e kaptırıp arkasından penaltı yaptırdığı pozisyonlar... Bu akşam maçı izleyemeycek oldam da Ivesa'nın performansını izlemeyi çok isterdim.


Bu maç için tek umudum Galatasaray'ın sakatlarının çoğunun iyileşmiş olması ve takımın kilit isimlerinden Keita, Arda, Jo'nun yüksek form grafiği. Bunların yanına Neill, Sabri, Elano ve takıma yavaş yavaş adapte olduğunu göstermeye başlayan Gio da eklenince Kasımpaşa maçındaki gibi seyir zevki yüksek bir Galatasaray ihtimalimiz oldukça yüksek. Jo'ya partner gibi oynayan Gio, Keita'yla sanki 10 yıllık takım arkadaşı gibi oynayan Sabri takımda belki çok ortaya çıkmayan ama tamamlayıcı rolleri olan çok önemli iki oyuncu konumundalar. Yanına kimi koyarsan koy güzel oyunundan ödün vermeyen Neill, bana göre asıl olması gereken sol kanatta oynadığında verimi iki katına çıkan Arda ve ortasahada tam bir joker oyuncu olan Elano Galatasaray adına umut veren isimler.

İşin özü başlıkta da belirttiğim gibi bu maç klasik 3 skorlu maçlardan biri. Tabi gönlüm Galatasaray'ın kazanmasından yana. Hele ki bu bize ters gelen iki takımdan Antalyaspor'un saçma bir oyunla Fenerbahçe'ye yenildiği haftada...

Ps: Antalya'ya yerleştiğim için yazılar artık az geliyor. Herkese selamlar.

7 Mart 2010

Comeback's Week

Comeback'ler haftası oldu bu hafta. Real Madrid saçmasapan gollerle 2-0 geriye düştüğü maçta önce Guti'yle nanik yaptı, sonra Ramos'la "aklını alırım ulan Sevilla" dedi ve son olarak adamım Van Der Vaart ile noktayı koydu. Açıkçası müthiş bir maçtı, Higuain'in direkten dönen topları o'nun şansslığı idi belki de. Keşke 1 gol atabilseydi en azından, yine de Real Madrid, ezeli rakibi Barça'nın Almeira karşısında teklediği haftayı karlı kapattı.


***

Bir başka Epic Comeback ise çok çok yakından, Buca'dan geldi. 18 dakikada şaka gibi goller yiyen Buca, tıpkı Real gibi son dakikalarda geri döndü. En yakın rakibi bir başka İzmir ekibi olan Altay ile puan farkı şu anda 4. Bu sene şeytanın bacağını Buca kıracak gibi gözüküyor. Kemal Kılıç'dan sonra çıtayı devralan Özcan Kızıltan ve ekibi mucizeye doğru koşuyor. İnceden kutlamalar başladı bile Buca'da. Bu coşkunun sezon sonuna dek devam etmesini can-ı gönülden diliyorum bir Göztepe sempatizanı olarak...

6 Mart 2010

Yazık değil mi?



 İlk değil bu olanlar, çözüm bulunmadığı sürece son da olmayacak... Stadlara o kadar kamera yerleştiriyorsun, ama bir taş atanı tespit edemiyorsun? Örnek vereyim; İzmir Atatürk Stadı gibi tribünler ile saha arasında 30 metre mesafe olan bir stadyuma girişte cebimizdeki bozuk paralara kadar el koyulurken nasıl olur da Diyarbakır'da yumruk kadar taşlar, çakmaklar ve bilumum maddeler tribüne sokulur anlamış değilim...  Dişe diş, kana kan mı yapıyorsun kardeşim?
 


Bu konumda tek suçlu, Diyarbakır emniyetidir.

Daha önce de benzer olaylar yaşanmıştı, ilk aklıma gelen 2001 yılındaki Diyarbakır-Altay maçı. Bu kafayla gidersek hiç bir şey değişmez.

4 Mart 2010

Galatasaray 4-1 Kasımpaşa | Sezonun ilk maçı gibi...

Ali Sami Yen'de oynanan son maçı kazanan Kasımpaşa'ydı, bunun vermiş olduğu heyecanla oturduk TV başına. Bilen bilir Kasımpaşa SK'den yüksek oranda nefret ederim ben. Maçtan önce kendi kendime "ulan şunlara 5 atmazsak uyumamam ben bu gece" diye sayıkladım maçın başlamasına kısa bir süre kala...


Kasımpaşa Yılmaz Vural'ın gelişiyle dipten orta sıralara doğru dur durak bilmeden ilerlemeye devam ediyor. Kendisnin ilk maçı olan ilk yarıdaki karşılaşmada Nonda olmasa işimiz işti, o geceyi hala unutamam.:) Ligin en güzel futbol oynayan ekiplerinden biri olan Kasımpaşa ile gidilecek tek yol olan Lig şampiyonluğu yolunda önemli maçlardan biri olan karşılaşma, ezeli rakip Fenerbahçe'nin yine Belediye çalışmalarına maruz kalmasıyla daha da ehemmiyet kazandı. Galatasaray alışılagelmiş kadrosundan farklı bir yüzle çıktı bu maça. Rijkaard sağ tarafta Uğur'un yerine Sabri, solda Hakan Balta'nın yokluğunda Caner, önde ise Keita, Jo, Gio, Arda gibi isimlerle başladı. Maç başlar başlamaz akıllıca ataklarla Galatasaray kalesini yoklayan Kasımpaşa golü buldu. Burada geriden gelen Yekta yerine topa vuran Emre Toraman ofsaytta olduğu için hakem golü geçersiz saydı. Ne kadar egoistçe bir hareket yaptığını hakemin ofsyat bayrağını görünce anlamış mıdır acaba? Golden önce Yekta'nın Emre Toraman'a tepkisi de gecenin komik enstantenelerinden biri olarak kaldı aklımda. O kadar sevindiler ama önlerinde sallanan ofsayt bayrağını görmediler sanırım, tıpkı Geniş Aile dizisinde Cevahir'in Ulvi'ye dediği gibi "ofsayt bayrağını göre göre" gole sevindi Kasımpaşalı topçular.


Sonrasında Caner ve Arda'nın paslaşmalarıyla gole giden Jo'nun düşürülmesiyle kazanılan serbest atışı Keita kullandı. Burada ufak bir anektod vereyim, Milan Baros'un dönmesiyle birlikte forvetin iki'ye çıkması muhtemel. Jo bu pozisyon dışında oyun içerisinde bir çok kez rakip savunmanın arasından sızarak tehlikeler yarattı. Arda'nın kazandığı topta Jo kaleye vuruyor, top Murat Şahin'den dönüyordu. Arda'dan bahsettik, bu sezon belki de en aktif maçını oynadı Kaptan. Kazandığı toplar ve verdiği paslar ile gönlümüzü aldı bir anlamda.Keita ile sağ ve soldan, Gio ile ortadan yüklenen Galatasaray Kasımpaşa kalesini abluka altına aldı. Dos Santos'un topu çekip yaptığı orta bir başka gol pozisyonuyla sonuçlanıyor ama Jo'nun kafa vuruşunun akabinde Koray'a çarpan top kornere çıkıyordu. Dos Santos'un geldiğinden bu yana tartışmasız en efektif oyununu oynadı bu maçta. Gio'nun bu denli aktif oynaması, Kewell'ın dönüşüyle uygulanacak olan rotasyonda kadronun en sivrilen oyuncularından biri olacağının göstergesidir Arda ile birlikte.



Galatasaray'ın aradığı gol Servet'in indirdiği topta Jo'nun pasına Arda'nın vurmasıyla geldi. Kasımpaşa, Sancak'ın şutuyla Galatasaray kalesine yüklenirken dönen atakta Gio Kasımpaşa kalesini yokladı. Bir o kale, bir diğer kale şeklinde geçen karşılaşmada bir anlamda kilidi kıran gol Keita'nın ayağından geldi. Gio'nun ortadan yardırdığı pozisyonda dönen topa Keita insanüstü vuruyor, attığı muazzam golle taraftarları mest ediyordu.


Kasımpaşa'nın gardı bu golden sonra düştü diyebiliriz. Caner'in uzun pasında gole giden Jo'yu düşüren Koray kızarıyor, kazanılan penaltıyı Jo gole çeviriyordu. Bu penaltı ile birlikte bir başka anektodu ekleyeyim; Kasımpaşa bu sezon aleyhine en çok penaltı çalınan takım imiş. Kasımpaşa, yediği 3.golden sonra bulduğu pozisyonlarda oyuncularının beceriksizliği yüzünden farkın açılmasına engel olamadı. Galatasaray'ın 4.golünde yine Jo, Keita ve Dos Santos'u görüyoruz. Jo'nun koşuyoluna attığı pasa hareketlenen Gio, Keita'ya çok şık bir pas verdi, Keita'da "Marsilya Ruleti" olarak nitelendirilen hareketin bir benzerini yaptı, akabinde maçtaki 2. golüne imza attı.


Galatasaray 4.golden sonra dahi Kasımpaşa kalesine etkili ataklarla geldi. Keita'nın muazzam pasında kaleciyi çalımlamaya çalışan Jo bunu başaramadı. Sezonun futbol açısından belki de en zevkli maçı bu maçtı bence. Uzun zamandır Galatasaray'ı böyle şevkli oynarken görememiştik. Gio ve Jo hakikaten çok klas futbolcular. Galatasaray bünyesine bu denli yetenekli futbolcuları kazandıran yönetimimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Sezonun ilk maçı gibi heyecanlı oynayan futbolcularda bu teşekkür silsilesinden nasibini almalı bence.:)

Paylaş