28 Şubat 2010

Reklamı ile özdeşleşen formalar #2



Arsenal - Sega/Dreamcast. Önce Sega olan formanın reklamı, 2000-2001 sezonunda Sega'nın o sıralarda piyasayı sürklase eden konsolunun ismi Dreamcast oluyor. Hatırıma Dreamcast/Sega reklamlı Arsenal formasıyla birlikte Dennis Bergkamp üstad gelir her daim.


Burada dikkatimi çeken diğer bir husus, Arsenal'in klasik formasının halen kendine has güzelliğini koruması.
Arsenal 2009/2010 formasını ekleyeyim dediğim daha net anlaşılacak...



Biz ise hala formanın neresinde isim neresinde reklam olacak diye uğraşalım...

27 Şubat 2010

Ramsey ve Arsenal'in kara bahtı...

Önce Eduardo, şimdi de Ramsey. Dünya üzerinde sakatlıktan  en çok çeken takım Galatasaray ile birlikte Arsenal'dir sanırım... Shawcross'un bu hareketi Ramsey'in ayağını götürdü. Belki de futbol hayatına mal oldu bu müdahele... Sanırım Arsene Wenger'in Arsenal'inin üzerinde bir nazar var. Bir kurşun döktürmek gerek Wenger'in evlatlarına...

Haber ile alakalı fotoğraflar burada. Görüntüler dayanılacak gibi değil, o nedenle link olarak ekliyorum...

Gecekondu derken?

 "Gecekondudan da beter bir statta böyle bir fiyat koyanlar, seneye de bizi eleştirmesinler. Herkes kendi işine baksın, seneye de ödeşiriz"

Bu sözler, Galatasaray'ın Kasımpaşa maçı için belirlediği fiyatlardan ötürü Kasımpaşa Kulübü Futbol Şube Sorumlusu Mehmet Süha Sidal'a ait.

Tıpkı Başbakan gibi, su üstüne çıkmaya çalışmış... Başkalarının hata yapması, sizin de hata yapma hakkınız olması demek değil... Sonra, sen bu sözleri söylerken neye dayanarak konuşuyorsun? Yahu, senin stadının nasıl modernize edildiği malum, adı bile ofsayt... Sen yukarıdaki sözleri söylemeden evvel, o tesislerin kulüp bünyesine nasıl geçirildiğini, Süper Lig'e 2 kez üst üste ne gibi oyunlarla çıktığınızı anlatın...


"Gecekondu stad" diyenlerin stadı da budur mesela;



Hangisi gecekondu? Sami Yen'mi, RTE Stadı mı? Karar sizin...

Şişeden Forma...



Artık  Milli Takımımız'ın kendine has bir forması var... Yıllardır beklenen tasarım sonunda yapılmış. Bu formayı diğer formalardan ayıran en büyük fark, geri dönüşümü yapılan plastik şişelerden üretilmiş olması. Bunun futbolcular açısından bir artısı olur mu bilinmez, ama zekice bir düşünce olduğu gerçek. Yazılana göre "Futbolcuları daha kuru, daha serin ve daha rahat tutacak şekilde" tasarlanmış. Hayırlısı olsun ne diyelim...

Yeni forma ile güzel günler yaşamamız dileğiyle...

26 Şubat 2010

25 Şubat 2010

Galatasaray 1-1 Atletico Madrid | Hasret, Hüsran, Hüzün.

Bu akşam sadece hüsrandır benim için. İlk maçta dahi bu kadar pozisyona giremeyen bir Atletico karşısında basireti bağlanmış bir şekilde oynayan Galatasaray futbol takımı milyonlarca insanın bu gece uykusuz kalmasına neden olacaktır. Benim açımdan bu böyledir. Kimseye kabahat bulmak istemiyorum, bir maç takım olarak kazanılıyorsa takım olarak kaybedilir. 2+2=4. Kimse "Caner yerin dibine giresin; Leo Franco o goller yenir mi hede hödö" demesin.

Aylardır anlam veremediğim çizgi hakemleri bu akşamdan itibaren kredilerini bitirmiştir. Hiç bir işe yaramayacaksın ne diye duruyorsun peki  o çizgide?

Gerekeni Schumy söylemiş zaten, benim ekleyecek bir şeyim yok. Bu sinirle mantıklı bir şeyler yazmam imkansız, yazmaya devam edersem sonu iyi bitmeyecek...

Şeref Yoksunları !!!


Bir takımın emeğini, mücadelesini, hakkını resmen göz göre göre gasp eden hakemlerin yanında, uygulanmaya konduğundan beri rezaletten öte gitmeyen 6 hakem uygulamasına ısrarla devam eden Michael Platini'nin annesini dahil bütün sülalesini taa ellerinden öpüyorum !

En başından beri söyledim, sahaya 6 değil 666 hakem koysanız da hakemlerini yeteneksizse yapabileceğiniz hiçbirşey yok.

Bu akşam bir Türk takımı değil Chelsea gibi ölüm tehditleri savurabilecek bir takım olsaydı, kulüp başkanımız adam değil mafya olsaydı bu maç çook konuşulurdu. Ama 1-2 gün bile konuşulacağını sanmıyorum Avrupa basınında.

Dediğim gibi şerefsiz, haysiyetsiz, çapsız Dünya Futbolu başkanı. Senin getirdiğin uygulamaların ve Dünya Futbolu'nu oyun hamuru gibi oynamanı tepkisiz seyreden herkesin ta amına koyayım. Bu akşam benim açımdan büyük bir talihsizliktir.

Galatasaray'ı da can-ı gönülden kutluyorum. Caner'in kırmızı kart pozisyonu da verilmeyen penaltı sonrasında gerilen siniri nedeniyle gerçekleşmiştir bana göre.

Allah bu rezaleti yapanın tekrar ve tekrar belasını versin !

Ps: Yarın Antalya'ya taşınıyorum. Nete ne kadar sıklıkla girerim bilemiyorum. Şimdiden bu blogu okuyup emek veren herkese çok teşekkür ederim. Saygılar..

21 Şubat 2010

Beşiktaş 1-1 Galatasaray | Derbi gibi değil gibi...


Yıllardır Fenerbahçe derbilerinin gölgesinde kalmıştır Beşiktaş derbileri. Nasıl kalmasın ki, Bill Shankly’nin “Futbol bir hayat memat meselesi değil, ondan çok daha mühimdir” sözü Fenerbahçe derbileriyle hayat bulur. Maçın olduğu gün hayat durur, skor tahminleri yapılır, sokaktaki herkes futbol dehası kesilir; otobüste, vapurda, evlerde işyerlerinde maç hakkında konuşulur. Beşiktaş maçında bunlar pek olmaz, mesela Beşiktaş-Galatasaray derbisini Beşiktaşlı ve Galatasaraylı yan yana izleyebilir ama bu olay söz konusu Fenerbahçe derbisi olunca geçersizdir.

Bu akşamki derbinin önceki Beşiktaş derbilerinden pek bir farkı yoktu açıkçası. Galatasaray İnönü’ye liderliğin verdiği rahatlıkla çıktı. Kadro’da maçtan önceki kadro tahminlerinde “önlibero” mevkisine yazılan Lucas Neill stoperde Emre Güngör ile birlikte yer aldı. Rijkaard, genel görüntüsü defansif kadro ile çıktı İnönü’ye. “Deplasman kadrosu” diyebiliriz buna… Mustafa Denizli ise bir anlamda gemileri yakarak defansa maçta oynayıp oynamayacağı  meçhul olan Ferrari-Sivok ve önlerinde Fabian Ernst-Fink ikilisine yer vererek forvetsiz Galatasaray’ı kilitlemeyi amaçlıyordu, ayrıca forvette, Galatasaray maçlarında genelde paçalarından Marmaris çam balı akan (Burada not düşelim çam balı çiçek balına göre daha yapışkan ve tatlıdır, hehe) Nobre ve Holosko ikilisini yazmıştı. Galatasaray’ın sol kanadına oranla daha güçsüz olan sağ kanadından Ekrem Dağ-İbrahim Üzülmez ikilisinin çizgiye inme çabaları sonuç veriyordu; Nobre’nin ve Holosko’nun kafa vuruşları Galatasaray kalesinde tehlikeye döndü hatta bir pozisyonda top çizgiyi geçti – geçmedi muhabbeti oldu. Leo Franco’nun çizgi üzerinde topu tek elle tuttuğu pozisyonda eminim televizyon başındaki milyonlarca Beşiktaş taraftarı “goooolll” nidalarıyla ayağa fırladı ama sonrasında hayal kırıklığı yaşadılar tabi… Başka bir pozisyonda direğe takılan top, Beşiktaş’ın bu akşam futbol şansından mahrum olduğunu gözler önüne serdi belki de.

 

Mustafa Denizli Galatasaray’ı durdurma konusunda nispeten başarılı oldu bu gerçek. Ancak oyunda etkisiz gözüken Caner’in yerine dahil olan Jo, Denizli’nin bu planlarını bir anda bozdu. Galatasaray’ı “Jo’dan önce” ve Jo’dan sonra” diye ayırabiliriz bu akşamki maçta. İleriye sürekli şişirilen topların yerini, Jo geldikten sonra ayağa paslaşmalar aldı. Galatasaray ileride top tutmaya başlayınca Beşiktaş’ın defansı panikledikçe hata yaptı. Jo girdikten sonra hareketlenen hücum hattı, bu hareketliliğin sonucunda golü buldu. Sol taraftan Jo’nun kestiği topta Beşiktaş savunmasından seken meşin yuvarlak Arda’nın önünde kalıyor, Arda’da dönerek topu Beşiktaş filelerine gönderiyordu.



Elano’ya değineyim arada, gün geçtikçe üstüne koyuyor, attığı nokta paslar gözlerimizin pasını silmekte. Barış’a kestiği top uzun süredir göremediğimiz tarz bir ortaydı. Çektiği şutu Rüştü güçlükle çeldi. Haftalar ilerledikçe oyuna daha fazla ağırlığını koyuyor, Allah nazarlardan saklasın…

Bir diğer ayrıntı Galatasaray’ın golü sonrasında Beşiktaş tribünlerinin artık bir tribün klasiği haline gelmiş küfürleri ardı ardına icra etmesiydi. Yani küfür edilecek bir şey var mı ortada? Gol yemişsin olur, attığın gibi yiyeceksin de. Futbol bir pastaysa, kreması goldür zaten, değil mi? Neyse, Beşiktaş tribünlerinin terbiyesizliğini  bir tarafa koyalım, son zamanlarda derbilerde öne çıkan Beşiktaş defansları bu maçta yine ön plandaydı. (Hemen örnek vereyim, Fenerbahçe maçında Fink bu maçta ise Sivok) Galatasaray’ın son maçlarda duran toplardan gol yeme hastalığına müzdarip olması sebebiyle bu maçta da duran topları boş geçmedi. Tello’nun kullandığı serbest atışta Leo topu yumrukladı ama top savunmaya çarpıp Sivok’un önünde kaldı. “Olmayan pozisyonda gol yemek” diye buna diyebiliriz, tıpkı Athletico Madrid maçı gibi...

 

Her iki takımda gol atmayı istedi, ancak her istenilen olmuyor tabiî ki. Bir çok gol pozisyonu olan maç 2 golle tamamlandı. Galatasaray’da Baros ve Kewell gibi iki önemli oyuncunun olmaması gol yollarında neden olunan kısırlığın baş nedenleri… Sonuçta Galatasaray’ın bu maçta kaybettiği pek bir şey yok. Bu yıl beklenenden uzak performans gösteren Beşiktaş için bu maç önemliydi ama Rijkaard çıkadığı kadroyla kolay lokma olmadığını gösterdi. Bir iki kelamda Lucas Neill için edeyim; geçen yıldan beri boşuna koşulmamış bu adamın peşinden. Galatasaray’a gelen en zeki ve kapasitesi en yüksek defans oyuncularının belki de başında geliyor şimdiden. O’nu bu takıma kazandıranlara ne kadar teşekkür etsek azdır… 

Uğur Uçar ise sakatlıktan sonra eski performansından oldukça uzak gözüküyor. Kendisini bir an evvel toparlamasını şahsen can-ı gönülden istiyorum. Çünkü çok ama çok yetenekli kendisi... 

Defans ve orta sahadaki düzeni forvet ile tamamladığımız zaman çok daha iyi maçlar izleyeceğiz. Umarım gelecek haftalarda forvetlerimizden tam verimi alabiliriz…

Lucas Neill...

Seni bu takıma kazandıranlara ne kadar teşekkür etsek azdır sanırım...

Derbi Gibi Değil


Beşiktaş Galatasaray maçları ezelden beridir derbi gibi gelmemiştir bana. Tamam kavga, küfür, sataşma vs hepsi yine oluyor ama Galatasaray Fenerbahçe maçlarının yeri Türk futbolunda her zaman ayrıdır.

Bu akşam yine bir Beşiktaş Galatasaray maçına sahne olacak İstanbul'un Avrupa yakası. Şu kadar maçta şu kadar Beşiktaş kazandı, şu kadar maç berabere bitti diye bilgiler vermeyi düşünmüyorum, spor siteleri zaten verirler birazdan.


Geçen hafta liderliği Fenerbahçe'den devralan Galatasaray için bu hafta Beşiktaş maçının önem derecesi %50 oranda azaldı diyebilirim. Kısacası bu derbinin derbi gibi hissedilmemesinin birinci sebebi Galatasaray'ın puan kaybedebilme lüksü olmasıdır bana göre. Halbuki ligin son haftalarına doğru iki takımın da şampiyonluk yarışının içinde olduğu bir durumda girilse, ya da birinin kazanması diğerinin şampiyonluğunu etkileyecek durumda olsa tam anlamıyla bir derbi havasına girebilirdik belki de. Heyecanlanamıyorum bile Beşiktaş maçlarında nedense. Benim gibi Galatasaray Fenerbahçe maçlarını televizyondan bile izleyemeyen, hatta eğer Galatasaray yenildiyse özetlerine bile bakmayan bir adam için gayet garip bir olay bu. Çünkü Beşiktaş'a yenilmek Dünya'nın sonu değil.

Bu akşamki maça gelirsek, Beşiktaş'ta Ferrari Galatasaray'da ise Jo'nun oynayacağı söylentileri var. Beşiktaş muhtemelen Rüştü, Toraman, Sivok, Ferrari, Üzülmez, Ernst, Fink, İsmail, Tabata, Nihat ve Bobo 11' iyle çıkacak maça. Galatasaray ise Leo, Servet, Neill, Uğur, Balta, Topal, Sarp, Elano, Keita, Caner, Arda gibi bir kadroyla sahada olabilir. Jo ise maçın durumuna göre sahada olacaktır. Benim kişisel görüşüm şu ki Galatasaray gol atamazsa bu maç 0-0 biter, işin özü maçın seyri Galatasaray'ın bulacağı muhtemel gol veya gollere bağlı.

Kavgasız gürültüsüz bir maç olması dileğiyle. Fırat Aydınus'a kolay gelsin.

19 Şubat 2010

Yok Böyle Gece...

Keita golü attı, farkedemedim bile. Belki de aldığım alkolden belki de orada bir anda bitebileceğini hiç tahmin bile edemeyeceğimden. Ama ordaydı, daha oyuna ısınayaman Asenjo'yu mağlup etti, yerlere düştük sevinçten, stadda olsam herhalde sahaya atlar her yerinden öperdim Keita'yı !

Önce Fenerbahçe maçını izledik. Oyuna ısınamadan golü yiyen Fenerbahçe hayatının golünü atan Vederson'la ümitlendi fakat sakat sakat oynayan Lugano'nun oyundan çıkmasıyla yerine giren Deniz kimseyi şaşırtmadı ve maçı eliyle verdi Lille'e. Bu Fenerbahçe Lille'i yenebilirdi eğriye eğri, doğruya doğru. Suçu Guiza'ya atmak en kolayı ama onu da Peygamber sabrıyla inatla oyunda tutan Daum'un da Guiza kadar suçu var. Özetlemek gerekirse Fenerbahçe ortada bir skorla dönüyor İstanbul'a, fakat bu savunma kurgusuyla gol yemeden galip gelmesi de ne yazık ki çok zor.

Yazının başında bahsettiğim maça gelelim. Maçı Bornova Küçükpark'da izledik arkadaşlarla. Maçın öncesinde yapılan tezahüratlar, mekandan mekana sarı kırmızı çektirmeler gecenin güzel anılarındandı. Ciddi anlamda güzel bir gece yaşadım diyebilirim, tabi bunda o atılan altın değerinde golün de çok payı var.

Servet'in Aguero'ya koyduğu omuz, Keita'nın İlker Yasin ve Erman'a inat hareketli oyunu umutlandırdı herkesi. Fakat öyle bir an geldi ki o golün geleceği Allah'ın emri gibi göründü. Caner'in arka arkaya tecrübesizce yaptığı iki hareket ve Leo Franco'nun da kendine özgü yediği gol Madrid ekibini öne geçirdi. Leo'yu asla suçlamıyorum ve hala da güvendiğimi açıkça söyleyebilirim. Maç 1-0 da bitseydi öyleydi şimdi de öyle. Eleştiren Hıncal tipli taraftar da çıksın söylesin kurtardıklarını da görelim.

İkinci yarıda da farklı bir diziliş yoktu. Türk oyuncunun kredisizliğinden dolayı oyuna giren Gio kendisinin yapabileceklerinden yine uzaktı. Ona da saygı duyuyorum, umarım kısa sürede toparlanır ve Galatasaray'a faydalı olur, o yeteneğe sahip çünkü. İşte dakikalar 70'in sonunu gösterdiğinde altın golü atan Keita hayatı bana zindana çevirdi. Çıktım mekandan ve maç bitene kadar kulaklarımı tıkayıp kaldırıma oturdum. Sanırım arada gol de kaçırmışız ama olsun, bu gece şanssız bitmemeliydi. Hakettiğimizi aldık, Atletico da top oynamadı işin doğrusu.

Rövanş maçını nasıl izleyeceğim bilemiyorum ama bu akşam terini son damlasına kadar döken futbolcularımıza saygılarımı gönderiyorum. Siz bizi mutlu ettiniz, umarım biz de sizlere büyük destek sağlayıp turu almanıza yardımcı oluruz. Fakat dikkat ! henüz herşey bitmedi;

KONSANTRASYON !

17 Şubat 2010

Hiddink ve Aydınus !

Eve girer girmez iki şaşırtıcı haberle karşılaştım, aslında haberlerden birisi cep telefonuma mesaj olarak gönderilmişti ama haberin detaylarını öğrenince hem şaşırdım hem sevindim diyebilirim.

Öncellikle şu cebime gelen mesajdaki haberden bahsedeyim. Hiddink'in resmen Türk Milli Takımı'nın teknik direktörü olduğu açıklanmış. Fakat şaşırdığım hadise anlaşmanın +2 sene daha opsiyon bulundurması. Şimdi bu opsiyonların geçerliliği ne kadar var ne kadar yok tartışılır fakat Hiddink gibi bir hocayı bu şekilde ikna edip kontrat imzalamak kolay bir iş değil.

Herhalde hayatımda ilk defa hakedenin forma giyeceği bir milli takım izleyeceğim. 4 büyüklerde oynuyor diye milli takıma çağırılanlar ve hiç haketmediği halde ısrarla bu formayı giyenler yıllarca milli takım hakkında nefret ettiğim tek konuydu. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor farketmez, formayı kim hakediyorsa o giymeli. İşin olması gerekeni budur, belki herkes bu şekilde bakmaz fakat Milli Takım Türkiye'yi temsil etmektedir, kimsenin babasının çiftliği değildir. Bu açıdan Hiddink en doğru kararı verecektir diye ümit ediyorum, yanındaki yardımcılarının yanlış yönlendirmeleri olmazsa tabi...

Hiddink özelinde konuya devam etmek gerekirse çok iyi bir teknik adam olduğunu söyleyebilirim, bu yaz başında takımında teknik direktör olarak Hiddink'i mi yoksa Rijkaard'ı mı görmek istersin deseler hiç düşünmeden Hiddink derdim. Bugüne kadar çalıştırdığı hem milli takımlar olsun, hem kulüp takımlarında yakaladığı başarılar artık son günlerde herkes tarafından biliniyor. Özellikle teknik direktörlük yıllarının son yıllarında en olgun dönemini yaşıyor diyebiliriz. Güney Kore Milli Takımı'na oynattığı yarı final, Avustralya Milli Takımı ile İtalya karşısında yaşadığı şanssız yenilgi, 2008 Avrupa Şampiyonası'nda Rusya'ya oynattığı futbol ve yarım sezon için başına geçtiği Chelsea ile son dakikada kapısından döndüğü Şampiyonlar Ligi Final'i. Bu veriler Türk Milli Takımı için oldukça umut veren veriler, tabi burası Türkiye Rijkaard bile teknik direktör olmamakla suçlanırken Hiddink eğer sisteme ayak uydurmazsa, kulüplerin federasyona yaptığı oyuncu seçme baskısına kafa tutarsa, hakkında çıkacak ilk haber kazandığı para olacaktır. Hayırlı olsun Türk futboluna.

Avustralyalılar'ın dediği gibi IN GUUS WE TRUST !

Şimdi gelelim şu şaşırdığım diğer habere. Beşiktaş Galatasaray derbisine Beşiktaşlı olduğu alenen bilinen Fırat Aydınus atanmış. Hakem kalmadı herhalde MHK'da atanacak. Fenerbahçe'nin önüne geçtiğimiz hafta sonrasında oynanacak Beşiktaş derbisine Fırat Aydınus'un verilmesi işin şansa bırakılmamasıdır bana göre. Hüseyin Göçek'i Galatasaray Fenerbahçe maçına saklıyorlar herhalde ! Gördüğünüz gibi artık herşey gözler önünde yapılıyor, sistemin bir yanı çok iyi işliyor, bu işler gerçekten de saha içinde bitmiyor. Bu da hayırlı olsun !

Bir zahmet git artık...

Go home kardeşim, Go home...


Sen bu takıma dar geliyorsun hocam...

 
Yorum yok...

15 Şubat 2010

Arda'ya Sıkı Markaj


Arda dün katılmış Antalya kampına. Şu duruşlara, surat ifadelerine bakın :)

Rijkaard ve Neeskens oğlu eve geç gelen baba misali Arda'yı sorguya çekiyor sanki. Arda da yaa şeey ama... modunda cevap veriyor gibi görünüyor. Tercümanlık yaptığı iddia edilen Mert de sanki Rijkaard'ın tetikçisi gibi, dal dese dalacak Arda'ya :)

Resim konuşturmayı beceremem, yapabilen varsa buyursun :)

Böylesi Daha Güzel


Oynamadan lider olan başka var mıdır Türkiye liglerinde araştırmak lazım. Zaten hep böyle değil miyiz ? Teknik direktörsüz şampiyonluk, forvet olmadan 3 kulvarda şampiyonluk yarışı (ki biri zaten gitti), stoper oyuncun olmadan Uefa kapılarından dönmeler vs. Şimdi de hükmen galibiyetle liderlik.

Benim çok hoşuma gitti şahsen. Çünkü bugün oynamadan lider oldunuz diyenler ilk yarıda ıkına sıkıla oynayarak kazandığımız Ankaraspor maçını, hem de deplasman olduğunun gerçeğini unutarak konuşuyorlar.

Pek üzerine konuşulacak birşey yok. Liderliği sapına kadar hakettik. Normalde bu haftaya kadar da çoktan almış olmamız gerekiyordu. Bu saatten sonra önemli olan geri kaybetmemek. Bu Ankaraspor rezaletinin sorumluları da ceza çekmeden dolaştığı sürece marka değeri diye ağlak ağlak dolananlar çenelerini kapatsın. Bizim marka değerimiz Küçük Gökçekler olmuş haberimiz yok...

Şimdi liderliği almış olmanın moraliyle Atletico Madrid maçına çıkacağız. Onlar da uzay futbolu oynadığı iddia edilen Barcelona'yı yenmişler dün, maçı izleyemedim. Açık konuşmak gerekirse deplasmanda alınacak bir gollü beraberliğe dünden razıyım. Bir ara neredeyse küme düşme potasına yaklaşan Madrid'in de bizim maç öncesi form tutması tamamiyle bedevi şansıdır. Ama yazının başında da dediğim gibi, severiz imkansızları biz de.

Gazamız mübarek ola...

14 Şubat 2010

Mandanda Sülalesi

Cedric Carrasso uzun süreli sakatlandığında kaleci arayışına giren Marsilya, Le Havre'dan 2,5 milyon euroya Steve Mandanda'yı kadrosunu katmıştı. Refleksleri ve bir kaleci için oldukça önemli olan atletik yapısıyla Marsilya'nın vazgeçilmez ismi olmayı başardı kısa süre içerisinde Mandanda.

Dünya Kupası'na katılacak olan Fransa'nın kalesi Mandanda ve Lyon'un genç kalecisi Lloris sayesinde emin ellerde diyebiliriz. Gerçi 5-5 biten Lyon Marsilya maçında bu iki kaleci de deli gibi eleştirilmişti, hatta Lloris yerden yere vurulmuştu ama bu onların kötü kaleciler olduğunun göstergesi sayılmaz bana göre.

Şimdi gelelim Mandanda sülalesine. Bu arkadaşın 2 tane daha erkek kardeşi var futbol oynayan. İşin garibi bu 3 oğlan çocuğu da kaleci. Diğer iki kardeş abileri kadar başarılı olacak gibi durmasalar da 3 kardeşin 3'ünün de kaleci olması bana oldukça garip geldi. Bu 3 kardeşten ortanca olan 1989 doğumlu Parfait Mandanda Fransa yerel ligi takımlarından As Beauvais takımında forma giyiyor. En ufakları olan 1992 doğumlu Riffi Mandanda ise Caen rezerv takımında forma giyiyor.

Steve Marsilya'ya transfer olduğunda Bordeux da ortanca oğlan Parfait'i Sabin İlie misali kadroya katmış. Büyük ihtimalle de tutmamış olacak ki diğer sene şu an oynadığı As Beauvais'e göndermişler. Zaten iki sene sonra da Marsilya'dan sakatlığı sebebiyle ayrılmak zorunda kalan Carrasso'yu Tolouse'dan 8 milyon euroya kadrosuna kattı Bordeux. O patates çuvalı Rame'ye çok bile dayanmışlardı. Neyse... Ortanca kardeş Parfait'i Bordeux'a gönderen Caen ise en ufak kardeş Raffi'yi kadrosuna katmış hemen. Raffi'nin de Parfait gibi tutmadığını söylesek haksızlık etmemiş oluruz herhalde. Zira Caen kadrosnda çok da yetenekli olmayan kaleciler olmasına rağmen A takımda forma şansı bulamamakta hala.

İlerde Mandanda'nın bu iki kardeşinin akıbeti ne olur bilinmez. Kalecilerin günümüzde 40 yaşına kadar rahat oynadığını düşünürsek yine de açık kapı bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Hayat bu belli mi olur gün gelir Steve gibi yüzüne şans güler 2 sene içerisinde Milli Takım'a bile çıkabilirsin. Tabi bunda senin yeteneklerin de oldukça önemli yer tutuyor. Abisi bakar artık kardeşlerine, ne yapalım :)

Cimbombomum Benim Biricik Sevgilim



Herkesin sevgililer günü kutlu olsun. Bize her sevdadan geriye kalan sadece Galatasaray'mış harbiden. Bunu da öğrendik...

13 Şubat 2010

Highly Recommended ! (In Search of a Midnight Kiss)

Normalde film vs konulara hiç girmiyorum. Zaten girsem de ne yazabilirim, ancak izlediğim filmleri. Güzel bir konu görürsem de SirEvo'ya paslıyorum zaten hemen. Fakat bu sefer çok farklı bir filme denk geldim. Filmi indirdiğim tarihi hatırlamıyorum bile, fakat bilgisayarımda çok uzun süreden beri vardı. İzledikten sonra da kendime kızdım, nasıl olur da bu kadar bekletmiş olabilirim bu filmi diye.

Filmin ne yönetmeni ne de oyuncuları yüzlerce filme imza atan popüler tipler değil. Hatta oyuncular yönetmenin arkadaşlarıymış çoğunlukla, filmde geçen olaylar da gerçek hikayelere dayanıyormuş. Öyle klasik Amerikan tarzı komedi romans filmlerinden kesinlikle değil. Aslında özünde komedi filmi bile değil. Komedi gibi başlayan fakat ikinci yarısında insana mutsuzluğu fakat aynı anda mutluluğu, umutsuzluğu fakat aynı anda da umudu yaşatabilen bir film.

Eğer yarın sevgililer gününü evinizde kız arkadaşınız veya eşinizle beraber geçirmek istiyorsanız patlamış mısır eşliğinde izlemeniz gereken filmlerden birisi bu olmalı. Pişman olmayacağınızın garantisini verebilirim.

11 Şubat 2010

Küçük...


Dün akşamdan kalan tek güzel hatıra bu pankart olsa gerek. Yapanlara da, içeri sokabilenlere de şükranlarımı sunuyorum. Doğru söze ne hacet, geç bile kalındı...

10 Şubat 2010

Ne Demeli ?


İki kere öne geçmişsin. Hiç gereği olmayan işler peşinde koşuyorsun. İki gol de şaka gibi kalende patlıyor. İlki kalecinin direklere adam koymamasından, bir diğeri sene başından beri herkesin yaka silktiği yapılamayan ofsayt taktiğinden.

Hele ikinci golde Mustafa adama değil kaleye doğru gitse imkanı yok Necati'nin o golü atmasının. Kademe hatası denebilir fakat işin kötüsü kale boşta, sonucu da haliyle gol...

3 kulvarda hedefimiz şampiyonluk derken en çok kazandığımız kupada 10 senede 2 şampiyonlukla kaldık bu sene de. Olsun demeye insanın dili varmıyor, her sene düşmeye oynayan takımlara elenmek can yakıyor. Kayseri Erciyes vardı bir ara da..

Neyse üzüntüm büyük, 2-1 yenilip 3-2 kazanmamıza rağmen elendiğimiz başka bir kupa mücadelesi daha oldu. Söyleyecek söz bulamıyor insan, Türkiye Kupası ilk defa renkli televizyonda Fenerbahçe'nin elinde yükselecek gibi, tabi Trabzon Fenerbahçe'ye karşı olan şanssızlığını yenemezse...

8 Şubat 2010

Ben Kesinlikle Özleyeceğim...

Lincoln resmi olarak Palmeiras'da. Onun gidişi gelişi kadar görkemli olmadı ne yazık ki. Takım içerisindeki gruplaşmaların kurbanı oldu, kendisinin de suçu yok değildi. Halbu ki ilk geldiğinde ne çok sevinmiştik. Belki de Özhan Canaydın'ın Galatasaray tarihinde yaptığı en iyi transferdi, fakat değerlendiremedik. Önce Kalli gibi kimseye (Hakan'a bile) eyvallahı olmayan bir hocanın eline, sonrasında da bir kesim tarafından stajer olarak bile görülmeyen Skibbe'nin eline verildi. Skibbe gayet güzel idare etmesine rağmen bu sefer de ortaya Lincoln karşıtı medya ve ikiye bölünmüş yönetici grubu çıktı.

Dün gibi hatırlarım Hasan Şaş'ın Lincoln gelsin Hamburg maçını kurtarsın o zaman deyişini. Kurtlar sofrasında yem oldu gitti. Disiplinli olması beklenemezdi, onu kabul eden tabir-i caizse öyle kabul etmeliydi ama etmedi, edemedi, ettirilmedi. Onunla beraber yandaşları da teker teker takımdan ayrıldı.

Fakat unutmamak gerekir ki Galatasaray'da oynadığı 2 sene boyunca 67 maç 16 gol 31 asistle oynadığını hatırlatmaya gerek yok... Jardeller, Felipeler neden gittiyse o da o sebepten gitti, üzerine yapışan disiplinsiz Brezilyalı imajından kurtulamadı. Saçını yıkadığı su bile tartışma konusu oldu. Zamanında takım içerisinde Jardel'i yiyenler o zaman da dışarıdan Lincoln'u yedi. Hakan Ünsal'ın Bülent göreve geldiğinde antrenmanı izlediği görüntüler gün gibi gözümün önünde...

Uzun lafın kısası herkes sevinsin, Galatasaray onlara göre Lincoln'den kurtuldu, bana göreyse tarihine bir adet daha başarısız transfer ve oyuncu bitirilmesi ekledi...

7 Şubat 2010

2012 Avrupa Şampiyonası Grupları Belli Oldu


Grubumuz ;

Almanya
Türkiye
Avusturya
Belçika
Kazakistan
Azerbaycan

Her deplasmanda seyircimiz olacak. Çok güzel ve dengeli bir gruba düştük bence, ilk 4 sıradaki takımın birinci olma ihtimali eşit. Umarım bu sefer gruplardan çıkıp Avrupa Şampiyonası'na katılırız...

Bu arada İzlanda, Danimarka ve Norveç'in olduğu H grubu her türlü şikeye açıktır bana göre. Çok olay olur bu grupta.

6 Şubat 2010

İstediklerini Aldılar

Herkesin derbi gibi heyecanla beklediği maç berabere bitti. Hem de hiç gol atılmadan. Golcüsü olmayan Galatasaray'la ligin gol kralını kadrosunda bulunduran Kayserispor'dan gol sesi çıkmadı. İşin ilginci daha atak oynayan taraf forvetsiz Galatasaray'dı...

Tabi bu atak oynamak gol atamadığın sürece hiçbir işe yaramıyor 3 puanlı sistemde. Fakat defansif anlamda belki de bu senenin Galatasaray adına en iyi stoper performansını ortaya koyan Emre Güngör Makukula gibi insan azmanı bir gol kralını durdurdu. Hani 2 hafta önce bunun olacağını söyleseler gülmekten ölürdüm herhalde. Fakat Neill ile olan uyumları ciddi anlamda güzeldi. Tek eksik ise ileri gittiğinde geri dönmeyen, geri döndüğünde de zamanında ileride olmayan Caner ve Uğur'du. Özellikle Caner son pas tercihlerinde başta Arda olmak üzere, Keita ve Gio'yu kendinden geçirdi, tabi ekran başındaki bizleri de.

Ortasahada ise ilk yarı ne yaptığını kimsenin anlayamadığı bir Mehmet Topal'la elinden geldiğince birşeyler yapmaya çalışan Mustafa Sarp idare ediyorlardı. Olmayan forvetin arkasında oynayan Elano ise takım adına ileri oynama düşüncesi olan birkaç oyuncudan biriydi. Giovani Dos Santos ne yazık ki böyle devam ederse büyük hayal kırıklığı olarak kalacak, Keita ise özlediğimiz hareketliliğinden ancak bir parçayı gösterebildi sadece. Ona yapılan katı savunma karşısında zaten fazla birşey beklemek hata olurdu. Arda ise ilk yarı Hasan Şaş ikinci yarıda da görmek istediğimiz Arda'ya biraz yakın oynadı. Bu forvetsiz geçecek uzun dönemde kendisine düşen sorumluluğun farkında olması ve ona göre hareket etmesi takım adına altın değerinde olacak, bunu bilmesi lazım.

Kayserispor cephesinde ise sakatlığı nedeniyle oynamamasını beklediğim Emreciksin sahada Cangele ile değişmeli kanatlarda oynadılar. Aslında karşılarında Caner ve Uğur gibi bekler varken daha etkin olabilirlerdi ki Cangele elinden geldiğinde birşeyler yapmaya çalıştı, Gökhan da belki de sakatlığının verdiği ürkeklikle iyi bir performans gösteremedi. Makukula dediğim gibi Emre Güngör'ün insanüstü performansı nedeniyle sinerken Neill, Emre arasında kayboldu gitti. Takımın geri kalanında ise Aydın Toscalı'dan başka elle tutulur oyuncu olmadığı için yapmaları gereken savunmada sert forvette fıtsatçı oyun taktiği pek işleyemedi.

Maçın hakemiyle ilgili görüş bildirmek istiyorum kısaca. Keita'nın Hakan Aslantaş'a ikinci sarı kart gösterdiği pozisyonda Keita'nın oyunculuğuna kanan yardımcı nedeniyle ikinci sarıyı verdi. Saidou'nun kendisini havadan yere attığı pozisyona frikik vermek de ciddi bir hakem başarısı olarak tarihe geçecektir eminim. Cangele'nin ceza sahası içerisinde Mustafa Sarp'a ayağını taktırıp penaltı istediği pozisyona devam diyerek aynı pozisyonu ceza sahası dışında çalmak da eyyam kelimesinin eş anlamlısı olsa gerek.

İşin özü forvetsiz Galatasaray yaklaşık yarım saatten fazla 10 kişi oynayan Kayserispor'a gol atamadı. Neill, Elano, Keita, Arda ve en neti de Emre Çolak'la neredeyse yüzde yüzlük goller kaçırdı. İşte olayın koptuğu nokta da bu olsa gerek. Eğer forvetsiz oynuyorum bahanesine sahipseniz bu pozisyonları atacaksınız, aksi takdirde böyle mükemmel savunma yaptığınız her maç beraberliğe abone olursunuz, yapamazsanız zaten yenilirsiniz...

Emre Güngör ve Neill'e performansları için tekrardan teşekkürü borç biliyorum...

Önceden Yediğin Hurmalar...


İşte bu yüzden sürekli ezilen olarak kalacaksınız. İşte bu sığ, mantıktan uzak, ezik açıklamalarınız nedeniyle hiçbir zaman bir adım ileri gidemeyeceksiniz. Sizin gibi çapsızlara da prim tanıyanlar yaptıkları hatalardan gün gelecek dönecek, çok iyi anlayacaksınız büyük kulüp nasıl olunuyor, çıkıp dalga geçtim demeden önce düşünmeyi de öğreneceksiniz.

Futbolun Bukalemunları kitabında çok güzel yazmış Tarkan Kaynar. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray tepeden inme bir şekilde büyük kulüp olmadı. Kendi evlatlarını şehit vererek bu yerlere geldiler...

Süleyman Hurma ve onun türevi kulüp başkanlarına da büyük ders niteliğindedir. Eğer Anadolu takımı söylemi altında ezilmeye devam etmek istemiyorsanız öncelikle ezik demeçlerden kaçınıp kendi hatalarınızı anlayacaksınız. Sonrasında futbolu sahada oynayıp maç sonrasında konuşacaksınız. Yarınki maç ne olur bilmiyorum fakat oyuncularımızı ve taraftarımızı motive ettiği için de bu açıklamayı yapanlara teşekkür ediyorum.

Kaybetmeye mahkumsun Kayserispor, yarın maçta olmasa da sene sonunda kaptanın bedavaya elinden uçtuğunda anlayacaksın bunu. Dininiz imanınız para olduğu için zaten bütün bu derdiniz. Eşşeği boyayıp babanıza satmaya devam edin, size verecek kuruşumuz yok, başkalarından dilenmeye devam edin !

5 Şubat 2010

4 Şubat 2010

Kayserispor Maçı İlk 11'imiz !


Ben bu kadroyu tercih ediyorum siz kimleri seçersiniz bilmem. Futbol takımının aksine alternatif bolluğu yaşanıyor, seçim yapmak zor olabilir tabi. Listenin tamamı aşağıda. Kolay gelsin...

Sağlık Kurulu Koordinatörü
Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu

Koordinatör Yardımcısı
Prof. Dr. Dursun Buğra

Ortopedi
Prof. Dr. Ömer Taşer
Prof. Dr. Remzi Tözün
Prof. Dr. Mahmut Berkman
Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu

Spor ve Performans Hekimliği
Doç. Dr. Bülent Bayraktar
Uzm. Dr. İlker Yücesir

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Prof. Dr. Önder Çerezci
Prof. Dr. Ayşegül Çakmak
Uzm. Dr. Sururi Özkılıç

Kulak Burun Boğaz
Prof .Dr. Ahmet Özdoğan
Prof. Dr. Mehmet Tınaz

Kardiyoloji
Prof. Dr. Yılmaz Nişancı

Moleküler Tıp ve Genetik
Prof. Dr. Turgay İsbir
Doç. Dr. Oğuz Öztürk
Doç. Dr. Ümit Zeybek
Doç. Dr. Ekrem Kaşıkçıoğlu

Psikiyatri
Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu
Doç. Dr. Mert Savrun

Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof. Dr. Ergin Bengisu
Prof. Dr. Lemi İbrahimoğlu

Algoloji
Prof.Dr. Süleyman Özyalçın

Sporcu Beslenmesi
Uzm. Dyt. Şule Şakar

3 Şubat 2010

Şablonsuz !

Fm'de çok güzeldir, salarsın oyuncularını sahaya kimin nerede oynadığı belli olmaz. Adamın özelliklerinde sağ sol orta varsa koyarsın istediğin birine farketmez çok da fazla. Ama gerçek hayatta öyle olmuyor malesef. Nedir bu anlayamıyorum, hepsi birbirinden yetenekli oyuncular tamam, hatta Türkiye ligine bile fazla bazıları ama böyle saldım çayıra mevlam kayıra yaparsanız kusura bakmayın da hiçbir yere varamazsınız.

Koskoca Galatasaray maç başladığından beri tek etkili pozisyonlarını Elano ile buluyorsa bunda bir iş var demektir. Ayhan Sarp ve Arda'dan kurulu bir ortasaha, Barış ve Emre Güngör'den kurulu bir sağ bek ve Galatasaray'da değil halısahada bile sol bek oynatmayacağım bir Uğur Uçar ile Caner Erkin'in etkinliğinin 0'a indirilmesi. Vallaha aklım hayalim almıyor nasıl işler bunlar. Tamam teknik heyet herşeyin en iyisini bilir, güveniyoruz da fakat göz göre göre böyle tercihler insanın da aklını başından alıyor.

Uğur Uçar denen arkadaş Galatasaray için belki de futbol hayatını kaybetmek pahasına bir topa girmiş ve çok zorlu dönemlerden geçmiş, eyvallah. Ama olmuyor, herzaman da söyledim. Altyapıdan olmasa, sağ bek gibi sancılı bir bölgede yeteneklerini zorlayarak da olsa birşeyler yapmaya çalışmasa kusura bakmayın da ilk gönderilecek oyuncuların başında gelirdi. Ve onu ısrarla sahada tutmak da Galatasaray'ın atak gücünü kesmek değil defansif gücünü de baltalamaktır bana göre. Çok zor olmasa gerek Caner'i sol bek Arda'yı sol kanat oynatmak. Fazla koşmak istemiyor galiba prensimiz, belki de ondandır.

En başta da dediğim gibi, kaliteli oyuncuların sahada olması amaçsız dolaşsalar bile birşeyler yapabilecekleri anlamına gelmez. En yakın zamanda bu taktik düzeltmelerin yapılmasını ve kimin nerede oynadığının belli olduğu bir şablon görmek istiyorum. Rijkaard kendisi söylemişti oyun disiplininden kopup pozisyon kayıpları yaşamak en büyük sorunlarımızdan birisi diye. Bir Jo'nun oyundan çıkması bütün bu pozisyon seçimlerini etkileyecekse halimiz duman ki ne duman.

Allah'tan ki bu maçın telafisi mevcut. Yoksa bu kadar maceracı bir oyuncu seçimiyle sahaya çıkmak akıl karı değil. Tek tek gitmek gerekirse; Mustafa Sarp, Barış, Uğur, Ayhan bu takıma yakışmayan oyun sergilemiştir bu akşam. Ufuk'un gollerde yapabilecek hiçbirşeyi yoktu, hatta ben beğendim bile diyebilirim. Caner ve Arda birşeyler yapmak ister görüntüdeydi, Gio uyumsuzluk kelimesinin dibine vurduğunu gösteriyor, o konuda da iş teknik heyete düşüyor. Neill mükemmele yakın bir maç çıkardı, geldiğinden beri en iyi oyununu oynadı. Elano oyuna girdikten sonra neden 11'de olmadığını sorgular gibi top oynadı.

Elemeli maçlarda deplasmanda alınan 2-1'lik mağlubiyetler avantaj teşkil etse de Galatasaray'ın bu avantaja tamah etmesi beni üzüyor. Antalyaspor kendi evinde kimi nasıl yenerse yensin umrumda değil, Galatasaray bu maçı kazanmalıydı. Eğer bütün oyun planı Keita, Kewell, Baros, Sabri ve Hakan Balta'nın üzerine kuruluysa da şimdiden hepimize geçmiş olsun. Kendime aşı bile attırmayacağım sözde sağlık kurulumuz varken işimiz Allah'a emanet, teknik heyetin bu gidişi acilen değiştirebilmesi dileğiyle...

Musa Çağıran


Bu arkadaş hakkında bir yazı zaten öncesinde Tetteh yazmıştı. İsteyenler kariyeri ile ilgili bilgileri buradan öğrenebilir. Tetteh sağlam bir Altay taraftarı olduğu için şu anda ondan daha çok şey bildiğimi söyleyemem Musa hakkında.

Galatasaray ile transferin son gününde adı anıldığında da gerçekten çok mutlu olmuştum. Herşeyden öte henüz 19 yaşında olan (kendisi 2 sene geç nüfusa kaydolduğunu söylemiş) bir genç oyuncunun, hele ki gelecek vaad ediyorsa 500.000 euroya yakın bir paraya transfer edilmesi bana göre büyük bir transfer başarısıdır. Zaten bu görüşümü de üye olduğum her platformda dile getirdim.

Benim kısaca izlediğim Musa ile ilgili söyleyebileceklerim şunlar ki, Musa tam anlamıyla bir defansif ortasaha oyuncusu değil. Bu aralar Elano'nun, Ayhan'ın ve Mehmet Topal oynadığı zaman Mustafa Sarp'ın oynadığı bölgenin oyuncusu Musa. Kısacası Musa Çağıran transferinden Mehmet Topal'ın gidişinin anlaşılması yanlış. Mehmet Topal sene sonunda satılır satılmaz onu bilemem fakat bu kesinlikle Musa'nın gelişiyle alakalı bir durum olmayacak bunu kesinleştirelim.

Musa hakkında Altaylı bir taraftarın yazdığı yazı da onun hakkında az da olsa bilgilenmemizi sağlayabilir. En azından bu sene için yaptıklarını görebiliriz.

Az önce transfermarkt.de sitesinde araştırırken gözüme çarpan bir çarpıcı detay ise Musa'nın menajerlik şirketi oldu. Bu şirketin Türk temsilcisi kimdir bilemiyorum fakat bünyelerinde bulundurdukları 400'e yakın oyuncudan sadece 2'sinin yaşının 18 olduğu. Geri kalan hepsi 17 16 ve hatta 15 yaşında oyuncular. Bu oyuncuların içerisinde de herkesin Football Manager sayesinde tanıdığı Neymar, Kyriakos Papadopoulos, Veclav Kadlec ve David Alaba gibi oyuncular var. Musa bu şirketin portföyüne girebildiğine göre ciddi anlamda bir beklenti var kendisinden, benim anladığım bu. Listeyi de buradan görebilirsiniz.

Musa transferi resmi olarak henüz açıklanmamış olsa da kendisi Radyospor'a çıkıp sene sonunda Galatasaray'a geleceğini söylemiş. Sağlam bir Altaylı olduğunu Necati Ateş gibi söylemekten de çekinmemiş. O kadar önemli değil bu konu, Musa transferi gerçekleşirse kendisinin yapması gereken tek şey elinde bulunan Jan Derks, Rijkaard ve Neeskens gibi nimetlerden faydalanabildiği kadar faydalanıp o formayı kapmak olmalı. Ben Musa için ciddi anlamda umutluyum. Eğer sene sonunda da resmiyete kavuşursa sevincim daha da artacak, bunu biliyorum.

2 Şubat 2010

İyi ki doğdun Taçsız Kral...

"Meşin topun kralı, goller goller sıralı,
Ağlar bile delindi Metin topa vuralı"






İzmirli bir genç...

Adı METİN...

Santrafor diye geldi GALATASARAY'a...

Ama O bir futbolcu değildi , herşeyin ötesiydi..

Ona Gol at dediler , yağmur olup yağdı...

Top oyna dediler , Futbolu sanat yaptı...

Olamaz , yapılamaz denilen ne varsa onunla gerçek oldu...

Tribünler ayağa kalktı...

Şarkılar bestelendi üstüne...

" Meşin topun Kralı ...Goller goller sıralı...

Ağlar bile delindi... METİN topa vuralı..." diye

Golün Şiirini ,

fakat SEVGİNİN kitabını yazdı...

Bebekler O'nun adıyla doğdu...

Adeta bir Sevgi Deniziydi...Yetmedi Okyanus oldu...

Taraftarı iki direk arasından çıkarıp inanılmaz bir Sevgi seliyle ,

dalga dalga tüm VATAN'a yaydı...

Adı ve Sevgisi kuşaktan kuşağa akmaya başladı...

Çünkü gerçek golü kalelere değil ,

insanların gönlüne atıyordu...

Krallığı soyağacında arayanlar yanıldı ,

onun yüreğindeki ASALET

TAÇSIZ KRAL olmasına yetiyordu...

Milyonların sevgilisi ,

hükmünü kalplere kurdu , topraklara değil ...

Adamlığı öğretti , çıkarları değil...

Taraflı tarafsız herkesi aşık etti kendine...

O' da aşıktı ama,

Ne dünya malına , ne de paraya...

Sadece GALATASARAY'a...

Karşılıksız kalmadı bu Sevgi...

GALATASARAY'da O'na bağlandı...

Öyle bir tutkuyla sevdiler ki birbirlerini

ASLA ayrılmayacak bir bütün oldular...

Aradan zaman geçti ...

Tarih 13 Eylül 1991 'de...

Saatler durdu...

Şimdi aramızda yok ; öldü diyorlar...

--------------------------

TARAFTAR'da diyor ki...

O...FAKİR babası METİN...

O...SEVGİ adamı METİN....

O...KRALIMIZ METİN...

O... METİN OĞLU METİN...

O...GALATASARAY'ımın METİNİ...

O...METİN...GALATASARAY...

Kalk METİN' im kalk...

KRALLAR ÖLMEZ...

Kalkmasanda...

Taraftar SENSİZ...

GALATASARAY SENSİZ...

Hayat SENSİZ asla olmayacak...

YEMİN EDİYORUZ...

Kıyamet kopana ,

son GALATASARAYLI ruhunu verene kadar ,

HEPİMİZ METİN , HEPİMİZ OKTAYIZ

HEPİMİZ METİN OKTAYIZ...



Yazı, http://metinoktay.blogcu.com/ adresinden alıntıdır...


Paylaş