31 Ocak 2010

Paranormal Activity !

Dün arkadaşlarla gecenin bir körü oturup Paranormal Activity' yi izledik. Filmden sonra hayatımda bu kadar korkunç birşey izlemedim diye düşündüm. Fakat anladım ki sene başından beri Galatasaray'ın bir farkla önde olup skoru korumaya çalıştığı her maç o filmden daha korkunçmuş.

Bu nedir anlamıyorum. Anadolu takımlarının özellikle 3 büyüklere karşı ayrı bir motivasyonla sahaya çıktığı doğru. Fakat Denizlispor Avrupa liglerinde galibiyet alamamış tek takım yahu. Galatasaray Avrupa Ligi'nde lider bitirdik grupları diyebiliyorsa kendi liginde daha galibiyeti olmayan bir takıma karşı bu kadar mahkum top oynamamalı. Bu konudan yapabileceğim tek mantıklı çıkarım oyuncuların Fenerbahçe maçları sonrasında skor ne olursa olsun psikolojik olarak etkilendiği olur herhalde. Fenerbahçe yeniyor, Galatasaray stresli, Fenerbahçe yeniliyor Galatasaray yine stresli, Fenerbahçe berabere kalıyor... Eee yeter dedirtiyor insana artık bunlar.

Sahaya çıkabilecek en mantıklı kadroyu sürdü halbu ki Rijkaard. Belki Emre Çolak tercihi biraz tartışılabilirdi, onun yerine Elano'yu oynatıp arkasına Mehmet Topal veya Ayhan'ı koyabilirdi. En azından tecrübeli oyuncular olduğunun hatrına. Fakat açık söylemek gerekirse ilk 11'de Ayhan'ın yerine sahada Emre'yi gördüğümde deliler gibi sevinmiştim. Ama aklımdaki taktik düzen Emre'nin forvet arkası gibi oynayacağı değildi. Bileklerine çok hakim olmasına rağmen düşme korkusunu ensesinde hisseden Denizlisporlu oyuncuların sert müdahaleleri sindirdi daha maçın başında Emre'yi. Gördüğü sarı karttan sonra da kart görme ihtimaline karşılık oyundan ilk çıkarılacak oyuncu ondan başkası olamazdı.

Arda için takımdaki gruplaşmalara dokundurmak amacıyla söylediğim içine Hakan Şükür kaçmış lafı yavaş yavaş gerçeğe dönüşmek üzere. O vurduğu kafayı Hakan futbolu bıraktığından beri Jardel'den sonra kimseden göremedik herhalde, gören varsa hatırlatsın. Doğum gününü de buradan kutlayım bahaneyle... Maça Arda'nın golüyle moralli başlayıp ilerleyen dakikalarda golü bulamayınca klasik Galatasaray gibi golü yedik. Denizlispor'un attığı golde halısahada top oynuyormuşcasına topa müdahale etmeyen Uğur ve topu kurtarmaya çalıştığı bile anlaşılamayan Leo Franco'nun seri şekilde arka arkaya yaptığı hatalar vardı.

Leo Franco demişken ondan devam edeyim. Şu anda kısa ve öz bir şekilde Leo Franco'yu kesebilecek bir kaleci Galatasaray kadrosunda yok. Tecrübesiz Ufuk (ki kendisinin ilerleyen yıllarda o formayı alacağını düşünüyorum) ve hayatım boyunca Galatasaray kalesinde birdaha görmek istemediğim Aykut'a kalma düşüncesi bile benim tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Goldeki hatası ve maçın son dakikalarında sanki seyirciyle dalga geçer gibi yaptığı o hareket dışında topu oyuna sokması ve soğukkanlı olması bana göre artıları. Zaten soğukkanlılığı abarttığı için de yediği gollerde sanki top kaleye gitmeyecekmiş gibi pervasız davranıyor. Seyirciyi kızdıran da bu. Kısacası daha iyisi gelene kadar Leo Franco'dan başka çaremiz yok. Keşke herkesin eleştirdiği, önünde Kewell ve Hakan Balta'yla oynamak zorunda bırakılan De Sanctis hiç gitmeseydi. En azından kurtardığı 3 4 tane maç sayabilirim size...

İkinci yarının başında golü bulan Denizlispor klasik Anadolu takımı hoyratlığından arka arkaya kaçırdığı 2 3 pozisyonda golü bulsa bu akşam neler konuşurduk düşünmek bile istemiyorum. Hemen arkasından zaten adet yerini buluyor Galatasaray'ın yeni transferi Jo golünü atıp belki de üzerinde oluşması muhtemel gol atamama baskısını kırıyordu. Zaten galibiyetin de Jo'nun golüyle gelmesi herkesi bir kat daha sevindirmiştir. İlk yarının sonunda Koffi'yi yürüyerek geçip kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü yazsa ikinci yarıda şova yönelik bir oyun izlememiz işten bile değildi.

Sahada ne yaptığı belli olmayan adamlar Uğur Uçar ve Elano akşamın zayıf isimleri olarak görülebilir. Esasında Elano az önce de dediğim gibi Emre'nin yerine atak hattında görev alsaydı çok daha farklı olabilirdi. Bir kaç pozisyonda da verdiği paslarla aslında bu oyunu oynamayı gerçekten bildiğini belli etti. Oyundan çıkarkenki profesyonel hareketi ve hakem bakımyorken barajı 2 metre kısaltması komik anlardandı. Buna benzer bir olayı Hooijdonk frikik atmadan önce topu sağa sola yarım metre oynatarak yapıyordu. İşte işi bilen adamlar kendilerini böyle belli ediyorlar. Tabi bunlar Elano'nun total anlamda performansının düşük olduğu gerçeğini değiştirmez. Hatta bunu da söyleyeceğime inanamıyorum ama yerine oyuna giren Ayhan çok çok daha iyi oynadı diyebilirim. Tabi bunda gardı düşen Denizlispor'un da payı büyük.

Lucas Neill yaptığı kritik bazı pas hatalarıyla henüz hazır olmadığını gösterirken, kafa toplarındaki üstünlüğü ve soğukkanlılığıyla bu açığını çok iyi kapatmasını bildi. Defans hattının Sabri'siz ve Hakansız hiçbirşeye benzemediğini de ortaya koyar gibiydi akşamki genel defans görüntüsü. Ne kadar çok özlemişiz Sabri'yi meğersem farkında değiliz. O da bizim tarihe adlarını altın harflerle yazdıracak sağlık kurulumuzun işi bitirilecekler listesine adını yazdıracak bu gidişle. Uğur'u ne sol ne de sağ bekte beğenmemekle beraber Caner'in de kanatta oynadığı zaman daha istekli ve daha rahat olabildiğini de gözlemledim.

Son olarak da oyuna sonradan giren Gio'dan bahsedelim. Açık ve net göründü ki Gio daha fizik olarak %30'da bile değil. Bir iki pozisyonda hareketli olması geleceğe dair ümit verecek şeyler değil. Kimse kendini kandırmasın zaten Gio'nun ne olduğunu herkes biliyor içiniz de rahat olsun. Zamanı geldiğinde herkes görecektir ama Atletico Madrid maçına kadar fizik olarak yeterli seviyeye gelmezse forvet olarak Arda'nın veya Keita'nın sahaya çıkabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Galatasaray adına maçın oyuncusu bana göre sonradan oyuna giren Ayhan ve Caner olurken maçın olayı da son dakikalarda Galatasaray seyircisiyle bildiğin toshack geçen Leo Franco'nun yaptığı diyebilirim. Keita'sız bir maçın da tadı çıkmadığını söylememe gerek yok herhalde..

30 Ocak 2010

Bize de Bu Yakışırdı...

Shabani Nonda'ya plaket verilmiş. Buna önayak olan herkese kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Resmi sitede daha detaylı olarak bilgiler verilmiş. Keşke bir şekilde taraftarla veda etmesi de sağlansaydı, o tribünler son bir kere daha Shabani Nonda Shabani Nonda Üçüncü Köprü Yapılır Onla diye bağırabilseydi...

Link









29 Ocak 2010

Mutluluk


Önce hocası terketmişti gemiyi. Kendisi de kafaya koymuştu zaten ayrılmayı. Koptu gitti sıcak ülkeden güneş görmeyen ülkeye. Aradan çok geçmedi, 1,5 sene sonra kavuştular birbirlerine. Ne mutlu bize ki Galatasaray ismi altında...

Konuşacak çok şeyleri vardır eminim. Ama ne kadar mutlu oldukları suratlarından açıkça anlaşılabiliyor...

Resim resmi siteden alınmıştır. Daha güzelleri için orayı tıklayın :)

Gio da Bildirildi...



Bugün imza töreninde normalde olanın aksine gerçek sözleşmeye imza attığını gördüm Gio'nun. Hemen de bildirilmiş sanırım.

Antep maçı öncesi Jo'nun kadroda olabileceğini söylemiştim. Keita'nın yokluğunda da Gio kadroya alınabilir. Maçın skoruna göre de sahaya sürülebilir...

Hepsi Senin Yüzünden !




Kocaelispor maçında gittin penaltı kaçırdın senin yüzünden teknik heyet gönderildi. Küme düşen takımdan 5 yedik.

Arkasından gittin Hamburg'a 2. golü atıp takımı rehavete sürükledin, 3 tane yedik arka arkaya.

Uefa'dan elendik takım ligden koptu, Galatasaray Bülent Korkmaz gibi efsanevi bir oyuncusuna 5 ay dayanamadı.

Sene başında Fener maçında sakatlandın, hem gol atamadık hem gerilen sinirler yüzünden Keita atıldı.

Senin yerine Nonda forvet oynamaya başladı. Toplam fizik gücü yarım sezon bile olmayan adam elden ayaktan düştü.

Sonrasında forvete geçen Kewell ilk yarı boyunca çoğu 90 dakika 30 maç yapmak zorunda kaldı, ciddi şekilde sakatlandı.

Sen yoksun diye ara transfer döneminde golcü almak zorunda kaldı yöneticiler.

Nonda tatsız bir şekilde gönderildi. Hatta en yakın arkadaşın Kewell bile gönderilecekler listesinde tepelerde dolaştı uzun bir süre.

ve sen bütün bunlar olurken gittin sakat ayağınla Barcelona maçını izledin, sakatlığın nüksetti. Atletico Madrid maçına bile forvet olarak kimin çıkacağı belli değil...

Hepsi senin yüzünden Milan Baros, iyileş gel de geçsin hepsi :)

Tamamen şakaydı ama güzel senaryo değil mi ?

Hıncal Uluç'a sevgilerle :)

28 Ocak 2010

Herşey İçin Teşekkürler...


Her ne kadar Kewell'ın gönderilmemesi için Nonda'nın gönderilmeni şiddetle istesem de sözleşmesinin fesh edildiği haberini aldığımda çok üzüldüm.

Fakat olması gereken ne yazık ki buydu.

Umarım kendine yakışan bir kulüp daha bulur ve futbol hayatına başarıyla devam eder.

Verdiğin bütün emekler için çok teşekkürler Nonda...

Üçüncü köprü yapıldığında adın bol bol anılmaya devam edilecek.

27 Ocak 2010

Fıtık

Daha geçenlerde yazmıştım Orduspor'un stad zemininin güzelliğini. Bu akşam stadın zeminini gördüğümde aklıma ilk olarak Orduspor geldi, gerçi onlar da aynı anda Trabzonspor ile deplasmanda maçtaydılar.

Genel kurula Geremi'yi getirene kadar, Rothen'e imza attırana kadar, Vassel'e 150 arabalık konvoy yapana kadar saha zeminine baktırıverseymiş keşke Ankaragücü. En önemli oyuncularından Metin Akan saha zemininden dolayı sakatlanmış, ya bu akşam da bir oyuncuları sakatlansaydı ? Ya da Allah göstermesin Galatasaraylı bir oyuncu sakatlansaydı ? Kimin umrunda ki ? Küçük Gökçek babasının hortumladığı paralarla gitsin onu bunu getirsin genel kurullara. Bariz şike yapan bir kulübün hala aynı tezgaha devam etmesi de ayrı bir konudur...

Maç hakkında pek konuşacak birşey yok. Ninja Kaplumbağa'ya benzeyen Hürriyet ve Çakma Tevez Broggi ve defansın sağında oynayan genç çocuk Cihan tek aklımda kalanlar Ankaragücü adına.

Galatasaray'da ise hayatım boyunca birdaha görmek istemediğim bir kadro seçimi (Rijkaard'ı eleştirmek için değil sadece yanyana oynayan oyuncuların yetersizliğinden dolayıdır bu düşüncem), sahadaki tek göze hoş gelen oyuncunun Emre Çolak olduğudu aklımda kalanlar. Allah Galatasaray'ı olur da birgün Barış, Mehmet Topal, Mustafa Sarp ve Ayhan dörtlüsü diziliminde birdaha sahaya çıkarmasın. Ciddi anlamda yaratıcılık eksiği olan bir dizilim bu. Genç yetenek Emre onların önünde didindi de didindi. Ayağına gelen her topu ileri oynamaya çalışması bile alkış alır. Nonda ise ben bittim der gibilerinde bir haldeydi. Hala daha Nonda'ya güvenip Atletico maçına çıkmayı düşünen var mı aranızda? Ya da Nonda bu haliyle takımda kalmalı diyen ? Çok merak ediyorum...

Defans dörtlüsünde ise Uğur Uçar kötü, Serkan Kurtuluş vasat, Servet iyi ve Emre Güngör çok iyiydi. Çok iyi diyorum çünkü sadece maçı bitirmesi bile önemlidir benim açımdan. Kısa sürede kilo fazlasını da verirse ciddi bir alternatif olarak görülmeye başlanabilir.

Ufuk genel anlamda iyi fakat takımla daha çok oynayıp tecrübe kazanması gerekiyor. Kendisi için olduğu kadar önünde oynayan defans oyuncuları da ona alışmalı. Servet'in bir geri pasında Ufuk'un sağ ayağına topu yuvarlaması bunun en güzel göstergelerinden biridir bana göre. Fakat henüz yeterli tecrübede değil. Herkesin tu kaka diye gözden çıkardığı Leo Franco Nonda'dan çok çok daha gerekli şu anda Atletico maçı için.

Jo geldi havalar soğudu. Adam sanki peşinden Tundra iklimini de beraberinde getirdi. 2 maçtır buzun altında maç yapmak zorunda kalıyor adam. Gerçi Rusya'dan alışkın fakat nasip olmadı kaymak gibi sahaya çıkıp onu izleyebilmek. Hareketli, istekli fakat fizik olarak tam istenen seviyede değil. Arkasında Keita, Arda, Elano olduğunda çok daha iyi olacağına inanıyorum.

Maç başladığı gibi bitti kısacası, iki takım da aman aman ataklar yapmadı. Ankaragücü biraz daha etkiliydi ama zemin ve hava şartları iki takıma da izin vermedi. Maç bitene kadar da fıtık oldum, biri sakatlanacak diye ödüm koptu. Daha 60. dakikada bitse de kapatsam modundaydım. Uzun zamandan beri ilk defa bu kadar zevksiz bir maç izledim diyebilirim. Orduspor'u zor da olsa yenen Trabzonspor'la beraber Galatasaray bir üst tura çıktı. Şimdi gelsin rakipler...

İçimden Geldi



Ne şarkıydı be ! Değil mi ? Bizden gelsin o zaman Kewell'a...

You and me
We used to be together
Everyday together always
I really feel
That I'm losing my best friend
I can't believe
This could be the end
It looks as though you're letting go
And if it's real
Well I don't want to know

Don't speak
I know just what you're saying
So please stop explaining
Don't tell me cause it hurts
Don't speak
I know what you're thinking
I don't need your reasons
Don't tell me cause it hurts...

Zaten Biliyorduk

Haftalar öncesinden konuşulmaya başlandı bu transfer. Haldun Üstünel bu sefer gizliden yürütemedi işini. İngiltere öyle bir ülke ki devlet sırları bile hiç sakınmadan medyaya ulaşabilir. Neill ve Jo transferlerinde de olduğu gibi Dos Santos transferi de basına yansıdı haliyle. Zamanın kısıtlı olması ve alternatif eksikliği gibi nedenlerle bu transferlerden vazgeçilemedi. Halbu ki geçtiğimiz yaz Fransız medyasına konuşan Mensah'ın transferi direkt olarak iptal edilmişti.

11.05.1989 doğumlu Dos Santos'un kariyerini anlatmaya pek gerek yok. Fakat kaba hatlarla bahsetmek gerekirse, Barcelona'da kendi döneminin oyuncularından Bojan Krkic'e önerilen kontrat teklifini kabul etmeyen Dos Santos Juande Ramos'un arkasından EPL'ye yol alıyordu. Juande Ramos'un Dos Santos geldikten 2 ay sonra gönderilmesiyle üvey evlat muamelesi görmeye başlayan oyuncu Tottenham formasıyla toplamda o sezon ancak 6 EPL maçına çıkabilmişti. Oyuncuyu kaybetmek istemeyen Tottenham ligin ikinci yarısında Dos Santos'u Ipswich Town'a kiraladı. Bu periyotta 8 maçta 4 gol atabilen Dos Santos yine de takımın as oyuncusu gibi değildi.

Barcelona'da son dönemlerinde Ronaldinho ile sorun yaşayan Rijkaard ROnaldinho'yu yedek bekletirken Dos Santos'u ilk 11'e alıyordu. Kolay değil 18 yaşındayken 25'in üzerinde maçta görev alan Dos Santos Krkic'e yapılan teklifi kabul etmemekte haklı gibiydi. Belki de artık ben oldum diyerek Premire Lig'e gidişi ve yeteneğini İngiltere gibi sert bir ligde sahaya yansıtamaması onu olgunlaştırmış olsa gerek...

Ve sonunda herkesin neredeyse kesin olarak bildiği, bir kaç ters köşeci arkadaşın hala inanmak istemediği, kimi kesimin de balon diye nitenlendirdiği Dos Santos sezon sonuna kadar Galatasaray'da. Kontratın detaylarını bilemiyorum. Aslında duyduklarımı da yazmak istemiyorum çünkü Jo transferinde opsiyon maddesi konusu hayli sorunlu bir hale gelmiş ve sonunda benim iddia ettiğim opsiyonun olmadığı ortaya çıkmıştı. Şimdi opsiyon var diyenler de var hatta rakam verenler de, opsiyon yok; olsa resmi sitede açıklanırdı diyenler de. Herkesin görüşüne saygı gösteriyorum. Fakat bir gerçek ki Rijkaard ve Dos Santos buluşması Galatasaraylılar'ı olduğu kadar Meksikalılar'ı da sevindirdi. Dünya Kupası öncesinde Milli Takımları'nda en çok güvendikleri oyunculardan biri olan Dos Santos'un maç eksiği olması ve Redknapp tarafından göz göre göre katledilmesi hiç hoşlarına gitmiyordu.

Sonuçta yetenekli ve bunu gösterme arzusunda olan bir oyuncuyu kadromuza kattık. Tek problem bu anlaşmanın sonrasında kimin gideceği. Ben kimin gideceği ile ilgili tasarrufa sahip değilim fakat bir alttaki postta kimin gitmemesi gerektiğini açık ve net bir şekilde söyledim. Bundan sonrası yönetimin işi. Tekrardan hayırlı olsun...

25 Ocak 2010

Çocuğumu Keserim!


Öyle yarım ağızla açıklama yapmakla olmaz bu işler. Çıkıp Kewell'la maddi açıdan anlaşamadık diyin, sakatlığı uzun sürecek biz de yabancı kontenjanından dolayı takımda tutmak istemiyoruz diyin ya da ailesinin yanına gitmek istiyor yapacak birşeyimiz yok diyin...

Adam ben kalmak istiyorum diyor üzerine basa basa. Liverpool'da 2 senede 15 maç yapamayan adam 1,5 senede 65 maç oynadı bu takımla. Çoğu maçta kendini sakatlama pahasına 90 dakika sahada kaldı, hocası 90. dakikada oyuna aldığında "kendisinin kararı, saygı duyuyorum"diyebilecek kadar erdemliydi, biz bile kendi efsanemize saydırırken.

Bu adam gidemez, gitmemeli. Tamam futbolu bizde bırakmasına gerek yok fakat para veya sakatlık nedeniyle bu adamdan vazgeçilirse çarşı karışır hemşerim. 2,5 sene beslediğiniz Linderoth'a, asla etmediğini bildiğiniz halde yıllarca paralar akıttığınız yerli futbolculara inat Harry kalmalı. Çünkü O Kewell, Kewell from Galatasaray...

İyice izleyin!!!

24 Ocak 2010

Galatasaray 1-0 Gaziantepspor

Öncelikle söylemek gerekirse sahayı çok iyi temizlemişler! Geçen sene oynanan Sivasspor-Galatasaray maçından hallice bir sahaya çıkarılmak zorunda kaldı oyuncular. Maçtan önce değinmek istemedim fakat maç oynanmadığı zamanlarda üzerinde antrenman yapılması bile sakıncalı olan çimlere traktör sokup, resmen kökünden kazımak çok akıllıca bir hamleydi...

Zaten futbol izlemek isteyen yoktu. Maç başlasın, zemin çok ağırlaşmasın, sakatlık olmasın ve tek golle de olsa kazanıp bu kendi kendimize dayattığımız maç yapma zorunluluğu saçmalığını kazasız belasız atlatalım diye düşünüyordu herkes. Aman bu adam nasıl oynamış, taktik dizilişimiz nasılmış kimsenin umrunda değildi. Maça da ideale yakın bir 11'le çıktı Galatasaray. Kewell, Keita ve Baros'un olmadığı bir takım ancak bu şekilde çıkabilirdi sahaya. Maça da etkili başlamamıza rağmen Caner'in yaptığı bir faulu vermeyen hakeme küfür eden Ahmet Ari kırmızıyı gördü. Maçın başında en çekindiğim adamlardan birisiydi açıkçası. Profesyonel lisansı olan amatör oyunculara güzel bir örnektir. Zaten bu kırmızı karttan sonra iyice koptu maç. İleride sadece Erman Özgür, Olcan ve Julio Cesar'ın ayaklarına mahkum olan Antep topu şişirdi de şişirdi, Servet'in veya Neill'in olası bir hatasını kolladılar maçın başından sonuna kadar.

Galatasaray'da ise Elano, Sarp ve Arda ortasahası kar yağışına rağmen ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. En geride Sarp onun önünde Elano forvetin arkasında da Arda gibi bir dizilişte en sıkı çalışanlar Sarp ve Elano olarak göza batıyordu. Galatasaray adına bu maçta açıkça görülen başka bir husus ise en kuvvetli olan sağ kanadının rotasyonunun olmamasıdır. Keita ve Sabri'nin olmadığı bir kadroda ne Uğur Sabri'nin yerini ne de Barış Keita'nın yerini doldurabilir. Sol kanatta ise işler olduğundan çok çok daha iyi bir düzende işlemekte. Her gün performansının üzerine biraz daha katmaya devam eden Caner'le Euro 2008 günlerine dönmeye başlayan Hakan Balta mükemmele yakın bir performans ortaya koydular. Hakan hem ileri çıkışları hem defansa dönüşleriyle, Caner ise yaptırdığı bir penaltı, bir kırmızı ve bir sarı kartla gecenin akılda kalan ismlerinden olmayı başardı. Ayrıca vurduğu birbirinden güzel iki frikikte de kaleciyi geçememesi büyük şanssızlıktı onun adına.

Maça tek forvet başlaması muhtemel Nonda ise yatıp kalkıp Mustafa Sarp'a dua etmeli. Hepimiz çok seviyoruz, sempatik, cana yakın, uyumlu... Fakat buraya kadar. Hani Mustafa Sarp'ın golü olmasa şu anda çok farklı şeyler yazıyor olabilirdim.

Son olarak da maçın yıldızıyla maçın bence olayına geçeyim. Madem TRT'de böyle birşey var ben de yapayım bari :) Maçın yıldızı Mustafa Sarp ve Caner tek bir kişiyi seçemedim kusura bakmayın. Caner şu anda Kayserispor veya Bursaspor'da olsaydı bonservis bedeli ne kadar olurdu acaba merak etmiyor da değilim. En azından 10 milyon euro isterdi herhalde Süleyman Hurma veya İbrahim Yazıcı... Maçın olayı ise buzlu zeminde bile mükemmele yakın top oynayan Elano'nun oyundan alınması. Normal zeminde bile ayakta duramayan Barış dururken Elano'yu oyundan almak Frank Rijkaard'ın bugüne kadar Galatasaray'da vermiş olduğu en hatalı karardır bana göre. İçine o anda Mark Hughes kaçsa bu kadar bariz yapamazdı herhalde.

Neyse bu da nazar boncuğu olsun. Kısacası kazandığımız için memnunum. Böyle eksik kadroyla böyle zorlu şartlarda kazanmak takım için önemlidir. Bu vesileyle ilk 11'de oyuna başlayıp üzerine çok iş düşmese de güzel bir oyun oynayan Neill'le oyuna sonradan gelip sanki 40 yıllık Galatasaraylı gibi koşup didinen Jo'ya sevgilerimi sunuyorum.

İzmir'de bile hava çok soğuk, sıkı giyinin hasta olmayın :)

Saša Ilić...

Ne zamandır düşünüyordum o'nun hakkında bir yazı yazmayı.

O zaman deli gibi adam aranan 10 numara mevkisi için alınan ama 10 numaradan çok gizli forvet tarzı oynayan bir adam çıktı yumurtadan. Partizan'dan ayrılacağı zaman geldiğinde Partizan taraftarlarını çok ama çok üzmüş ancak  yine de Türkiye yollarına düşmüştü. Galatasaray'dan önce 13 maçlık bir Celta Vigo macerası yaşayan Sasa'ya önyargı ile yaklaşıldı. Taraftar o'nu pek tanımasa da sene sonunda o kendisini taraftara kabul ettirecek ve kendisine "Paşa İliç oleeeyy!" tezahuratını atfettirecekti...



Sezon içindeki maçlarda olmadık anlarda sahneye çıkıp gollerini atan Sasa İliç taraftarın sevgilisi olmuştu bile.
Attığı goller sonra abartısız gol sevinçleri ve rakip kaleye bıraktığı plaseler ile ünlenen bir adamdı artık Sasa.
Beşiktaş'a 59 saniyede 2 gol atarak hepimizi kendine müptela yaptı. Defansın ardına birdenbire sarkan; "Nereden çıktı bu adam yahu" dedirten forvetimsi tarz oyuncuydu. Oynadığı futbolu zekasıyla harmanlıyor ve olmadık anlarda sahneye çıkıp bir anda maçın adamı olabiliyordu. Ancak 70.dakikadan sonra biten kondüsyonundan sebep ortalarda pek gözükmüyordu. "70 dakikalık adamdı" yani... Yine de  2005-2006 sezonunda attığı 12 golle Galatasaray'ın en skorer oyuncularından biri oldu. Hala o'nun oyun zekasına sahip adamlar kısıtlıdır futbol piyasasında. Orhan Ak, Cihan Haspolatlı, Yalçın Ayhan gibi bir dolu futbol zekasından ve yeteneğinden yoksun adamların içinde en zeki adamdı kesin bir şekilde... Gözümde "oynadığı numaralarla özdeşleşen futbolcular" içerisinde 22 numarayla özdeşleşen adamdır. Nasıl ki " 1 Taffarel, 99 Ümit Karan, 10 Hagi, 9 Jardel ise 22'de İliç'tir.




Galatasaray'dan sessiz bir biçimde adeta "dan" diye gönderilen Sasa Iliç sarı-kırmızıdan kopamamış Avusturya yollarını tutmuştu. Red Bull forması giyerken takım arkadaşı Đorđe Rakić ile UEFA Kupası'nda karşılaşacakları rakipleri Lazio lehine bahis oynadıkları iddiası Sasa'nın fişini çeken olay oldu... Salzburg ekibinde 31 maç oynayıp 9 gol attıktan sonra bu kez de Yunanistan yollarına düşüyordu. Larissa ile 12 maça çıkan ama gol atamayan Sasa için "kürkçü dükkanı"na dönüş vakti gelmişti. Futbola başladığı ve Galatasaray'dan önce 10 yıl formasını terlettiği Partizan'a geri döndü Sasa İliç.

"İçimde kanayan bir yaradır" desem lafı cuk diye oturturum Sasa İliç için. Bir ara Kocaelispor ile anlaştığı haberlerini duyduğumda çok sevinmiştim ama sonrasında bu haberin kolpa olduğu ortaya çıktı. Kendisini tekrardan Türkiye'de görmek isterdim ama bu artık zor gözüküyor. Zira yaşı da bunun için uygun değil artık...







23 Ocak 2010

Jo Federasyona Bildirildi


Galatasaray maçı yarın oynanırsa (ki sanmıyorum) Jo sahada olabilir... Hayırlı olsun tekrardan.

22 Ocak 2010

Büyük Kayıp !


Ve Linderoth gitti. Resmi siteden yapılan açıklamaya göre kulüp dayanamayıp tek taraflı olarak fesh etmiş sözleşmeyi.

İlk geldiği sene olan 2007/08 sezonunda çıktığı toplamda 12 maçta 85 dakika oyunda kalan Linderoth geçtiğimiz sezon yakalandığı amansız ! rahatsızlık nedeniyle sadece 3 maça çıkabildi. Sözleşmesinin son senesi olan 2009/10 sezonunda kendini taraftara affettirme planları yapan Linderoth'un kaderi söylediği gibi gelişmedi.

Galatasaray'da kaldığı 2,5 sene boyunca hiçbir zaman sözleşmesinin feshi bile gündeme gelmeyen Linderoth'un sözleşmesinin neden fesh edilmediği bugün belli oldu. Tam olarak detayları bilmesem de sözleşmesinde kalan önümüzdeki 6 aylık alacağını peşin istediği söylentileri ortalarda dolanıyor. Aslında şaşırmıyorum, Linderoth Özhan Canaydın zamanında takıma kazandırılan bir isim. Takıma bugüne kadar hiçbirşey katmamış bir ismin bile, bu kadar elinin kuvvetli olduğu görülünce, acaba yapılan sözleşmelerin maddeleri nedir diye insanda büyük merak uyandırıyor.

Neyse Lincoln'ün de sözleşmesi tam olarak fesh edilmedi, Allah'tan o konuda haklıydık da para ödemiyoruz. Yolun açık olsun Linderoth, 2012 Avrupa Şampiyonası'nda 33 yaşında harikalar yaratacağından eminim.

Daha Ne Kadar Çok Hata Yapabilirsin ?

Keşke çıkıp gelsen dedim, geleceksin sandım sevindim...

Sonra duydum ki yanlış işler peşindeymişsin, uyarayım dedim...

En sonunda seni sevenleri üzüp yaptın yapacağını.


Test sürüşlerinde kırmızı kask giymeler falan yanlış hareketlerdi bana göre. Şimdi daha ağırını yapmışsın, olur mu Messi'nin yanında ne işin var senin ? Hataların çoğaldı, kendine çekidüzen verme vakti geldi de geçiyor bile :)



Resim için Footballove bloguna teşekkür ederim.

Kesişen Yollar




Harry Kewell & Milan Baros : 2003-2005, Liverpool
Harry Kewell & Lucas Neill & Neeskens : Avustralya Milli Takımı
Kader Keita & Milan Baros : 2007-2008, Lyon
Elano Blumer & Jo : Brezilya Milli Takımı
Elano Blumer & Jo : 2008-2009, Manchester City
Nonda & Lucas Neill : 2006-2007, Blackburn Rovers
Lucas Neill & Jo : 2009-2010, Everton
Arda Turan & Caner Erkin & Hakan Balta : 2005-2006, Manisaspor
Hakan Balta & Caner Erkin : 2004-2007, Manisaspor
Caner Erkin & Ufuk Ceylan & Hakan Balta : 2006-2007,Manisaspor
Caner Erkin & Jo : 2007-2008,CSKA



Gerçekten çok güzel bir çalışma olmuş Başaran, yazın da çok güzel. Devamını dilerim...

Kaynak:
http://kupabizim.blogspot.com

21 Ocak 2010

João Alves de Assis Silva

Oyuncuyu tanımayan yoktur herhalde, burada 3 4 sene önceki Zhirkovlu, Wagner Lovelu youtube videolarını paylaşmanın mantığı yok. Sonuçta herkesin az çok adını bildiği, hani hiç duymadıysa Manchester City'yi satın alan Araplar'ın ilk sansasyonel transferi olduğunu bildiği bir adam.

20 Mart 1987 doğumlu Brezilyalı oyuncu Corinthians altyapısından 16 yaşında A takıma çıkacarıldı. 3 sene A takımda oynadıktan sonra 19 yaşındayken vatandaşı Elano gibi radikal bir karar verip Brezilya gibi sıcak bir ülkeden Rusya gibi soğuk bir ülkeye yolculuğa çıkıyordu. Kendisinden 2 sene önce Moskova'ya gelen Love'la yakaladığı uyum kariyerinin ivmesini bir anda yukarı doğru çevirdi. Rusya'da geçirdiği 3 sene içerisinde 53 maçta 30 gol atma başarısı gösteren Jo adını İnter'e attığı gollerle duyurdu diyebiliriz.

İngiltere'ye transferi yönetimi yeni devralan Araplar'ın futbolu bilmeyişlerinden dolayı 21 milyon Serlin gibi astronomik bir miktara gerçekleşmiş olsa da Jo bekleneni verememişti. Geçen sezonun ortasından beri Everton'da kiralıkolan Jo sanki ben Premier Lig oyuncusu değilim diye bas bas bağırıyordu. Elano transferinde de bahsettiğim gibi Brezilyalı bir oyuncunun Premier Lig'de tutunabilmesi olası birşey değildir. Rus petrol milyarderlerinin verdiği rahatı Arap petrol milyarderlerinde bulamadı. Son olarak da ülkesinden geç döndüğü için Everton kulübü tarafından cezalandırıldı, bardağın son damlası da bu oldu zaten.

Görüldüğü üzere disiplin problemleri yaşayan bir oyuncudan bahsediyoruz. Geçtiğimiz senelere baktığımızda Lincoln, Felipe, Jardel gibi Brezilyalılar'ın Galatasaray sistemi içerisinde belki haklı belki de haksız nedenlerden dolayı kaybolup gittiğini görüyoruz. Burada basının etkisi, yönetici hataları, takım oyuncularının tavırları, gelen oyuncunun kendi tavırları gibi faktörleri sıralayabiliriz. İşlerin magazin boyutuna inmeden kısaca söylemek istediğim bu transfer Jo'nun yetenekleri sayesinde Galatasaray'a çok şey katabilir fakat bu etkenlerden herhangi birine göz yumulduğu takdirde Lincoln transferi gibi ortalık karıştırıcı bir etki ortaya çıkarabilir. Avantajlı tarafı Jo'nun 6 aylık kiralık sözleşme imzalamış olması, dezavantajlı tarafı ise bu kadar yetenekli bir oyuncuya zaten gidecekti diye bakıp elimizden kaçırma ihtimali. Demem o ki Jo kendini burada kanıtlamak istiyorsa fedakarlıklar yapacak, takımın abileri de fedakarlıklar yapacak.

Avrupa Ligi'nde oynamayacak olsa bile Jo takımımıza hayırlı olsun. Transferde emeği geçen herkese de ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum.

Bu da LigTV'nin bugün hazırlamış olduğu bi klip. İyi seyirler.

Ps: Yazıyı yazdım, klip sonra geçti elime, adamlar resmen benden çalmış :)

20 Ocak 2010

İrfan Tezbaşaran Korusu (Yardımlarınız Bekleniyor)


İzmir'de kaybettiğimiz İrfan Tezbaşaran kardeşimizin ismini yaşatmak için Ege Orman Vakfı ile birlikte bir kampanya başlatılmış. Eğer bu kampanya sonuç verirse Seferihisar - Doğanbey ağaçlandırma alanında bir "İrfan Tezbaşaran Korusu" ya da "İrfan Tezbaşaran Ormanı" olacak.

Koru için 1000, orman için 10000 fidan gerekli.

Bağışlarınız için hesap numarası:

Ege Orman Vakfı
İş Bankası Gündoğdu Şubesi(3424) Hesap No :116 149
Havale/EFT Açıklamasına : “İrfan Tezbaşaran Korusu” yazınız!
1 Fidan Bedeli 4 TL’dir. İstenilen miktarda bağış yapılabilir.


DİKKAT : Bağışların hedefine ulaşabilmesi için EFT / Havale işlemlerinizde, açıklama kısmına “İRFAN TEZBAŞARAN KORUSU” yazmayı unutmayınız!

İletişim :
Neval KAŞ : 0232 464 51 60 (Ege Orman Vakfı)
Serkan APUL : serkan.apul@bimar.com.tr 0232 765 90 66
Melis APUL : melis.apul@netsis.com.tr 0232 765 91 99
http://www.egeorman.org.tr/

Erman is finished...

Digiturk, Erman Toroğlu'nu terhis etmiş. Darısı ekürisinin başına...


18 Ocak 2010

Fenerbahçe'nin Yeni Transferi ?

Antu'da dolanırken denk geldi. Önce kaynağı belirteyim de sonra çıkıp aha çalıntı haber yapıyor demesinler :)

İsim: Alex
Soyisim: Feneridis
Renk: Kavruk
Saçlar: Brezilya
Surat: Özer Hurmacı
Mevkii: Ortasaha
Ülke: Yeni Zelanda

Yabancı sınırı umarım kalkmaz, fakat bir hata yapıp kaldırılırsa Fenerbahçe bu çocuğu alsın. Sırf isminden dolayı :)

Burada da transfermarkt profili var.

17 Ocak 2010

The Emre Çolak Project

Emre Çolak'a övgüler yağdırmadan önce bu soğuk havada maç şifresiz kanalda olmasına rağmen stada giden taraftarlara ve bu manalı skoru bizlere tekrardan yaşatan takımımıza teşekkür etmek istiyorum :)

Rakip ne kadar zayıf olsa da kendine güveni sayesinde takımda farkedilen Caner ve Barış'ı maçın diğer artılarından sayabilirim. Kendisine atılan paslar yanlış yere gittiğinde de sürekli itiraz eden Arda Turan'ın bu hallerini hiç beğenmediğimi söylemeden de edemeyeceğim. Ayhan veya takımın gediklisi topla istediği gibi oynama hakkı varken Arda'ya pas atan oyuncu eğer Barış, Caner, Mehmet Topal gibi oyuncularsa kesinlikle doğru pas vermek zorundalar. Arda bu ayrım olayının yavaş yavaş bana göre bokunu çıkarmakta. Canım ne olacak galibiyet gecesinde bari yapma diyenler olabilir. Olmaz arkadaşım, madem bu maç bu kadar basit arkadaşlarına küsmeyeceksin, işin garibi küsme de değil bildiğin gider yapıyor. Kaptanlık bu demek değil !!!

Gelelim başlığımızın konusuna, 18 yaşındayken 10.000 kişi aynı anda sizin isminizi bağırsa, hele hele altyapısından yetiştiğiniz kulübünüzde ilk resmi golünüzü attıysanız Emre Çolak kadar soğuk kanlı kalmanız büyük başarı. Ben kendimi düşündüm de bir anda, maçı bırakıp ağlaya ağlaya koşmaya başlardım herhalde :) Bu takım ne Oğuz Sabankaylar, Cafercanlar, Özgürcanlar, Aydın Yılmazlar, İrfan Başaranlar gördü. Umarım kendisine geldiği nokta bakımından Arda abisini örnek alır da diğerleri gibi yok olup gitmez. Neeskens ve Rijkaard'ın Emre Çolak'ın ikinci golü sonrası suratındaki ifadeyi de gördüyseniz gerçekten onun bir projenin ürünü olduğunu anlarsınız. Sene başında Emre'yi A2 takımına geri gönderdi diye teknik heyeti eleştirenler şimdi çıkıp işte bu, mükemmel diye alkış tutacaklardır. Bir kısım da çıkıp elimizde Emrelerimiz var, Ardalarımız var yabancıya ne gerek diye pay sahibi de olabilirler. Hazırlıklı olmak lazım.
Bu gol sevinci de Emre'ye Arda'dan miras herhalde...

Takım ne kadar güçsüz de olsa Emre verdiği paslarla kendine güvenip attığı bir penaltı bir frikik golüyle ilerisi için gerçekten ümit verdi. Tabi onun en büyük şansı Rijkaard ve Neeskens gibi bir antrenöre, Jan Derks gibi de bir sorumluya sahip olması. Bundan sonrası ona kalmış. Umarım Galatasaray tarihine adını altın harflerle yazdıracak duruma gelir, ben inanıyorum zira kendisine bu yetenek fazlasıyla var.

16 Ocak 2010

Naklen Yayın İhalesi ve Marka Değerinin Korunması

"Aziz Başkan hayal görüyor" demişti Şansal Büyüka. 400 milyon dolarlık bir paketin kabul edilemez olduğunu ve gerçek olamayacağını söylüyordu o günlerde. Hayal olmadığı ihalenin geldiği noktayla ortaya çıktı.

Süper Lig Yayın İhalesi kazanıldığında Digitürk'de herkes bayram kutlaması yaparken Sevgili Şansal derin üzüntü duyuyordu. Bu acısını da Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören üzerinden yapıyor bir yerde onlara veryansın ediyordu. Haklıydı da belki bir çalışan olarak. Aziz Yıldırım'ın 400 milyon rakamını telaffuz etmesi, psikolojij bir etki yaratmamış değildi. Büyüka, özellikle kulüplerin bu kadar(321 milyon) yanındayken bazı başkanların Lig Tv'nizi kapattırın kampanyaları yapmasına tepki gösteriyordu açık açık.

Şansal Büyüka zeki adamdır. Bu paraların kolay geri dönüşü olamayacağının o da farkında. Hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceğinin de. Bu yüzden "marka değerinin korunması" lafını ilk kez bu kadar inanarak söylüyordu. Neydi bu Erman Toroğlu, Bülent Tulun gibi adamları üzecek olan marka değeri?

Bir takımın marka değeri onun transfermarkt sitesindeki oyuncularının toplam değeri değildir.
Bir ligin marka değeri onun naklen yayın hakları ihalesinin bittiği rakam da değildir.

Öncelikle bu yanılgıya son verelim. Marka Değeri'nin temelinde o markadan kaynaklanan ek gelirler ve farkındalık yatar. Spor ekonomisinde dahi marka değeri kavramı maddi olmayan varlıklar grubuna aittir. Şişirip durduğumuz dünya derbisi dediğimiz maçlarla, Avrupa'nın en iyi 6. ligiyiz demekle, oynanmamış 3.lük maçı ile gelen Avrupa 3.sü'nün Ligi sıfatlarını kullanmakla marka değeri yükselmez. Önünde olduğunu söylediğin ülkelerin alt ligleri bile dünyanın dört bir yanından takip ediliyorsa, senin oyuncularının tek sahnesi uluslararası turnuvalarsa, futbolcu vergilendirmeleri normal vatandaş oranında olsa yabancı transfer bile yapmakta zorlanacağın bir ligin varsa ve bu kadar çok para döküp bu ligi satın aldıysan harekete geçmenin zamanı gelmiştir.

Ne olacak bundan sonrası. En önemli konu bu. Yukarıda söylediğim gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Federasyon 4 yıl boyunca Digitürk'ün yanında her zamankinden daha fazla duracak. Onların isteklerini, şartlarını yerine getirmek için kulüplere, antrenörlere, oyunculara, yöneticilere ve hakemlere sınır koyacak. Bu sınırlar hem saha içinde, hem de maç sonu demeçlerde olacak. Güzel oyunu yaratan adamların korunmasına yönelik çalışmalar ciddiyet kazanacak. Federasyon kulüpler için lafta kalan UEFA kriterleri için daha kararlı bir tutum sergileyecek. Yayıncı kuruluş da en tabi hakkı olarak federasyon yoluyla kulüplerden iyi yayın olanakları, güzel stadlar arzu edecek.
Gelelim oynanan futbolun yerin dibine sokulduğu, saatlerce hakem eleştirilerinin gırla gittiği, takımların çok kötü, oyuncuların rezalet olduğunun konuşulduğu, yöneticilerin ve camiaların birbirine girdiği maç sonu programlarına. Ermanları, Bülent Tulunları, Telegolcüleri üzen kısma yani. Lig Tv'de Şansal Büyüka bununla ilgili ilk söylemini yaptı. Kısa ve net: "Yeni sezon ile birlikte Lig TV olarak bir kararımız var. Futbolda eleştiri sınırlarını aşıp, markayı karalayanlara, ürünün değerini düşürenlere bu ekranlarda yer vermeyeceğiz". Bunun başlangıcı Lig Tv belki ama diğer kanallara da bir şekilde! sirayet edeceği milyar dolardan açık.

Lig Tv geç kalmış bir atılımı yapacak bana göre. Ligin marka değerinin korunması demek, direkt olarak kulüpleri etkileyecek. Misal Arda Turan'ın diz kapağına atılan tekme ve kırma girişimi iki maçla geçiştirilmeyecek, maç sonu kavga eden yöneticiler kanaldan kanala gezip hakem ve lig eleştirisi yapamayacak, hafta boyunca "bu lig çok kötü, bu lig kalitesiz" geyikleri dönmeyecek. Lig Tv eleştiri sınırlarının aşılıp, ürün değerinin düşmesine yol açacak her hareketin faturasını Federasyondan, MHK'dan, PFDK'dan gerekirse RTÜK'ten talep edecek.

İhale sonrası digitürk paketlerindeki zam beklentisi muhtemelen herkeste vardır. Digitürk yöneticileri ihalenin artışı paralelinde bir zam asla olmayacağının garantisini verdi. Zaten akıl ve mantık dışı olurdu böyle bir zam. Digitürk'ü zaman zaman eleştirsek de kısa vadede bu işi onlardan daha iyi yapabilecek bir platform yok. Türk milleti olarak alışkanlıklarımız vardır. Kolay kopamayız bazı şeylerden. Digitürk de birçok insan için böyle artık. İhalenin bu rakama çıkması ve Digitürk'ün kazanması sevimliliklerini arttırdı diyebiliriz rahatlıkla. Tahminimce bundan sonra satışların arttırılması ve bu paranın geri dönüşü için alternatif paketler sunacaklar. Bu konuda faaliyet içinde olduklarını biliyorum. Atıyorum mesela herkesin yalnız kendi takımını izleyebileceği Lig Tv paketleri bir hayli tutacaktır. Yapılması gereken bir başka nokta yasal olarak imkan varsa ligimizin pazarlanmasıdır. 'Kim ne yapsın da bizi izlesin' demekten sıyrılıp TSL'yi Türki Cumhuriyetler'e, Balkanlar'a ve Orta Doğu'ya bir şekilde satmanın yolları bulunmalıdır. Özellikle Türki Cumhuriyetler'de Türkiye Ligi'nin ilgiyle takip edildiği herkes tarafından bilinir. Ligin satılması Digitürk'e fayda sağlarken, takip edilmesi ve yeni taraftar kazanılması da kulüpler için harika bir gelişme olur. Ligimizin yayınlarının yapıldığı ülkelerde tüm takımların ürünlerinin birlikte satılacağı storelar kulüplere yeni gelir kapısı olabilir. Bunun dışında Digitürk'ün çözmesi gereken asıl mesele ise kaçak yayınlar. İnternet üzerinden izlenen bu yayınlar ve dream box gibi çözücüler Digitürk'ün yeni üye kazanımları konusunda önündeki en büyük engel. Lakin bu paraları veren bir şirket eminim o tip önlemleri de hazırlamıştır.

Toparlarsak bu ihale Digitürk'ün gücünü yükseltmiştir. İlerleyen haftalardaki hakem hatalarını, "ligin çekişmeli geçmesi, heyecanın son haftaya kadar sürmesi ve ilginin azalmaması adına oynanan oyunlar" olarak görecek yüzbinler olabilir. Felaket senaryosu yazmaya gerek yok. O ruh hali ile yaşamak mümkün değil çünkü. Kulüpler bu tedirginlikler yerine gelecek olan paranın doğru kullanılmasıyla ilgili çalışmalar yapmalılar. Taraftarlar da imkan buldukça stadları doldurmalı ekrandaki güzel oyuna en büyük katkıyı yapmalılar.

Yalçın Kaya

15 Ocak 2010

Lucas Neill


Alırım ifdadeni :)Rocky :)
Gerçekten çok hoşuma gitti...

Gökhan Ünal

Gökhan Ünal Fenerbahçe'nin yeni forveti oldu. Avrupa Ligi'nde oynamayacak olması, Guiza ile nasıl bir ikili olacağı, ya da oynadığı süre içerisinde kaç gol atacağı bir tarafa, kariyeri neredeyse bitme noktasındayken Fenerbahçe gibi Türkiye'nin önemli kulüplerinden birine kadar gelmesi gerçekten inanılmaz gibi.

Aşağıdaki resimde bugüne kadar transfer olduğu takımlar ve Kayserispor'un büyük vurgununu görebilirsiniz.


Gelelim Gökhan Ünal'ın nasıl bu kadar değerli bir oyuncu haline geldiğine. Sonradan oyuna girip Galatasaray'a attığı kafa golü sonrası yaptığı açıklamada, "Beşiktaş altyapısından çıktım fakat Galatasaray'da da Fenerbahçe'de de forma giyerim diyordu." 2001 yılında Gençlerbirliğine transfer olan Gökhan Ünal resimde de görüldüğü gibi beğenilmemiş olacak ki arka arkaya başka kulüplere kiralanmış. En sonunda da bundan adam olmaz demişler herhalde ve sakız parasına 4500 euro gibi komik bir rakama Kayserispor'a satmışlar.

Zaten Gökhan Ünal'ın Gökhan Ünal olduğu zaman dilimi de Kayserispor'da oynadığı 5 sezona tekabül ediyor. 2003/04 sezonunda 12, 2004/05 sezonunda 8, 2005/06 sezonunda 32, 2006/07 sezonunda 18, 2007/08 sezonunda ise tam 14 gol atıyor. Bu rakamlar Türkiye kupası ve lig maçları dahil sayılar. Fakat atılan gol goldür, kupa veya lig maçı olması benim açımdan hiç önemli değil. Kısacası toplamda Kayserispor için attığı gol sayısı 5 sezonda 84. Hiç azımsanacak bir rakam değil...

Onca transfer söylentisine, satmayacağız pankartlarına rağmen, Gökhan Ünal'ı tabi-i caizse boyayıp 6 milyon euroya satıyordu Kayserispor. Şimdi bu transferde Gökhan'ın tartışılmayacak olan yeteneklerinin yanı sıra, kariyeri bitme noktasındayken onu alıp allayıp pullayan Kayserispor yönetiminin de payı büyüktür.

Kariyeri açısından belki de en iyi tercihi yapıp direkt bir İstanbul takımına değil de Trabzonspor gibi hem büyük sayılabilecek hem de Avrupa Kupaları'nda oynayabileceği bir takıma gelmesi onun adına en iyi olanıydı. Fakat hesaba katmadığı ufak bir detay vardı. Ufak detayların bazen çok büyük sonuçlar doğurabileceğini de Trabzonspor'da anlamıştır herhalde. Kötü oynadığı her maç, hatta gol kaçırdığı her pozisyon sonrasında Fatih Tekke tezahüratları kulaklarını çınlatırken belki de artık bu kadar yeter dedi Gökhan. Oyuncusunun da asla arkasında durmayı bilmeyen bir yönetim anlayışıyla Trabzonspor'da daha fazla zaman harcamaması gerektiğini anlıyordu. Yöneticiler saç ektirdi diye topa kafa vurmadı derken, her gün başkanları sanki Gökhan Ünal o takımın golcüsü değilmiş gibi Fatih Tekke açıklamarı yaparken bu işi daha da uzatmamak gerekirdi. O da öyle yaptı...

Bugün söylenen rakamlara göre 3 milyon euro + Burak Yılmaz'ın bonservisi karşılığında iki takım anlaşmaya vardı. Bu sezon içerisinde 19 maçta 3 gol atabilen Gökhan Ünal 2 yıl aradan sonra kankisi Mehmet Topuz'la Fenerbahçe'de buluşuyor. Gökhan yetenekli bir oyuncu, yetenekli ve hırslı olmasa bu kadar golü atması ve milli takıma kadar yükselmesi gerçekten zor. Ayrıca attığı jeneriklik goller de kalitesini yansıtır cinsten. Sezon başında Avrupa Ligi ön elemesinde oynadığı için Fenerbahçe'de Avrupa Kupası maçlarında yer alamayacak olması büyük handikap, takımdan gönderileceği açıklanan Kazım'ın yokluğu (ki affedileceğini düşünüyorum Kazım'ın onca rezilliğine rağmen) ve küskün Semih'in de iyi bir performans gösteremeyeceği düşünülürse Guiza ve Gökhan Ünal ikilisine forveti teslim etmek de büyük cesaret, hatta Avrupa Ligi'nde sadece Guiza'ya...

Böyle transferler oyuncuları psikolojik yönden olumlu etkiler. Eğer ki Gökhan Ünal Mehmet Topuz'la beraber kendine gelirse başarılı olabilir ama yok hala Trabzonspor'daki gibi ayakta duramayan ruh haline dönerse Fenerbahçe'nin işi çok zorlaşır. Burada en büyük iş Fenerbahçe taraftarına düşüyor. Biraz sabredip destek olabilirlerse Gökhan Ünal eski günlerine döner, ama yok biz gelsin takır takır gol atsın bekliyoruz derlerse yeni Zafer Biryollar'ı hayırlı uğurlu olsun, Gökhan Ünal'a son para veren kulüp olarak kalırlar...

Paylaş