31 Aralık 2009

Nice Mutlu Yıllara Blogger Ahalisi

Schumy sizlere taaa Akdeniz'in incisi Antalya'dan sesleniyor bu sefer :)

Blogger'a yorum olarak yazmaya başladığım 2009 senesi içerisinde kalbini kırdığım, kavga ettiğim, hatta canından bezdirdiğim kaç blogger varsa sadece bu akşam için kendilerinden özür diliyor 2010 senesinde daha ılımlı bir yaklaşım göstererek kendi çizgimiz de kaybetmeden kendileriyle buluşacağımı belirtmek istiyorum :)

Bu bağlamda bir 2010 açılımı yapıp blogu Fenerbahçe bloguna çevirmeyi düşünüyorum dersem alacağım küfürlerin miktarını da tahmin edebiliyorum, bu sebeple herşey aynı kalacak merak etmeyin :) Fakat antifb olmadan...

Herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyor, gözlerinden öpüyorum.

Seneye görüşmek üzere.

Ps: Son cümle şaka olsun diye yazılmıştır, hatta bilerek yazılmıştır, tek bir cümleye takılmamanızı tavsiye ediyorum :)

29 Aralık 2009

2016'da Değil 2116'da Bile Olmaz


Gerçekten inanılması zor şeyler oluyor bu ülkede. Daha 1 hafta bile olmadı şu logo tanıtılalı, hemen spekülasyonlar başlamış. Neymiş de efendim bu logonun altında bulunan sarıyla kırmızı zamazingoların tam ortasına kurnazca yeşil bir zamazingo daha sıkıştırılıp siyasi propaganda yapılıyormuş. Yani söyleyecek laf yok bu senaryoyu yazanlara. Yakında forma renkleri sarı kırmızı olan takımlar yeşil zeminli sahaya çıkmasın, ya da üzerinde sarı kırmızı forma olan oyuncu yeşil giyen oyuncuyla yanyana gelmesin ikili mücadeleye girmesin, gizliden gizliye siyasi propaganda yapılıyor diyecekler. Bizler futbolun içindeki gereksiz şeyleri deştikçe değil 2016, 2116'da bile bu turnuvayı alamayız...

28 Aralık 2009

Anneniz Nerede Len ?

Anne Paris'te iş gezisinde baba çocuklarla beraber parkta bisiklet sürüyor. Vallaha yıllık 50 milyon dolar bir sözleşmem olsa ne o mendebur kadını çekerim ne de bu kadar çocuk yaparım :)


Bu resim de dün Paris'de çekilmiş, tipe bak...

27 Aralık 2009

Reklamı ile özdeşleşen formalar #1

Ajax - Abn-Amro. Sonrasında gelen AEGON reklamı formanın tadını kaçırdı benim düşünceme göre. Ajax formasının bir diğer güzelliği ise 1 Km. öteden "Ben Ajax formasıyım" diye bağırmasıdır. Bizim formaları tasarlayanlar Ajax'ın klasik formasından biraz feyz alsa iyi olur...







Part 2: Arsenal-Sega

Mucize !!!


Tepecikspor'u deplasmanda 4-3 yenen Göztepe Turgutluspor'un kendi evinde Akhisarspor'a 2-0 yenilmesiyle play off'lara kaldı. Gerçekten mucize, bekleyin geliyoruz...

26 Aralık 2009

Son 10 Yılın Hayal Kırıklıkları...

Ben de Türkiye'de neredeyse davullarla zurnalarla karşılanan fakat ayrılırken tekme tokat gönderilen yabancılardan bir karma yaptım. İllaha ki eksikler var, ama en makullerini yazmaya çalıştım.


Kalede Enke var. Kendisini bir daha saygıyla anıyorum. Tek maçla idam edilip sorunlarının üzerine sorunları ekledi. Kimse bilemezdi tabi bugünlerin geleceğini. Ama olan oldu, gelişi çok sansayonel olmasa da gidişi öyle oldu.

Defans göbeğini zamanının iki yeni Popescu'ya ayırdım. De Boer gelirken Barcelona teknik heyetinden bu saatten sonra ancak golf oynar nidaları da peşinde geldi ama bu kariyerde bir oyuncuyu getirmek Özhan Canaydın için zaten büyük bir işti. Almaguer'in hikayesi ise daha komik. Bir rivavete göre Fatih Terim televizyonda izlediği bir maç sonrası beğenmiş Almaguer'i, fakat transfer olana kadar yaşının 33 olduğunun farkında değilmiş. Bir Popescu hikayesi de kendisidir, sevgiyle analım bu ikiliyi de. Defansın solunu İbrahim Üzülmez'in başını yediği sol bekler listesinin üst sıralarındaki bir isime layık gördüm. Del Bosque rüzgarıyla takıma gelen İspanyol bir sene zor dayanabildi. Sağ beke de Fatih Terim'in Milan'dan getirebildiği tek oyuncu olan Mohammed Adama Sarr'a ayırdım. Yıllarca Milan'dan Nuno Gomes'i, Rui Costa'yı getirecek diye bekledik, Ümit Davala ve Sarr'dan başka oyuncu gelmedi. Milan'ın alt takımıydık ya biz, 19 yaşında oyuncusunu bize pişsin diye gönderdi...


Ortasahaya da iki İngiliz devinden iki transferi yazdım. Kleberson Manchester'dan geldiğinde Brezilya milli takım oyuncusu, İnamoto da West Bromwich Albion'dan geldiğinde Galatasaray'un uzak doğuya açılan kapısı gibiydi. Aslında bu iki oyuncu da bir dönem faydalı işlere imza attılar. İnamoto sayesinde Galatasaray maçlarına akredite olan Japon gazetecilerin sayıları her hafta gazetelerde haber olarak verildi, Kleberson'un da istatistikleri hiç fena değildi. Ama ikisi de bekleneni veremeden gönderildi.


Kanat oyuncuları olarak iki Arjantinli'yi seçtim. Carrusca'nın gelişi gerçekten yukarıda bahsettiğim gibi davullu zurnalıydı. Herkes Arjantin Genç Milli Takımı'nda Messi ile forma giyen Maradona'nın veliahtlarından birisi olarak lanse edilmişti. Havaalanına gidenler belki de bu adamın Galatasaray kariyerini değil Galatasaray'a kazandıracağı milyon eurolardan sonra hangi Avrupa kulübüne transfer olacağını düşünüyorlardı. Gitti fakat önce Meksika'ya Cruz Azul'a sonra da kürkçü dükkanı Estudiantes'e. Sağ kanata ise Ariel Ortega'yı layık gördüm. O zamanlar için hiç de kolay değildi Ortega gibi bir oyuncuyu Türkiye'ye getirebilmek. Aziz Yıldırım bunu başarıp Ortega'yı Türkiye'ye getirdiğinde yer yerinden oynadı. Fakat incir çekirdeğini doldurmayacak Ceyhun Ortega ikilemi Fenerbahçe için hiç iyi olmadı. Zaten doğuştan homesick olan Arjantinli pılını pırtını toplayıp ödemek zorunda kaldığı milyon dolarlara rağmen ülkesine gitti. Zaten sonrasında da alkol problemleriyle uğraşıp durdu.


Forvet arkası pozisyona Marcelinho'yu layık gördüm. Yıllarca Galatasaray'ın almak için uğraştığı söylenen fakat bir türlü alamadığı Marcelinho'yu çat diye getiriverdi Trabzonspor. Kimse inanamamıştı. Fakat Türkiye'de sadece 8 maça çıkabilen Marcelinho sonradan oradan oraya savruldu, şu anda ise Coritiba'da forma giyiyor.

Forvete de aklıma gelen ilk isim olan Thomas Jun'u yerleştirdim. Çek Cumhuriyeti gol kralı ünvanıyla Trabzon'a gelen Tomas Jun ilk sezonunda Trabzonspor'da sadece 4 maçta çıkabildi, sonrasında Beşiktaş'a kiralanan Jun, Trabzonspor tarafından sırasıyla ilk olarak eski takımı Sparta Prag'a sonrasında da bir başka Çek takımı Teplice'ye kiralandı ve şu anda yine Avusturya Wien'de forma giyiyor. Ama bu sefer allahtan Trabzonspor'la bir alakası yok, Teplice kiralamış :)

Şimdi sizin aklınıza daha çok isim gelebilir. Aklıma gelip de yazmadıklarım Beşiktaşlı iki kaleci Mattias Asper ve Peter Kjaer, Gordon Schienfeld, Ricardinho. Galatsaray'lı oyuncular Tamas, Petre, Pinto, Bratu. Trabzonspor'dan Kiki Musampa ve Brezilya'nın geleceği denen kaleci Jefferson. Fenerbahçeli Bestçasnik :) Washington, Simao...

Dediğim gibi listeye çoook daha isim girebilir. Galatasaraylı Cassio Lincoln'u eklememişsin diyenler de 2 sene içerisinde oynadığı toplamda 67 maç 16 gol ve 31 asisti de gözardı etmeseler iyi olur.

Son 10 Yılın En İyi Teknik Adamı Kim ?

Goal.com son 10 yılın en iyi teknik adamı kimdir diye bir oylama başlatmış. Listede Ancelotti, Wenger, Benitez, Lippi, Alex Ferguson, Capello, Del Bosque, Hitzfeld, Mourinho ve Rijkaard var. Bakalım bu isimlerden nasıl bahsetmişler.


Ancelotti'den Şampiyonlar Ligi'ni kazanmayı bilen adam diye bahsetmişler. Göreve geldiğinden beri 2003 ve 2007'de Şampiyonlar Ligi'ni kazandırmıştı Milan'a. 2005'de ise direkten dönmüştü hatırlayacağınız gibi.

Rafael Benitez Valencia ile kazandığı 2 La Liga şampiyonluğu ve Uefa Kupası sayesinde girebilmiş listeye. Ayrıca the miracle of İstanbul da listeye girmesinde oldukça etkili gibi.

Fabio Capello da gittiği her kulüpte başarılı olmasıyla listeye girmiş. Roma'yı ve ardından Juventus'u şampiyon yapan ardından da Real Madrid'i 2007 yılında şampiyon yapmıştı.

Beşiktaş'ın kıçına teneke bağlayıp kovaladığı Del Bosque için de yerine başkasının konulması çok zor olan adam yakıştırması yapmış. O gittiğinden beri Avrupa kupası kazanamayan Real Madrid onunla beraber 2 Şampiyonlar Ligi ve iki La Liga şampiyonluğu yaşamıştı.

Kendi Manchester United krallığını yöneten adam diye bahsetmişler Alex Ferguson'dan. 1984 yılından itibaren Manchester'a kazandırmadığı kupa bulunmuyor neredeyse.

Şu anda İsviçre'nin başında bulunan Ottmar Hitzfeld iki ayrı takımda Şampiyonlar Ligi kazanan nadir teknik adamlardan biri olarak gösterilmiş. Bayern ile kazandığı 4 Bundesliga şampiyonluğu ve 3 alman kupası da cabası. Bundesliga'nın gelmiş geçmiş en iyi teknik adamı seçilmiş ayrıca.

Son Dünya Şampiyonu İtalya'nın koçu Marcello Lippi bu başarısı ve Juventus ile kazandığı iki lig şampiyonluğu sayesinde bu listede yer alıyor.

2004 yılında Şampiyonlar Ligi'ni kazandığı zaman kim bu adam dedirten Mourinho da listede doğal olarak. Fakat 2004 şampiyonluğunun şans olmadığı yine Porto ile 2003 yılında kazandığı Uefa Kupası'ndan belliydi.

Benim görüşüme göre Dünya'nın en iyi teknik adamı olan Arsene Wenger de listede. Alex Ferguson'un en büyük düşmanı olarak nitelendirilen Wenger Arsenal'i 2004 yılında namağlup şampiyon yaptı, 2006 Şampiyonlar Ligi Finali'nde ise 10 kişi kalmasına rağme öne geçtiler fakat Rijkaard'ın Barcelona'sına karşı kazanamamışlardı. Ayrıca çok fazla kupa başarısı olmamasına rağmen Arsenal'e oynattığı oyun ve tabir-i caizse yüzünde sakal bitmemiş çocuklara güvenip Şampiyonlar Ligi'nde her sene en az çeyrek final görmesi takdir edilmesi gereken özelliklerinden...

2003 yılında teknik direktör olarak neredeyse hiç başarısı bulunmayan, hatta bir önceki sene Rotterdam kulübünü küme düşürmüş bir teknik adam olarak Barcelona'nın başına geçirilen Rijkaard'dan, Guardiola'nın oynattığı oyunun temellerini atan adam olarak bahsetmişler. Barcelona ile kazandığı 2 La Liga şampiyonluğu ve 2006 yılında Arsenal'e karşı kazandığı Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu bu listede yer almasının nedeni.

Oylama için burayı ziyaret edebilirsiniz.

25 Aralık 2009

Leb-i Derya Manzaralı Stadlar #5

Ah be Cüneyt ne gerek var Hırvatistanlar'a, Uruguaylar'a, Singapurlar'a. Al sana biri Trabzon'dan diğeri de Giresun'dan iki stadyum. Giresun'daki Bursaspor maçında dikkatimi çekmişti. Güzel memleketimde de oturup iki kadeh rakı içilebilecek stadyumlar var demek ki. Gerçi bu iki şehirde ne kadar güvenli olur bilemem :)


23 Aralık 2009

Bitenler ve Başlayanlar

Elano, Kewell, Keita, Franco gibi eksikler olmasına rağmen sahaya çıktı Galatasaray. Aynen 2007/2008 sezonunda Cevat Güler'in takımı Hakan Şükür'ün tavsiyeleriyle sahaya 11 Türkle çıkardığı kadro gibi.

Sonuçta sahaya çıkan yine Galatasaray'dı, aynı Lucescu'nun dediği gibi sahaya o sarı kırmızı formayı koysak bir puan ederdi. Rakip Trabzonspor bile olsa Rijkaard en çok güvendiği oyuncuları sahaya sürdü diyebiliriz. Aslında Sturm Graz maçına da bu kadro çıkabilirdi fakat Arda Turan'ın dinlendirilmesi gerekiyordu. Zaten bu akşamın da fark yaratan oyuncularından biriydi Arda. Kendini işine verdiği zaman attığı golde, verdiği asistte ne kadar sevindiğini gördük. Kafasına yerli yabancı takmadan oynadığı zaman hem kendisinin hem Galatasaray'ın kazandığını görmesini can-ı gönülden diliyorum

Bu akşam bitenlerin ve yeniden başlayanların akşamı gibiydi. Artık elinde olmayan şansı bile bitiren Aydın'ın ve bu saatten sonra forma bulmasının imkansız olduğunu bilen Ayhan'ın bitişi, herkesin yetenekli olduğunu bildiği Alpaslan'ın ve Caner'in başlangıcıydı bir anlamda. Her ne kadar Caner sene sonunda kendisine biçilen 4 milyon euronun ödenmeyeceğini bilse de sahada canla başla mücadele etti. Göderilecekler listesinde adı en üstlerde bulunan Alpaslan ise az daha gayretle bu kadroda kendine yer bulacağını gösterdi herkese. Kolay değil formda bir Alpaslan Hakan Balta'yı zorladığı takdirde Hakan Balta'nın da performansının eskiye döneceği aşikar. Ayrıca akşamın yıldızlarından Aykut da başlamadan bitenlerdendi. Onun belli bir kategorisi yok ne yazık ki bu yazıda. Yaptığı kurtarışlar bu akşamın sonucunu tayin etmiş olsa da yaptığı açıklamalar da ne yazık ki onun sonucunu tayin etmiş durumda. Bir Türk kalecisine göre oldukça yetenekli fakat Galatasaray kalesi için yeteri kadar yetenekli olmadığı için başlamadan bitti diyebilirim, sonuçta sözleşmesinin son senesi.


Defans hattında ise sağlam oynayan Emre ve Servet, Sabri'nin de ileri geri çalışmasıyla alnının akıyla çıktı bu önemsiz görünen ama özünde çok önemli olan maçtan. Orta sahada Mustafa Sarp kendini aştı. İleri uçta ise tek başına didinen Arda maçın sonucunu tayin etti.


Trabzonspor ise ideale yakın 11'iyle sahada olmasına rağmen isteksiz ruhsuz bir havadaydı. Eskilerden hatırladığımız, Galatasaray'ı zorlamadığı maçlardan bile isteksizdi. Şenol Güneş bile kenarda neredeyse hiç müdahale etmeden maçı bitirdi diyebilirim. Herhalde sahadaki Trabzonsporlular'ın tatil havasına girmesi buna neden oldu.

İşin özü en çok güvendiği oyuncuları olmadan 3 puanı aldı Galatasaray. Sahada Sabri, Servet, Mustafa ve Arda'dan başka 11 oyuncusu yoktu dile kolay. Maçın havasının da derbiden uzak olduğu bu akşamda akıllarda kalan Caner'in ileri uçta oynadığı zaman gösterdiği etkili oyunu ve Arda'nın basit ama etkili oynadığında yapabileceklerinden ibaretti. Açıkçası kaybedilse Dünya'nın sonu olmasa da kazanıldığında gelecek 3 puanın bir sonraki turda karşılaşılması muhtemel güçlü rakiplerle denk gelinmemesi açısından önemli olduğu söylenebilir.

Şimdi önümüzde güzel geçmesini ümit ettiğim bir devre arası var. Umarım takım fizik kondisyon açısından verimli, transfer açısından da isabetli bir devre arası geçirir. Kısacası herkes kendi işine odaklanırsa hiç zorlanmadan ikinci devreye başlanabilir.

Herkese saygılar sevgiler.

Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil...

Paraya ihtiyacı olmadığını kesinlikle bildiğiniz bir adamın emekli olduktan sonra tekrardan çalışmasının sebebi nedir ? Tabi bu insanın yaptığı işi de çok sevdiğini söylememiz gerekiyor. Bugünlerde Mercedes ile yılda 7 milyon euro karşılığında bir senelik anlaşmaya imza atan efsaneden bahsediyoruz.

Tamam Mercedes kendi ülkesinin takımı bu da mantıklı bir tercih. Mclaren de değil tamam, ama ne farkeder ki ? Üzerinde kırmızı kıyafetler olmadığı sürece ben izler miyim seni ? İzlemem, ama en azından acaba kazanmış mısın diye de bakarım be...

Hani birini çok seversiniz ama hata yapsa da kızamazsınız ya işte aynen o durumdayım. Böyle yolda görsem önce suratına tükürüp sonra göbeğime imza alırım. Oturup da bir tek yarışını da izlemem, görmek istemem o kıyafetlerle onu.

Peki nedir paranın içinde yüzen bir adamı efsane olduğu takımla değil de başka bir takımla yarışmaya iten ? Adrenalin bağımlılı diyen de var, kendi ülkesine olan vefa borcu falan diyen var. Bana göre hiçbiri değil. Eminim canı çok sıkıldı, Formula 1'i de özledi. Hatta belki de menajeri veya reklam aldığı şirketler zorladı. Adrenalin bağımlılı değil, öyle olsa DTM'de, Formula 2000'de falan yarışırdı. Ama DTM'de, Formula 2000'de veya Ferrari ile yarışmamasının bana göre tek sebebi baskı altında yarışmak istememesi. Sonuçta Ferrari ve Schumacher birleştiği zaman herkes yine şampiyonluk bekler fakat ne Ferrari eski Ferrari ne de Schumacher eski Schumacher. Bu sene Ferrari'yi deneyip son anda boynunda olan sakatlıktan dolayı çekildiğinde hissetmiştim, gerek F1'de rekabeti arttırdığı söylenen kısıtlamalar, gerekse Ferrari'deki teknik ekip değişikliği Ferrari'yi çok gerilere götürdü. Sonuçta o araca bindiği anda en önde olması gerekiyordu ama ne kendine ne de araca güvenebildi...

İşin özü kafasına göre takılabileceği, kimsenin işine karışmadığı bir Alman takımını seçti. Bu saatten sonra başarılar dilemeye gerek yok. Neyin başarısı, kimin için ? Kırılacak rekor mu kaldı ?

1990 yılından Mercedes minikler Go Kart Takımından bir resmi ile veda edeyim, yani ilk değil bu adamlar için çalışmışlığı. Yanındaki iki isim ise soldan sağa; Karl Wendlinger ve ... Siz tahmin edin :)

22 Aralık 2009

Leb-i Derya Manzaralı Stadlar #4

Kantrida Stadium, Rijeka, Hırvatistan.
Kapasite : 11.000





Senden Nefret Ediyorum...


Senden, Hakan Şükür'den ve son yıllarda size yaranmak için yanınıza yanaşan zamanının Adana delikanlısı şimdinin yalaması Hasan Şaş'tan aleni bir şekilde nefret ediyorum. Biri çıkar Elano'nun verdiği pası kulağımla veririm der, diğeri çıkar Ayhan Elano kıyaslaması yapar...

Hadi Lincoln'e karaktersiz dediniz. Elano'nun nesi var ? İşte sizin gibi şerefsizler dışarıdan konuştuğu sürece Arda gibi amatör ruhlu maşalarınız içeride Elano ve takım arasında sorunlar çıkarmaya devam edecektir. Bizler futbolcuya dayalı düzen gitti diye sevinirken anlaşılan o ki sen ve senin gibiler ölmediği sürece kurtulmamızın imkanı yok.

Hakan Ünsal iğrenç bir adamsın. Eğer biraz gururun onurun varsa kapı dışarı edildiğin bu kulüp hakkında daha tek bir yorum bile yapmazsın. Hakan küçüksün ama miğde bulandırıyorsun inan...

İşte iğrenç insanın iğrenç ötesi yazısı...

Galatasaray kaptanı olmak efsane olmanın başka yoludur. Arda o yolda. Çok zor günler geçirecektir fakat bu zorlukları atlatmasında zekası en güçlü yanı olacaktır.

ARDA’nın yüzüne bakın. Kaptanlığın ağır etkilerini görürsünüz. Nerede o 2 yıl önceki Arda? Bu gencecik yaşında aldığı sorumluluğu, beklentilerin çok ama çok üzerinde taşıyan ve hakkını veren Arda 2 yılda 5 yıl yaşlandı.
Arda iyi oynar, kötü oynar. Performansı ile kaptanlığını ayrı değerlendirmek lazım. Performansı değişir, beğenilir beğenilmez. Ama kaptan olarak Galatasaray’ı, tecrübesizliğine rağmen çok iyi temsil ediyor.
Galatasaray kaptanı olmak efsane olmanın başka yoludur. Arda şimdiden o yolda. Çok zor günler geçirecektir fakat bu zorlukları atlatmasında zekası, saha içinde olduğu gibi en güçlü yanı olacaktır.
Benim beklentim ise kendisinin de kaptanı olan Bülent Korkmaz gibi saygı duyulan biri olmasıdır. Önemli olan Arda’ya futbolu bıraktıktan sonra da “Kaptanım” diye hitap edecek arkadaşlarının olmasıdır. Biz hala Bülent Korkmaz’a “Kaptanım” diye hitap ederiz. Bunu da iş olsun diye değil gerçekten öyle olduğu için yapıyoruz. Her yerde kaptan olmak ve saygı duyulmak sahada pazubant takmaktan daha önemlidir.
Galatasaray kaptanı olmak efsane olmanın başka yoludur. Arda o yolda. Çok zor günler geçirecektir fakat bu zorlukları atlatmasında zekası en güçlü yanı olacaktır.

ARDA’nın yüzüne bakın. Kaptanlığın ağır etkilerini görürsünüz. Nerede o 2 yıl önceki Arda? Bu gencecik yaşında aldığı sorumluluğu, beklentilerin çok ama çok üzerinde taşıyan ve hakkını veren Arda 2 yılda 5 yıl yaşlandı.
Arda iyi oynar, kötü oynar. Performansı ile kaptanlığını ayrı değerlendirmek lazım. Performansı değişir, beğenilir beğenilmez. Ama kaptan olarak Galatasaray’ı, tecrübesizliğine rağmen çok iyi temsil ediyor.
Galatasaray kaptanı olmak efsane olmanın başka yoludur. Arda şimdiden o yolda. Çok zor günler geçirecektir fakat bu zorlukları atlatmasında zekası, saha içinde olduğu gibi en güçlü yanı olacaktır.
Benim beklentim ise kendisinin de kaptanı olan Bülent Korkmaz gibi saygı duyulan biri olmasıdır. Önemli olan Arda’ya futbolu bıraktıktan sonra da “Kaptanım” diye hitap edecek arkadaşlarının olmasıdır. Biz hala Bülent Korkmaz’a “Kaptanım” diye hitap ederiz. Bunu da iş olsun diye değil gerçekten öyle olduğu için yapıyoruz. Her yerde kaptan olmak ve saygı duyulmak sahada pazubant takmaktan daha önemlidir.
İşte olay budur
Galatasaray yönetiminin son icraatı çok fazla üstünde durulmadan hayata geçti. Ne yapıldı? Türkiye’nin en iyi, Avrupa’nın sayılı altyapılarından birinin başına yabancı getirdiler. Hollandalı Derks. Rijkaard’ın Kurs’tan hocası. Peki ne verecek? İlk icraat oldu zaten... Genç Çetin için “Yukarıya alınabilir” diye rapor verdi. Bu rapor basında da önemli derecede yankı buldu.
Vay be... Yabancı hayranlığının tavanıdır bu. Yönetiminden futbolcusuna, taraftarından basınına kadar hepimizde bu hayranlık var.
* Yerli hoca altyapıda bir yerlerini yırtar, kimse umursamaz. Ama yabancı, “Bu genci A takıma alın” deyince işte budur...
* Yerli hoca oyuncusuna bir şeyler anlatır, bir kulaktan girip diğerinden çıkar.
* Yabancı söyler, sanki ilk defa duyulmuş gibi takdir görür. Herhalde İngilizce konuştuğu için...
Yabancı dilde
Yerlilere tavsiyem; yabancı dilde idman yaptırmaları. Yerlilere yıllardır maaş zammı yapılmaz, sesleri çıkınca kovulur. Ama yabancıya 10 tane hocanın aldığı paranın toplamı kadar maaş verilir. Peki 10 hocanın yaptığı işi mi yapar?
Altyapı hocalarına Anadolu’da buldukları yetenekli oyuncuları alabilmeleri için ödenek ayırmayan Galatasaray, yabancı olduğu zaman para saçıyor.
Galatasaray yönetimi anlaşılan ezeli rakibinden ders almamış. Fenerbahçe aynı şekilde altyapısına yabancı getirmişti. Ne oldu, üzerine para verip gönderdiler.
Galatasaray’da anlaşılan para çok. Derks’e verdikleri parayla altyapının sorunları hallolur, üstüne oyuncu da alırlar.
Altyapılarda hocalık yapan ya da sorumlu olan hiçkimseyi bilmiyoruz ve de önemsemiyoruz. Bütün takımlar için bu geçerli. Yerli hocaların görüşleri ve istekleri önemsenmez iken, yabancı herkesçe bilinen şeyleri söylese de ilk defa duyulmuş gibi takdir görüyor.
Galatasaray yönetimine tavsiyem; Jan Derks’e verdikleri ücretin ve en önemlisi değerin birazını Ahmet Keskinkılıç hocaya vermeleri. Bugüne kadar Galatasaray altyapısından yetişen birçok oyuncuyu keşfeden ve oynatan Ahmet hocanın büyük birikiminin yanında Derks’inki minicik kalır.
4 element
HAYATI oluşturan, devam ettirendir 4 Element. Biri olmazsa diğerleri olmaz. Bunu futbolda ararsak her takımda vardır. Galatasaray’ın 4 Element’i ise Baros, Keita, Kewell ve Arda.
Keita sürati ile Ateş, Arda çalımları ile Su, Kewell karizması ile Hava, Baros bitirici golleri ile Toprak. Şimdi bir 5.’si var. 5. Element olmak için aday Elano. Fakat 5. Element’e ne diyeceğimizi bilmiyorum. Hangi yönüyle ne isim verebiliriz bulamadım. Bizim bulmamız da zor gözüküyor. O yüzden işi üstadına bırakalım ve en iyisi Cem Yılmaz’a soralım.
Skibbe- Rijkaard
* SKİBBE önemli bir maçta Emre Güngör’ü ön libero oynatmış, Emre ve hepimizi şaşırtmıştı. Rijkaard da Arda’yı forvet oynatıp aşağı kalmadı.
* Oyuncular her ikisini de seviyor.
* Skibbe rotasyonu sevmezdi, Rijkaard kendini bile rotasyona sokuyor.
* Skibbe Lincoln’den vazgeçmezdi, Rijkaard Elano’dan. İkisi de Brezilyalı seviyor.
Ayhan-Elano
* Ayhan Türk’tür, bizdendir ne yapsa beğenilmez. Elano Brezilyalı’dır sahada yürüse yeterlidir.
* Ayhan’ın bütün maçlarda iyi oynaması gerekir. Kredisi yoktur, Elano kötü oynasa da önemli değildir, Rijkaard vardır yine oynatır.
* Ayhan, oynamazsa kapris yapmaz, yapamaz; yoksa kadro dışı kalır. Elano kapris yapar ve oynar.
* Ayhan, adam geçer, takım için oynar. Elano dalga geçer, Brezilya için oynar.
Şenol hocam işin zor
BENİM de hocalığımı yapan Şenol Güneş, Trabzon’a geri döndü. Hoşgeldin hocam ve hayırlı olsun. İşinin ne kadar zor olduğunu hepimizden daha iyi biliyorsun. Başlangıç iyi oldu.
Fakat Trabzonspor’un yerli hoca ve yerli oyuncuya dönüş yapıyor olması çelişki dolu. Yıllarca kendisine hizmet etmiş Trabzon doğumlu birçok oyuncu ve teknik adamı daha rahat gönderen Trabzonspor, şimdi Şenol Hoca’yı “Kurtarıcı” görüyor. Bir taraftan Şenol Hoca’ya sarılırken, diğer taraftan uzun yıllar kaptanlığını yapmış Hüseyin’i bir çırpıda göndermek ne yaman çelişkidir. Şenol hocam sen bakma yerli istediklerine. İki maç kötü sonuç al, “Bu yerli de olmadı” diyeceklerdir. Neresinden bakarsan bak hocam, çok zor işin.


Ben alışığım ama siz ne yaparsınız bilmem
YIL 2001... Yer Milano Guiseppe Meazza Stadı. Milan-İnter maçı. Ümit Davala Milan’da oynuyor. Maç bitiyor ve Milan kaybediyor. Soyunma odasında moraller bozuk, kafalar yerde. Ümit ve Gattuso yan yana oturuyor. Maçın hemen bitiminde takımın sahibi Başbakan Silvio Berlusconi soyunma odasına geliyor. Kızgın... Başlıyor fırça atmaya...
“Bu nasıl oyun, nasıl yenilirsiniz.Size çok kızgınım ve bu yüzden alacaklarınızı ödemeyeceğim” derken, Ümit yanında oturan Gattuso’ya dönüyor ve, “Ben alışığım ama siz ne yaparsınız bilmem” diye espriyi patlatıyor. Tabii o fırça sırasında gülemiyorlar ama sonrası malum...

20 Aralık 2009

Büyük Kaptan #2



***

Galatasaray 1-0 Gençlerbirliği | Gözlerim seni arar...

İlk yarının son maçında Kordon'da bir kafeteryada yerimizi aldık. İlk şoku önümüzdeki masada oturan çiftin biraveri yaşattı: Maç perdesinin önünde devasa bir biraver gözümüze girmiş vaziyetteydi. Neyse deyip kaderimize razı olduk. :) Galatasaray, Gençlerbirliği önüne forvette Kewell ve o'nu kanatlardan destekleyen Arda-Keita ikilisi ile çıktı. "Gözlerim seni arar" lafını getireceğim noktayı işaret edeyim : Milan Baros sakatlandığından bu yana her maçta neredeyse 1-0'lık skorlara yatmaya çalışıyoruz. Bu herkesin dikkatini çekmiştir; zira malum şahıs Baros'a sezonu kapattırana dek oynadığımız maçların çoğunda 2+ gol atmışız. Sakatlık sonrası genelde tek gollü galibiyetler veya beraberlikler almışız. Son 3 maçtır son dakikaları yüreğimiz ağzımızda izliyoruz. Bence bu rakiplerin son dakikalarda varını yoğunu ortaya koyması sonucunda savunmamızın geriye yaslanması sonucu ortaya çıkan bir olay.
 



Orta sahada Mehmet Topal - Mustafa Sarp ve ileri 3'lünün gerisindeki Elano yer aldı. Elano ile başlayıp devam edeyim. Genelde nokta paslarla işi bitirmeye çalışıyor Elano. Bunu genelde başarıyor da. Zaten bu nokta paslar o'nun oyun tarzını oluşturuyor. Sağdan yardırıp içeri giren Keita'nın ortaya bıraktığı toplara vuran çıkmadı. Diğer kanattan çizgiye inmeye çalışan Arda'nın yaptığı ortalar güme gidiyordu tabiri caizse. Tek kale şeklinde devam eden maçta soldan Kewell'ın altıpastaki Arda'yı görmesi ve akabinde Arda'nın ayağının dışıyla vurduktan sonra kol darbesiyle ağlara giden top gol olarak değer kazanmıyordu. Savunmanın ofsayt taktiği anlayışı sonucu iki kez yüzde yüzlük gol pozisyonuna giren Kahe bu pozisyonları harcayında taç çizgisinde duran Thomas Doll çılgına dönüyor o çıldırırken biz de tırnaklarımızı yiyorduk. Allah'tan adamlar beceriksiz, bu ikramları kalburüstü takımlar geri çevirmez.

Mehmet Topal Euro 2008 sonrası düşüşe geçen oyununa bu maçta da devam etti. Uzaktan mermi misali attığı şutlardan ziyade pas trafiğini düzenleyen ve topu ortadan oyuna sokan Mehmet Topal'ı özledik. Ekürisi Mustafa Sarp ise Mehmet Topal'ın tersi bir şekilde ileri çıkıp gol aradı. Bu pozisyonlardan birisi önemli bir atak olarak hatrımda kaldı, yine kendisinden bir gol izleyebilirdik ama kaleci Serdar buna izin vermedi. Oyunun geri kalanında Mehmet-Mustafa ikilisine pek iş düşmedi çünkü Gençlerbirliği havadan uzun toplarla gol aradı zira bu aradıkları pozisyonları yukarıda bahsettiğim şekilde Kahe ile harcadılar. Kahe yerine Makukula olsa o golleri yazardı diyip diğer paragrafa geçeyim.




Artık tamamen tek kale şeklinde oynanan maçta sağlı sollu yüklenen Galatasaray sağdan Keita'nın 2 rakibini bakkala gönderip pasını vermesiyle Kewell'ın kalitesi kallavi bir vuruşuyla golü buldu. Bu golde ofsayt gerekçesiyle iptal edilince haliyle homurdandık; eğer LigTV'nin ofsayt çizgisi yamuk değilse ofsayt kararı doğru. Bir bakmak gerek yok yine ofsayt pozisyonuna. Baros'suz gol yollarında kısır kalmamız olağan bir hal almaya başladı. Nonda'nın formsuzluğu Rijkaard'ın da dikkatini çekmiş olmalı. Bu sebeple kendisini oynatmamasını doğru buluyorum. Oynadığı maçlarda forvetten ziyade bir el freni vazifesi görüyor Nonda. Kewell gibi bir futbolcumuz olduğu için şanslıyız. Stopere ihtiyaç olduğunda stoper, forvete ihtiyaç olduğunda forvet oluyor adam. Girdiği pozisyonları değerlendirememesinin nedenini şanssızlığına bağlıyorum. Kendisinden bir arka direk golü görmeyi özledik. Trabzonspor maçında bu tarz bir gol bekliyorum kendisinden.




Golü özlediğimiz dakikalarda yine Keita'nın sağdan getirip ortaladığı topu Kewell boş kaleye gönderdi. E artık bu gol de herhangi bir kusur olamazdı. Zira Kewell golü fazlasıyla istemiş ve sonunda atmıştı. Daddy Cool çaldığı zaman bir huzur kaplıyor içimi. Golde Elano'nun katkısı göz ardı edilemez zira Keita'ya verdiği arapas gözlerimizin pasını sildi. Bu tarz nokta pasları daha çok istiyorum kendisinden.




Son dakikalarda kayda değer bir pozisyon olmadı pek. Yine ödüm yerinden oynadı biraz da olsa, son dakika golü falan yeseydik kalbime falan inerdi mazallah.

Finale gelirken bir şeyler söyleyeyim. Bu ofsayt taktiği bizim savunmanın yapacağı iş değil. Pes'de yaparım bunu ben ofsayt olmayacağını bile bile. Rakip forvete pası attıktan sonra savunmadan çıkarım bunun sonucunda doğal olarak yüzde yüzlük gol pozisyonları olur.

Ligin ilk yarısını puan kaybı olmadan kapamanın verdiği mutlulukla döndük eve. Devre arasında umarım bu ofsayt taktiğinden vazgeçeriz. Beceremiyoruz çünkü bu işi.




Son olarak:
#Huzur içinde yat Alpaslan abi. İyi ki doğdun, iyi ki Galatasaray'lı oldun...

18 Aralık 2009

Şampiyonlar Ligi'nin Kesiştirdikleri


Şampiyonlar Ligi'nde kuralar çekildi. Güzel eşleşmelerin yanısıra ilgi çekici eşleşmeler de oldu. Takımların rekabeti kadar bazı isimler açısından da özel maçlar izleyeceğiz.

İlk olarak Şubat ayında Milan'a geri döneceğini açıklayan David Beckham. Efsanelerinden birisi olduğu Manchester United ile birkaç ay sonraki kulübü Milan karşı karşıya gelecek. Hem Beckham hem de Manchester United taraftarları için özel anlamlar taşıyan bir kesişme bu.

Yine bu yol kesişmelerin belki de en hiddetlisi ve gergin geçmeye adayı ise Mourinho ile Chelsea arasında yaşanacak. Eski takımı ile eşleşen Jose, Chelsea'yi devirmenin planlarını şimdiden yapmaya başlamıştır kanımca. Elini ne kadar çabuk tutarsa kardır zaten. Zira Chelsea önünde işleri çok zor olacak. Bir yanda İtalya Ligi Şampiyonlukları ile mutlu olmayan Inter ve Başkanı, diğer yanda ise yeniden İngiltere'de olacak Portekizli. Bakalım neler olacak!

Karim Benzema da eski takımı Lyon'a karşı mücadele edecek. Lyon başkanı kuradan mutlu görünüyordu. Luca Toni de İtalya yollarını tutmazsa eski takımı Fiorentina'ya karşı mücadele edecek Devler Ligi'nde. Son olarak Aliaksandr Hleb'in bugünlerde kiralık olarak formasını giydiği Stuttgart'ın da Barcelona ile eşleşmesi Almanlar ve Hleb için şanssız bir kura oldu doğrusu.

17 Aralık 2009

Ochoa Yardımlarınızı Bekliyor



Meksikalı milli kaleci Memo Ochoa Facebook üzerinden bir yardım kampanyasına başlamış."Çocuklar golün sesini duysun" sloganı ile başlayan yardım kampanyasında amaç işitme engelli çocuklara maddi ve manevi yardım sağlamak.Facebook'da kurulan gruba da katılması için 20 Aralık tarihine kadar 20.000 gönüllü aranıyor.Biraz geç olsa da bu hayırlı organizasyonu duyup paylaşma fırsatımız oldu.Facebook grubuna buradan ulaşabilirsiniz.

Bu haber yazısı ve resimleri dahil olmak üzere sportbence blogundan alınmıştır. Kendisine de teşekkürlerimi sunuyorum.

Nasıl Yani ?


Bobo'nun sözleşmesi 2010 yıllına kadar devam ediyor diye biliyor herkes. Fakat TFF'nin sitesine girdiğiniz zaman sözleşme bitiş tarihi 2011 olarak görünüyor. Sözleşmenin bu yaz imzalandığını da görebilirsiniz. Benim anlamadığım nokta nasıl oluyor bu ? Aklıma ilk gelen seçenek sözleşme imzalanırken 1+1 opsiyonlu bir anlaşma olabileceği. Fakat Aurelio, Gökhan Zan gibi örnekler düşünüldüğü zaman oyuncunun rızası olmadan bu opsiyon kullanıldığı vakit Fifa oyuncunun tarafında olup sözleşmeyi geçersiz sayabiliyor. Ama eğer bu sözleşme gerçekten 2011 yılına kadarsa Bobo'nun transferinin bonservis ödenmeden yapılması doğal olarak imkansız. Önümüzdeki günlerde bu konu bir netliğe kavuşacaktır eminim.

Görürsem Söylerim !


"Gün gelecek ve burada birinci kaleci olacağım..."

Son olarak Buffon veya Cech alınmazsa kaleci transferine gerek yok gibilerinden abuk bir laf etmişti kendisi. Şimdi ise sene sonu bitecek sözleşmesine aldırmadan gün gelecek demiş. Aykut sen bu takıma geldiğin günden beri tam 8 tane teknik adam geldi takımın başına. Bunlardan bir tek Feldkamp sana şans tanıdı o da seni yeterli bulmamış olacak ki küme düşen takımın kalecisini aldılar senin üzerine getirdiler. Bunun dışında geri kalan 7 teknik adam da senin yeterli olmadığını düşündü, normalde bir sezon içerisinde forma giydiğin maç sayısı 5'i geçmedi. Açıkçası sen de kendine verilen şansları hiçbir zaman iyi kullanamadın. Çünkü sen de aynı Berkant Göktan gibi Fatih Terim'in Almanya'dan tutup getirdiği, normal şartlarda bu takımda asla oynamayacak kalibrede olan bir oyuncuydun. Türk olman ve ikinci kaleciye verilecek para olmaması nedeniyle 2002'den bu yana Galatasaray'ın ekmeğini yedin. Bu sene sonu sözleşmen bitiyor Aykut, hatırlatayım dedim. O gelecek olan gün geldiğinde haber ver de Leo'nun, Ufuk'un sözleşmelerini fesh edelim de boşuna para bari vermeyelim adamlara...






Seni hep bu maçla hatırlayacağım Aykut. Tek hamlede 12 milyon euroya mâl olduğun için...

Paylaş