28 Kasım 2009

şşş!! Sessiz olun..Ayrım Yapmadılar!!!

Kasımpaşa Fenerbahçe deplasmanından 3-1 galibiyetle döndü. Zirve hesapları iyice karıştı. Yarışa Beşiktaş ve Bursaspor'dan sonra galip gelmeleri halinde Kayserispor ve Gençlerbirliği de dahil oldu.
Yılmaz Vural sen nası bi adamsın yaa:))))

27 Kasım 2009

Bur-sa-lı-lar

Önce futbolla ilgili sözler söyleyim çünkü sahada oynanan futboldan daha fazla konuşulacak şeyler vardı bu akşam.

Öncelikle sahada ter döken oyuncuları tebrik etmek lazım. Galatasaray'ı yendiler sonuçta boru değil. Sahada kazanmayı Galatasaray'dan kat kat daha fazla istedikleri kesin. İlk yarı itibariyle Zapo ve Ömer gibi iki uzun defans oyuncusunun arasında kaybolan bir Arda izledik. Bu Arda'yı da ne yerden ne de havadan besleyebilen bir ortasaha vardı. Hadi dediğim gibi havadan zaten şansı yoktu Arda'nın bari aralara atılan toplar olsun bekledim ama onlardan da eser yoktu. Zaten Barış, Mustafa ve Mehmet'den oluşan bir ortasahadan da beklenebilecek en fazla buydu.

Galatasaray'la ilgili kısa kısa şeyler söyleyim. Bu takımda Keita varsa oynar, Arda o fizikle ne forvet oynar ne de kanat, kenarda formsuz bile olsa Elano varken de Barış oynamaz. Bu iki iki dört. Fakat kadrolar açıklandığında yine de kimse yadırgamadı. Bir bildiği vardır herhalde dedik Neeskens'in. Aslına bakarsanız onun bildiği buradan Bağdat'a yol olur ama ne yazık ki işine müdahale edilen insanlardan doğru kararlar beklemek mantıksızlıktan öte değil. Düşünün işte Arda'yı domuz gribi olduğu halde bir maçta kenarda bekletebilen bir teknik heyet var, ya da şöyle mi desek Arda'nın en fazla bir maç sahada olmamasına izin veren bir yönetici grubu var.

Arda'ya yer bulmak adına sahada sağa sola savrulan oyuncuları gördükçe içim acıyor. Taktik olarak güzel de olsa Arda'nın bal yapmayan arı misali sahada dolanması sonucunda takım eksik oynuyor. Sonuçta Arda sahadayken sağda olsa, solda olsa, ortada olsa yani nerede olursa olsun o top Arda'ya atılıyor. Sanki Arda topu alacak, 5 kişiyi geçecek ve gol olacak. Evet Arda'da bu özellikler var ama şu an yok, işte siz de inatla Arda'yı sahada tutarsanız böyle olur.

İlk yarı itibariyle Arda sahada yoktu dedik, ama Bursasporlu oyuncular fazlasıyla sahadaydı. Çok çok iyi motive olmuşlardı, direkten dönen iki top da bunu açık seçik gösteriyordu zaten. Galatasaray ortasahası ise rakipten kalabalık olmasına rağmen sanki yol geçen hanı gibi izin veriyordu bütün adamlara. Krita'nın yarısı kadar oynayan bir oyuncumuz yoktu sahada inanın. Ben anlam veremiyorum bu takıma neler olduğuna. Arda bitti takım gitti mi, ihtimal vermek istemiyorum. Arda olmasa Kewell, Keita, Mustafa Sarp biri çıkardı ortaya. İlk yarıdaki iki pozisyonumuz da Keita'nın sol çaprazdan çok iyi vurduğu şut ve Sabri'nin sağ çaprazdan vurduğu. Başka yok, şaka gibi. Bursaspor da takım defansını ve hücum organizasyonlarını çok iyi yapınca zaten sahada 5 kişiyle bile oynamayan Galatasaray kitlendi kaldı. İkinci yarının da bundan farklı olacağını şahsen düşünmüyordum.

Fakat bu akşam Neeskens'i tek eleştireceğim konu Keita'yı çıkarması oldu. İşte az önce bahsettiğim Arda tutulması bu olsa gerek. Sahada belki Galatasaray adına tek birşeyler yapma ihtimali olan adam oyundan çıkarılıyorsa başka birşey gelmiyor insanın aklına.

Volkan Şen'in golünde de Leo Franco'ya laf atanlar da hayallerindeki kaleci kimse onu koysunlar kaleye bakalım o kurtarabilecek mi o topu. Maç başından beri bir dalgası olmayan adam tek şut attı, suratındaki Deco ifadesi gerçeğe dönüştü. Bursaspor tribünleri de işte böyle her sene böyle tezahüratlarıyla inlemeye başladı. Kim oldukları belli değil mi ? Yukardaki başlık da onlar için zaten, esas Bursalılar için değil.

Maç sonuna doğru da Ozan İpek'in Sabri'ye yaptığı ve Neeskens'in çılgına dönüp Ozan'ın üzerine yürüdüğü pozisyon için birşeyler söylemek istiyorum. Bizim hakemlerimizin en acı şekilde anlatılışıdır bu pozisyon. Ozan Sabri'ye çift daldıktan sonra elinde sarı kartla koşmaya başlayan hakemimiz Neeskens'in çılgına dönmüş halini görünce kartını ufak bir hareketle cebine sokuyor. Sonra hiçbirşey olmamış gibi kartını geriye çıkartıp Sabri'ye gösteriyor, Sabri bu pozisyonda günah keçisi, çünkü o kartın asıl sahibi hakemin ilk kararına göre Ozan İpek. Fakt elinde sarı ile koşmaya başladığı için yapacağı birşey yok, pozisyonun kırmızı kart olduğunu da anlayınca Sabri'ye patlıyor kart, Ozan'a da normal olarak hakettiği... Saha içinde de Bursaspor'un bariz sertliğine çok güze primler tanıyan hakemimiz ince ince kıyma işlemini başına bir kaza gelmeden atlattı. Bu hafta en az 10 üzerinden 8,5 alır diyorum ben. Zaten aksi de düşünülemez. Kazanmak istiyorsanız eliniz arkanızda itiraz değil, hakemin eline vurup küfür etmeniz lazımmış, Arda en yakın arkadaşından öğrensin bunu da.

İşin özü sahada kazanmayı isteyen bir Bursaspor ile sene başından beri total futbol diye milletin beynini kemirenlere inat kaos futbolunun en ilkel yanını gösteren bir Galatasaray vardı. He bunun suçlusu kim derseniz sahadaki oyuncular derim. Sanki derse gelmeyen esas hocanın yerine gelen başka öğretmeni takmayan bir lise sınıfı gibilerdi, daha söyleyecek sözüm yok...

Oyna...

Hakem oyna diyor, Cumhur da oynuyor. İlk izlediğim günü hatırlıyorum da 3 saat aralıksız gülmüştüm :)

26 Kasım 2009

''Gol yemem,Sörf tabiki yerim''


Birinin aklına gelmiş olmalı ki,maçtan önce Rüştü'ye SÖRF yedirmiş.Uğur tuttumu tuttu.Bundan sonra Avrupa'daki bütün maçlarda kalecilerimiz sörf yesin,gol yemesin.

Penaltı Dersi

Ajansspor'un video servisinde denk geldim. İyi seyirler.

25 Kasım 2009

Severler Bu İşleri


Abramovic yeni almış takımı. Getirmiş Veron'u, Crespo'yu, Hasselbaink'i...

Okulda arkadaşlar, yok Crespo şöyle yapacak yok Veron bunu yapacak atıp tutuyorlar. Dedim ki yapmayın belli olmaz bu işler. Chelsea daha takım değil, yıldızları topladılar ama iş çıkmaz. Millet hadi oradan dedi. Beşiktaş gitti o Chelsea'yi İngiltere'de yendi. Diğer gün kimse konuşamadı.

Maçtan önce de ben Beşiktaşlı SirEvo'ya ManU dağıtacak dedim. Ama Beşiktaş hem beni hem de Beşiktaş'ın kaybedeceğine inanan bütün Türkleri utandırdı. İyiki de utandırdı diyorum. Çünkü Manchester'a karşı tarih yazan üçüncü Türk takımı olma şerefine eriştiler ve bu gerçekten İngilizler'e yıllarca 1 gol bile atamamış Türk futbolu için çok güzel bir olay.

Dile kolay ManU geçen senenin finalisti, bir önceki senenin de Şampiyonlar Ligi sahibi. Beşiktaş, yönetimi teknik heyetiyle sallanırken gitti 3 puanı kaptı geldi...

Bize tebrik etmekten başka birşey düşmez. Bravo Beşiktaş, önceden de dediğim gibi sen bu ülkenin 2010 senesinde tek Şampiyonlar Ligi vitrini olarak, bir anlamda the choosen one'ı olarak yapman gerekeni fazlasıyla yaptın...

ÖLÜM,ÖLÜM DEDİĞİN NEDİR Kİ?

Bu gün 4 yıl oldu bu dünyadan ayrılalı.Bizim Lefter'in İngiliz versiyonu. İngilizlere göre dünyanın en iyisiydi. Pele onun için''Gördüğüm en iyi oyuncuydu'' sözlerine Maradona da''O benim idolümdü'' sözleri sanırım Best'in büyüklüğünü kanıtlar nitelikte. Ama tartışılmayacak bir konu varsa o da Pele'den sonra Maradona'dan önceki dönemin en iyisi olmasıdır.

Ölüm seni ayıramadı henüz bizden...



24 Kasım 2009

Kel ayHAnak MAN


Eh be Ayhan saçların da futbolun gibi sapı sapır dökülüyor!!!


Malumunuz hafta sonu Galatasaray liderlik için Vestel'in boşadığı Manisaspor'u ağırladı. Maça 8 saatlik otobüs yolculuğundan sonra çıkan Manisaspor 1 puanı ve liderliği Sami Yen'den kaptı kaçtı. Açıkça söylemek istiyorum ki maçın tamamını izlemedim. 15. dakikadan devre arasına kadar izledim. Gözlerim bizim takımda kimler oynuyor acaba diyerekten sahaya iliştirmeye başladım. O da ne? Ayhan Akman'ı gördüğümde ilk şoku yaşadım. Bana yarım saatlik maç izleme zevkini haram etti. Bakalım Ayhan bizi ne zaman fıtık edecek yada Rijkaard ne zaman bu yanlışından dönecek.

Hem akşamdan kalma gibi dolanıyor sahada hem de bizim Topal ile Sarp'ı zor durumlara düşürecek paslar atıyor. Buraya dikkat: Ayhan FB maçından sonra kesik yemiş. Sonraki D.Bükreş deplasmanında %100 pas yapan bir M.Topal ve kazanılan 3-0'lık maç. Ardından Sivasspor ve orta sahada yapılan pas hatalarının azlığı ile verilen pozisyon sayısının azlığı ile rahat kazanılan 2-0'lık maç. Zaten bana göre FB maçını da onun akşamdan kalmavari oyunu yüzünden yenildik.

Neyse burdan Ayhan'a sözüm var. ''O formanın değerini bil.Hagi'nin dediği gibi; ^^Yeteneğine ihanet eden tanrıya ihanet eder^^Eğer yeteneğin varsa sen de ne tanrıya ne de kendine ihanet et.Yoksa senin sonunda Hasan Şaş gibi görünüyor yada yukardaki fotoya.''

23 Kasım 2009

"Kabare" Trabzon

Sezon başında alınan 2-1'lik Sivasspor galibiyeti herkesi derin bir rüyaya sokmuştu belki de. Ardından bir sonraki hafta Avni Aker'de alınan 2-1'lik Diyarbakırspor mağlubiyeti soğuk duş yarattı ama bu soğuk duş 1 hafta değil tam 3 hafta sürecekti. 1-0'lık Manisa mağlubiyeti ve 1-1'lik Bursa beraberlikleri sonrası alınan 1-6'lık İstanbul B.B galibiyeti taraftarları biraz olsun mutlu etse de sonraki haftalarda alınan kötü sonuçlar zaten patlamaya hazır olan Trabzonlular'ın fitilini ateşledi. Son olarak 3-1'lik Kasımpaşa mağlubiyeti ile birlikte sezon başından beri Trabzon ile kan uyuşmazlığı bulunan Hugo Broos ve ekibinin fişini çekti.




Sadece Hugo Broos ile kalmadı bu revizyon. Türkiye'nin belki de en beceriksiz 2 forvetinden biri olan Gökhan Ünal ile birlikte yönetime "önce paraları ödeyin" şeklinde artistlendiği söylenen Egemen, Song, Engin ve kalede ne yaptığı belli olmayan Sylva revizyona kurban giden isimler. Yeni teknik direktör olarak Şenol Güneş'i düşünen yönetimin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum. Dön dolaş, yine Şenol Güneş'e gel. Bu olanları Ersun Yanal'ı kovarlarken planlamaları gerekirdi. Taktik konusunda Türkiye'de sayılı hocalardan biri olduğuna inandığım Ersun Yanal sonrasında bir türlü rayına oturmayan gidişatın yanına sabırsız taraftar ve camia eklenince Hugo Broos'un kaçınılmaz sonu geldi. Bu kafa değişmediği müddetçe Şenol Güneş gelse ne olur, bir kaç maç kötü gitsin onu da koyarlar kapı önüne. Son 32 yılda tam 36 hoca ile çalışmış Trabzonspor. Fatura hep de hocalara kesilmiş ama acaba bugüne kadar gelen yönetimlerin hangisi şapkayı önüne koyup kendi hatalarını düzeltmeye çalışmış? Bu mantalite ile giderlerse Şenol Güneş'in de ömrü pek uzun olmaz zaten...

22 Kasım 2009

Konsantrasyon !!!

Hem sahada maç bitmiş gibi davrandılar, hem de dünden beri biz taraftarlar Fenerbahçeliler'le dalga geçmekten kendi maçımıza konsantre olamadık, yalan değil. Manisaspor'du sonuçta rakip, daha henüz Bank Asya'dan yeni Süper Lig'e çıkmış bir takım. Nasıl olsa yeneriz diyorduk. Averaj hesapları, liderliğe geçme planları yapılıyordu.

İşte bunların hepsinin ne kadar yanlış olduğunu sahada oynanan oyun acı bir şekilde gösterdi. Galatasaray yine klas ayaklarının kaderini belirleyeceği bir maça çıkmıştı sanki. Maç başından sonuna kadar direnen oyuncular yine Sabri ve Kewell'dı.

Galatasaray top yaptı ama sonuca gidemedi. İlk 20 dakika defansta dolaşan topları almaya bir tek oyuncu bile gelmedi orta sahadan. Sözde ortasaha Mehmet, Mustafa ve Ayhan gibi 3 defansif özellikli adamdan kuruluydu. Ama hiçbiri ortalarda yoktu. Sistemin en baştan işlerliğini bozan bu etken Manisa'ya yaradı. İleride kaptıkları her topta ceza sahası önüne kadar ellerini kollarını sallaya sallaya geldiler. Galatasaray biraz top yapmaya başlayınca zaten Manisa'nın gerçek gücü ortaya çıktı. Normalde klasik bir kontratak futbolu oynayan Anadolu takımıydı. Başka yaptıkları hiçbirşey yoktu. Kadroları top oynamak için değil oynatmamak üzere kuruluydu. Zaten normal olanı da buydu yapacakları çok fazla da birşey yoktu. Ama Galatasaray'ı kilitleyen Manisa'nın sistemi değil kendi sistemiydi bir anlamda.

Arif Erdem'in bir aralar diline doladığı şu Avrupalılar'ın "2-3 tane atsak da maç bitse evimize gitsek" geyiğini sahada Galatasaray gösteriyordu. Son haftaların en formda iki ismi Nonda ve Kewell'la gelen gol sonrasında da resmen durdu Galatasaray.Maç sonuna kadar bu iki ismin kaçırdığı iki gol pozisyonu dışında da pozisyon yok gibiydi. Zaten futbolculara göre maç çoktan bitmişti. Manisa bal yapmayan arı gibi topu dolandırıp dolandırıp sonuca gidemiyordu çünkü. Ama işte kimsenin hesaba katmadığı bir duran topda da Mustafa Sarp'ın bir anlık konsantrasyon kaybı hem liderliğe hem de 2 puana mal oldu takıma. Rijkaard'ın sene başından beri en çok şikayet ettiği şeydi zaten takımın geri düştükten sonra takım disiplininden uzaklaşması. Son dakikalarda belki biraz daha akıllı oynasa Manisa 3 puanı da rahatlıkla alabilirdi.

Dediğim gibi Sabri ve Kewell'dan başka sahada iş yapan başka bir oyuncu göremedim ben, çıkana kadar da Hakan Balta iyi bir performans sergiledi. Elano'nun bu sistem üzerinde hiçbir kanatta oynayamayacağının da kanıtı oldu bir anlamda bu gece.

İşte salak saçma bir faul pozisyonundan sonra yediğiniz bir gol size sene sonunda şampiyonluğa mal olabilir. Bu yüzden ilk golü attıysanız bir şekilde ikinci golü atmanız lazım. Bu sezon tek golle maç kazanamayan Galatasaray ise bu geleneğini sürdürdü. Lig uzun maraton geyiğine girmeyeceğim, eğer şampiyonluk istiyorsanız rakibinizin puan kaybettiği hafta maçı kazanacaksınız, iki iki dört. Tribünde en kısa zamanda Konsantrasyon pankartının tekrardan açılmasını diliyorum, hem de mümkünse daha büyük fontlarla...

At ulan Fink'e...

Aslında böyle video falan eklemeyi pek sevmem ama itiraf edeyim şahane goldü. İzlemeye doyamadım desem yeri var...

Bir not düşeyim bu golü Fink değil de Colin Kazım atsa yine de eklerdim. İnsan böyle golleri pek göremiyor bizim ligde. İbrahim Üzülmez'in ortasına dikiz. En son Beşiktaş'ın 100.yılında Galatasaray'ı 1-0 yendikleri karşılaşmada güzel bir gol atıp belki de hayatının en iyi futbolunu oynamıştı İbrahim Üzülmez. Bir o maç bir de bu.

"Atsana ulan Fink'e" demiş birisi galiba.:)


21 Kasım 2009

Erşan Kuneri Misali

Aşçı Uşağı, Uşak Hizmetçiyi, Hizmetçi Şöförü, Şöför Bahçıvanı ... Sonra hepsi Bahçıvanı.

Bu sene derbiler aynen bu şekilde cereyan etti. Önce Galatasaray Beşiktaş'ı, sonra Fenerbahçe Galatasaray'ı, en son olarak da bu akşam Beşiktaş Fenerbahçe'yi yendi. İşin ilginçi de hepsi kendi evlerinde aldı galibiyetlerini. İkinci yarıda da hemen hemen buna benzer bir istatistik ortaya çıkabilir. Fenerbahçe Galatasaray'ı, Beşiktaş Fenerbahçe'yi, Galatasaray da Beşiktaş'ı deplasmanda yenebilir. Bu durumun yaşandığı sezon var mı bilmiyorum ama şimdiden yarısının gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Bu akşamki maça gelirsek de yine futboldan alakasız görüntülerle başladı gece. Collin Kazım yine başroldeydi. Anlayamıyorum taraftarları tahrik ettiğin zaman eline ne geçiyor. Sen futbolcusun adam gibi çık sahaya oyna futbolunu, saha içinde yap hırsını. Nedir bu maçtan önce taraftarla diyaloğa girecek şeyler yapma hevesi ? Collin Kazım hakkındaki düşüncelerim zaten sabit ama Fatih Terim tarafından bu adamın milli takım gibi şanlı bir yere alınmış olmasını da yediremiyorum kendime. Türk olmasına rağmen 21 yaşına kadar belki Türkiye'ye adım atmamış, hatta tenezzül edip iki kelime Türkçe öğrenememiş bir adamı Fenerbahçe'ye transfer oldu diye milli takıma çağırırsan bunlara sebep oluyorsun işte. Sonra adam çıkıp gazetecisinden hakemine, futbolcusundan taraftarına kadar herkese seviyesiz laflar söyleyip hatta daha ileri gidip küfür edebiliyor. Kazım ile tartışmaya girmek zorunda kalan Fırat Aydınus'un yardımcısı yemin etmek zorunda mı adamın küfür ettiğiyle ilgili ? Adam resmen yemin ediyordu, vallaha abi küfür etti diye. Şaka gibi, ne günlere kaldık. Maçtan önce antu ağzıyla twitter yazan Collin'e de güzel kapak olmuştur eminim.

İşin futbol kısmına da gelirsek Rıdvan ağlayarak da olsa çok güzel özetledi akşamki maçı. Emre yoksa vasat, Alex yoksa kötü takım Fenerbahçe dedi. Aynen de doğru, yok çünkü bu oyuncuların iktisadi dilde ikamesi oyuncular yok. Ve oyuncular da herşeyleri Alex veya Emre'den bekleyince ortaya özellikle deplasman maçlarında isteksiz bir Fenerbahçe çıkıyor. Daum'un yedek listesine yazdırdığı oyuncuların da aslında sadece o listeyi doldurmak için olduğunu bir kere daha anlamışızdır herhalde. Semih'in de artık Guiza'nın yedekliğinden bile düştüğünü söylesek yanlış olmaz. Bunun sözleşmesini uzatmayan Semih'e yönetim tarafından verilen bir ültimatom olduğunu düşünmeye başladım. Mustafa Denizli'ye sorsalar Fenerbahçe'nin 11'ini gözü kapalı sayardı herhalde. Daum'un B planı var mı yok mu bu bağlamda tartışılır mı bilmem.

Beşiktaş'ın 11'ini gözü kapalı sayabilecek bir adam olduğunu da düşünmüyorum. Hatta maçtan yaklaşık 1 saat önce açıklanan kadroyu Mustafa Denizli bile tam olarak sayamayabilir. Bu akşamki maç sonrasında taktik deha diye anmaya gerek yok Denizli'yi. Deplasmanda 3-0 yenildiği Neuchatel maçını içerde 5-0 aldığı zaman da dahi değildi, şimdi de dahi değil. Belki Hikmet Karaman, Yılmaz Vural kadar alt klas da değil ama dahi diye adlandırmak için de yeterli değil. Sene başından beri yapması gerekeni yaptı sadece. Defansın önünde Fink-Ernst ve önlerinde Serdar-Yusuf-Ekrem, Bobo da tek forvet oynayınca Beşiktaş top yapabildi. Bu 6 oyuncudan Yusuf ve Serdar ilk yarıda biraz sırıtmış da olsa ikinci yarıda Tello oyuna girdiği anda Beşiktaş ortasahası çok daha fazla top yapabilen bir hale döndü. 3 dakikada gelen iki gol ve İbrahim Üzülmez'in insan üstü oyunu ilk yarının ortasından itibaren Fenerbahçe'ye dönen maçın çoktan Beşiktaş'a döndüğünü gösteriyordu. Uğur İnceman'ın attığı 3. gol ofsayt olsa bile zaten ikinci golle pes eden Fenerbahçeli oyunculara etki yapmıyordu.

Sonuç itibari ile Beşiktaş resmi olarak ikinci kere bu sezon 3 gollü maç kazandı. 7. haftada Ankaraspor'a 3 gol atan Beşiktaş 6 hafta aradan sonra 7,32'den 3 kere topu geçirme başarısı gösterdi. 2 senedir derbi kaybetmeyen Fenerbahçe ise yine Beşiktaş'a yenildi. Maç öncesinde de skor tahmini yapan arkadaşlarımızın çoğu hayal kırıklığına uğradı.

Tek tek isminden bahsetmek istediğim oyuncuları da yazayım da içimde kalmasın. Bobo adamımsın, sene sonunda seni Galatasaray'da görmeyi ciddi anlamda çok istiyorum, burayı bir şekilde okuyorsan dinle bu feryadı. Tülaay Evine Dön, bir de at Fink'e diyeyim tam olsun :) Sinemacı kartal SirEvo'nun da hakkıdır bu akşamı kutlamak. Tebrikler dileyelim. Onun maç yazısı da burada.

Derbi Haftası...

Yıllardır Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin gölgesinde kalan Beşiktaş-Fenerbahçe rekabetinde bu akşam 325.kez karşı karşıya gelecek Dolmabahçe'de. Sabah malum magazin programlarında gözüme çarptı; ünlü kişilere skor tahmini yaptırıyorlar bunlardan biri Şafak Sezer. Arkadaş " 'Fanatik' Fenerbahçe'liyim" diye başladığı sözüne "kesin yeneriz" diyerek devam etti. Bir de maçın nerede olduğunu sordu en son, "İnönü'de" yanıtını alınca "o zaman bilemiycem" diye kıvırıverdi. Neyse bu önemsiz muhabbeten sonra yazımıza devam edelim.




***

Son 8 maçın tablosuna baktığımız zaman İnönü'deki son 5 derbiden boynu bükük ayrılan Beşiktaş olmuş.Bu 8 maçın hiç birinde Beşiktaş kazanamamış. Bir kaç sene öncesinde şöyle bir muhabbet dönerdi "Fenerbahçe Galatasaray'a, Galatasaray Beşiktaş'a, Beşiktaş Fenerbahçe'ye ters geliyor" diye. Görünen o ki bu tabloda değişen tek şey Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye ters geldiği. Türkiye Kupası maçlarını bu kategori dışında tutuyorum çünkü orada işler değişiyor biraz. Fenerbahçe'lilerin Galatasaray ile dalga geçmek için internette sağda solda gezen "öğrenilmiş çaresizlik" cümlesini içeren sınav sorusu Türkiye Kupası'nda Fenerbahçe için anlam kazanıyor.




Konuyu dağıtmadan son 8 derbiye göz gezdirelim:

18.09.2005 BJK İnönü 1 - 2
26.02.2006 FB Şükrü Saracoğlu 2 - 2
19.11.2006 FB Şükrü Saracoğlu 0 - 0
05.05.2007 BJK İnönü 0 - 1
03.11.2007 FB Şükrü Saracoğlu 1 - 2
29.03.2008 BJK İnönü 1 - 2
29.11.2008 FB Şükrü Saracoğlu 1 - 2
03.05.2009 BJK İnönü 1 - 2

4`ü BJK İnönü, 3`ü FB Şükrü Saracoğlu, birer tanesi de İzmir Atatürk, Rhein Energie ve Atatürk Olimpiyat Stadı`nda olmak üzere yapılan son 10 maçta Fenerbahçe toplam 16, Beşiktaş ise 11 gol atmış. Bu atılan gollerin 3'ünde Guiza'nın imzası var ve ilgi çekici şekilde 3 golün ikisi birbirinin kopyası gibi aşırtma olarak atılmış. 2-3 sene öncesinde Galatasaray'da oynayan Sasa İlic 2 sezonda hazırlık maçları da dahil Beşiktaş'a toplamda 3 gol atmış bunun sonucunda "İliç Kartal sever" gibi geyikler dönmüştü. Bu cümleyi "Guiza Kartal sever" olarak değiştirebilirler pekala. Çünkü oynadığı maçların çoğunda pek bir varlık gösteremeyen İspanyol oyuncu Beşiktaş maçlarında başka bir kimliğe bürünüyor.Beşiktaş ise derbilerde aşırtma gol yeme hastalığına muzdarip olmuş durumda. Kezman'ın attığı golle kazandıkları maçta da Beşiktaş aşırtma gol görmüştü kalesinde. Bu akşam bir yenisi eklenir mi bu gollere açıkçası merak etmekteyim. Beşiktaş'ta sene başından beri süregelen yönetim-taraftar kapışması bu maçta alınacak kötü bir skorla tavan yapabilir.





***

Bir başka detay ise her iki takımın bu sezon en az gol yiyen takımlar olması. Fenerbahçe'nin 7 gol yemesine karşın Beşiktaş 6 gol yemiş. Fenerbahçe'nin savunmadaki en önemli ismi olan Lugano, çok yorgun ve 20 saattir yollarda olduğunu gerekçe gösterip maçta oynamayacağını söylemiş. Hoş bu kararı kendisi vermiş olabilir ama oynatıp oynatmamak Daum'a kalmış durumda. Lugano'nun oynamaması durumunda Deniz Barış savunmada görev yapabilir bir ihtimal. Yorgun da olsa Lugano, Deniz'den çok daha iyi bir oyuncu ve bence minimum katkısı Deniz Barış kadar olacaktır. Bununla birlikte skorer özelliğini de hesaba katarsak Lugano'nun oynaması Fenerbahçe adına artı olabilir.

Beşiktaş'lıların sinirlerini maçtan önce geren bir mevzuat ise Colin-Kazım Richards'ın sahibi olduğu söylenen Twitter hesabı ile yazdığı "evet dostlarım... İstanbul`da biraz tatsız bir gün yaşıyoruz ama 8JK`yi parçalamamız için geri sayım başladı!!. hahahaha!!" cümlelerini içeren mesaj. Kardeşim sana demezler mi "Sen kaç senelik Fenerlisin, Fenerbahçe'ye ne verdin? Gerek yoktu be Kazım böyle Yasin Çakmakvari sözlere, sen sahada çıkıp topunu oyna yeter. Fenerbahçe'lilerin Galatasaray ya da Beşiktaş farketmez, her derbi öncesi ortalığı germe çabalarından bu akşam ki maça dair sözler bunlar. Olur da Beşiktaş Fenerbahçe'yi yenerse eğer Colin Kazım bu sözlerini afiyetle yer, üstüne de bir bardak soğuk su içer. Neyse.

Beşiktaş'ta ise gözler bu sezon formları ile taraftarlarını menun etmeyi başaramayan Tabata, Yusuf, Bobo gibi isimlerin üzerinde olacak. Bu akşam Beşiktaş'ın performansını orta sahada sezon başından bu yana oldukça beğeni kazanan Fabian Ernst derinden etkiler. Gol yollarındaki sıkıntıya ise Mustafa Denizli halen çözüm bulabilmiş değil. Fenerbahçe sezon başından bu yana 25 gol atarken Beşiktaş 13 golde kalmış. Mustafa Denizli formsuz Nihat'ın yerine Bobo'yu forvete oturtabilir, bu bence uygulanacak en iyi çözüm. Nihat'ın ligde şu ana kadar sadece 1 golü bulunuyor. 1 gol atmasının yanısıra formsuzluğu ile taraftarlarını üzüyor Nihat. Bobo'nun ise 2 golü var. Gol sayısına bakarak değil, Fenerbahçe maçlarında Bobo'nun sergilediği performansa bakarsak yine en güvenilen isim olarak gözümüze Bobo çarpıyor.

Fenerbahçe'li taraftarlar olası bir mağlubiyet durumunda yarın ki Galatasaray-Manisaspor maçının skorunu bekleyecek. Fenerbahçe'nin derbiden mağlup ayrılıp Galatasaray'ın yarın ki maçı kazanması durumunda puanlar eşitlenecek ancak hem ikili hem de genel averaj durumu ile Fenerbahçe yine lider kalacak. Bizim gönlümüz tabii ki Beşiktaş'ın galip gelmesinden yana. Yine de "iyi oynayan kazansın" diyorum.

20 Kasım 2009

Sakın...

Figo Madrid'e transfer olmuş olabilir,

Baggio Fiorentinalılar'ı satıp Juve'ye gitmiş olabilir,

Sol Campbell da sözleşmesini uzatmayıp Tottenham'ın en büyük rakibi Arsenal'e imza atmış olabilir,

Millwall altyapısının çocuğu Teddy Sheringham futbol hayatını azılı düşmanları West Ham'da bitirmiş de olabilir,

Çocuk yaşta adımını attığı Real Madrid'i Barcelona için satabilir Luis Enrique,

Beşiktaş forması giyip 32 dişini birden gösteren Mehmet Topuz Fenerbahçe'de oynayabilir,

Fenerbahçe kaptanı Rüştü Beşiktaş'da, Beşiktaş kaptanı Tümer de Fenerbahçe'de oynayabilir,

Kefen giymeyi hobi edinen Fatih Akyel ve Elvir Balic takım değiştirebilir,

Hagi'nin sırtında taşıdığı Emre Belözoğlu aslında Fenerbahçeli olduğunu itiraf edebilir,

Tanju Çolak Galatasaray'dan olan kal kırıklığını Fenerbahçe'nin kollarında giderebilir,

Futbol dünyasında böyle ihanet haberlerine çok sıklıkla rastlıyoruz aslında. Ama bugün okuduğum bir haber var ki gerçekleşmesi durumunda bunlardan çok daha ses getireceğe benziyor. Belki de çoğu için amaan banane denilebilecek birşey ama Schumacher'in McLaren'le F1'e döneceği söylentileri çıkmış yabancı basında.

Çıksan gelsen, sizi özledim desen demiştim sana. Ama bu şekilde değildi be Schumy. Umarım bunların hepsi birer söylentiden ibarettir. Biz seni kırmızılar içinde aklımıza kazıdık, hatıralarımızı siyah beyaza boyama...


Why ?

Bu sefer spor değil. Mercan Dede eşliğinde ufak bir yolculuk...


19 Kasım 2009

Tanıdık Gelebilir...


Son günlerde çeşitli internet sitelerinde ve televizyon programlarında oyuncumuz Cemal Nalga'nın bir diğer oyuncumuz olan Tufan(Ortega edit) Ersöz'ün formasıyla maça çıkarıldığına haberler ortaya çıkarılmış ve bu bilgilendirmeyi yayınlama zorunluluğu doğmuştur.

1- Galatasaray Cafe Crown takımı Cemal Nalga'yı 24 Eylül 2009 tarihindeki Skyliners ve 26 Eylül 2009 tarihindeki EnBW Ludwigsburg maçlarında sahaya sürmüştür. Malumunuzdur ki bu maçlar hazırlık maçı olup oyuncuların fit olması için yapılmaktadır.

2- 2009 tarihinde oynanan bu maçların görüntüleri bir takım kötü niyetli kişiler tarafından internete verilip daha sonra da belli bir amaç için kullanılmak üzere saklanmıştır. Bir diğer deyimle hırsızlık için bu yöntem belirlenmiştir. Bu görüntülerin de Fenerbahçe galibiyeti sonra ortaya çıkarılması kişilerin amaçlarını anlatmada yeterlidir.

3- Bu oyuncunun oynamasına izin veren koçu, yönetim kurulu üyeleri ve oyuncunun kendisinin malum bir takım taraftarı olduğunu düşünüyoruz. Zaten bu kişiler taa fii tarihinde malum takımın ekibinde yer almışlardır. İsimlerini de sonra paint çalışması yapıp açıklamayı düşünüyoruz.

4- Galatasaray Cafe Crown yönetimi görüntüleri dağıtan bu zaatlara her türlü maddi ve manevi davayı açmış olup Galatasaray adının bu kadar kolay lekelenemeyeceğini kanıtlayacaktır.

5- Her basketbol takımında oynayan oyuncuların bu tarz forma değişiklikleriyle hazırlık maçlarında sahaya çıktığı da gözardı edilemeyecek bir gerçektir.

6- Bu oyuncunun oynatılması ve sahaya arkadaşının formasıyla çıkması ile ilgili Galatasaray Cafe Crown yönetiminin bir dahili bulunmamaktadır.

7- Galatasaray Cafe Crown yönetimi olarak da bu oyuncu ve oynatanlar ve buna göz yumanlar hakkında yasal işlemler başlatılmıştır ve kulübün hakkı sonuna kadar aranacaktır.

Yapılan spekülasyonların son bulması adına ilgili ve bilgilileri konuyu açıklığa kavuşturmaya davet ediyoruz.

Vay anasını sayın seyirciler...İzlenesi bir pozisyon

Bildiğimiz gibi futbol sahalarında oyun anında birden fazla top olursa diğerleri oyun alanından uzaklaştırılır. Avustralya Liginde Melbourne Victory ile Central Coast Victory maçında sahada aynı anda üç top olduğu zanneden Melbourne oyun kurucusu Hernandez diğer iki topu uzaklaştırmaya çalışıyor ve ortaya bu görüntü çıkıyor.


Umarım ileriki zamanlarda çocuğu olur:)))

18 Kasım 2009

Dünya Kupası Elemeleri


2010 Dünya Kupası maskotlardan Zakumi.

Bu akşamın Avrupa Kıtası maç takvimi:

21:45 Slovenya - Rusya (İlk maç 1 - 2)
20:00 Ukrayna - Yunanistan (İlk maç 0 - 0)
22:00 Fransa - İrlanda (İlk maç 1 - 0) -KANALTÜRK-
21:45 Bosna - Hersek - Portekiz (İlk maç 0 - 1) -FUTBOLSMART
***
01:00 Uruguay - Costa Rika (İlk maç 1 - 0)

Son skorları vereyim hemen;

Ukrayna 0-1 Yunanistan (Deplasman golü ile Yunanistan öne geçti.)
Cezayir 1-0 Mısır (Bitti.)

Diğer maçlar henüz başlamadı. Şu anda tek isteğim var o da Bosna'nın Portekiz'i halt edip tarihinde ilk kez Dünya Kupası'na katılması. Bosna'da 3 tane cezalı var, Kaptan Spahic, Rahimic ve Muratovic. Bu 3 önemli ismin yokluğunda Bosna'nın işi zor gibi ama erken bulacakları gol umutları yeşertecektir.Umarım dileğim gerçekleşir ve Bosna'yı Güney Afrika'da görebiliriz...

16 Kasım 2009

Bile Bile Lades


Bu da çok üzücü bir haber, o da aynı Enke gibi futbolculuğunun olmasa da hayatının baharında bir insandı. Sabah arkadaşımın mesajıyla öğrendim öldüğünü. Önce Antep'de sonra Ankaragücü'nde en son da kanki takım Ankaraspor'da oynamıştı. Ankaraspor'da eski performansından çok uzaktı aslında. Nerede o herkesin diline dolanan maskeli adam, nerede bu De Nigris dedirtiyordu. Çünkü Antep'de ikinci sezonunda 14 gol atmıştı, pek fena da sayılmazdı hani. Ama en son Ankaragücü'nde oynarken kalbinden sorunu olduğu iddia edilmişti. Menajerleri ne kadar yalanlasa da sözleşmesi fesh edilip gönderilmişti. Türk kulüplerinin eskilerini toplayan Larisa'ya gitmesi aslında pek fazla kişiyi de şaşırtmadı hani.

İşte o zamanlarda söylenti olan bu kalp sorunu şimdi adam ölünce ortaya çıktı. Ne kadar komik değil mi ? Aslında adamlar da haklı, menajerler oyuncuların üzerinden bir ton para kaznıyorlar. Onların umrunda mı ki ? Türk doktorlarına olan güven de bu konuda tartışılır tabi. Appiah çıkıp avaz avaz Türk doktorları yanlış teşhis koydu ondan dolayı bu haldeyim derse kimse inanmaz tabi. Oyuncunun niyetine hiç bakmıyorum, onun hatası en büyük bu konuda.

Bütün ısrarlara rağmen oynamış Yunanistan'da De Nigris. Bu sezon golü yokmuş ama son golü anlaşılan o ki kendi kalesine atmış. Başta da dediğim gibi, yine de üzücü ama menajerlik sisteminin derince irdelenmesi gerektiğinin büyük kanıtlarından biri. Artık menajerler kulüplere paraya değil, insanlara cana mal olmaya başladılar...

Yine de huzurla yat De Nigris...

15 Kasım 2009

Bunu Yapan Hayvansa Bunu Yapan Ne ?


Bu hayvanlıksa...




Bu ne ???

Yine bir Antu klasiği. Ne demiş ünlü düşünür; Fikrimiz değişmedi...

Nereye Koçum ? Dalmaya mı ?


Vidic ve Buffon Puma reklam çekimlerinde.

Vidic'in suratını gören korkar herhalde. Başarısız bir reklamcılık hamlesi bence. Ayrıca Türkiye'de döverler bunu giyeni.

Homesick...

Arjantin taraftarı olmama rağmen Tevez'e çok fazla sempati duymuyorum. Belki de her transferinde üzerinden para yiyen şahıslardan, belki de gittiği her takımdan saçma sapan nedenlerden dolayı ayrıldığından, bilemiyorum. Gül gibi Manchester'dan Ferguson ile anlaşamıyorum diye ayrıldı. Belki çok forma giyemiyordu tamam, ama iki sene üstüste Şampiyonlar Ligi Finali oynadı bu adam. Hangi oyuncu böyle inişli çıkışlı bir kariyere sahipken gittiği bir takımda iki sene üstüste Şampiyonla Ligi Finali oynama şansı yakalayabilir ? Chelsea ile oynanan finalde ilk 11 başlayıp 101 dakika sahada kalmış hem de.

West Ham'dan Manchester'a geçtiği sene Premier Lig, Şampiyonlar Ligi ve Fa Cup dahil olmak üzere toplamda 48 maç oynayıp 19 gol atmış, ortalama olarak da 72 dakika sahada kalmış. Zaten onun fiziğinde bir adam için de gayet normal bir ortalama diyebiliriz. Zaten o sene takımın gol yükünü çeken Ronaldo 45 maçta 39 gol atarken Tevez'in adının pek anılmaması gayet normal.

Manchester'daki ikinci senesinde Premier Lig, Şampiyonlar Ligi, Fa Cup, Lig Kupası, Community Shield ve Süper Kupa maçı dahil olmak üzere 49 maça çıkıp 15 gol atmış ve ortalama 67 dakika sahada kalmış. Çok düşük bir ortalama değil bana göre. İstatistiklere göre konuşmak da çok akıllıca değil aslında. Oyuncunun hangi dakikada oyundan alındığı, oyundan alınırkenki psikolojik durumu veya 11 çıkmayı beklerken yedek soyunduğu maçlar çok çok önemli etkenler. Fakat Arjantin'den kalkıp Dünya'nın en iyi liglerinden birine, hatta çoğu kişiye göre en iyi ligine gelip arka arkaya iki Şampiyonlar Ligi Finali oynayıp, mutsuzum deyip gidemezsiniz. Eğer normal bir insansanız bunu istememelisiniz bile.

Ferguson'la problemlerini bahane edip şehrin diğer takımı City ile sözleşme imzalamayan Tevez'in asıl derdi belli oluyordu. Arapların satın aldığı takıma ve transfer ettiği oyunculara normal kazançlarının 2 3 katını gözlerini kırpmadan teklif eden Manchester City'ye imza attı. Haftalık kazancı 140.000 pound olarak açıklandı. Tam olarak hesaplayamadım ama Lampard ve Gerrard'la aynı parayı aldığını söylesem yeterli olur herhalde. O parayı edip edemeyeceğine siz karar verin artık.

Bu arkadaş şimdi de çıkmış "Dünya Kupası'nı Arjantin kazanırsa futbolu bırakabilirim, ya da Boca Juniors'da futbol hayatıma devam edebilirim" demiş. Kısaca "Bana bu para ölene kadar zaten yeter, daha fazla kasmaya gerek yok" anlamına geliyor bana göre. Dünya Kupası'nı Arjantin'in bu oyunla kazanamayacağı zaten belli olduğuna göre başka bahaneler bulması lazım.

Bu adamın Homesick olduğunu 3 sene önceki Football Manager oyunu bile biliyordu. Sürekli bir sıla hasreti, bir yuva özlemi çeker durumda homesick homesick dolanıyordu arkadaş. Parayı bulana kadar dayandı şimdi de kaçmaya bakıyor. Önceden de dediğim gibi ülkesinde kalsa 5 kuruş kazanamayacak bir adamdan 5 kuruş bulunca beklenen hareketler bunlar. Her parayı bulan psikolojim bozuldu deyip Adriano, Tevez gibi kafa dinlemeye kaçmaya başlarsa işimiz var demektir...

Epic Comeback #2

Aslında bir seri gibi devam ettirme düşüncem yoktu ama birbirine örnek teşkil edebilecek maçlar geldi aklıma. Bundan sonra çok sık olmasa da görüntüleriyle birlikte iki maçın birbiriyle benzerliklerini yazabilirim.

Bugün aklıma gelen maç ise Galatasaray'ın Real Madrid'i Ali Sami Yen'de 2-0'dan 3-2 yendiği maç ile Fenerbahçe'nin Antep'i 3-0'dan 4-3 yendiği maç.

Maç nasıl alınır iki takım da farklı şekillerde gösteriyor bize. Buyrun izleyelim. Sabri Ugan da sanki içine doğmuş gibi maçın başında "Tarihi gecelerden birisi başladı" diyor. Güzel olmuş açıkçası :)



Fenerbahçe maçında da spiker yüzyıllarca torunlarınıza çocuklarınıza anlatacağınız bir karşılaşma demiş. Bu da baya hoş. Melih Gümüşbıçak'mış maçı anlatan da.

14 Kasım 2009

Epic Comeback

Türkiye ile Çek Cumhuriyeti'nin EURO 2008'de oynadığı ve 2-0 dan 3-2 kazandığımız maç Milli Takımlar bazında en iyi geri dönüş olarak nitelendirilmişti. Esasen iyi oynadığımız ancak 2-0 geriye düştüğümüz maçı son 15 dakikada lehimize çevirmiştik. Bugün aklıma aklıma İnter ile Samdoria'nın 9 Ocak 2005'te Giuseppe Meazza'da oynadığı maç geldi. Kulüpler bazında en iyi geri dönüş olarak seçilmemiştir belki ama bende çok ayrı bir yeri olmuştur bu maçın. Sampdoira 44'te Max Tonetto ve 83'te Vitali Kutuzov ile 2-0 öne geçmişti. Sanırım iddaa'da bu maçı İnter'e oynayanların kuponlarını yırtması muhtemel. Ancak İnter 88'de Martins, uzatmalarda ise 91'de Vieri sonra da 93. dakikada Recoba'nın attığı golle o maçı kazanıyor ve futbol tanrılarının varlığına bir kere daha inanıyorduk.

Türkiye'nin maçını ele almaya gerek yok. Zaten o maçta herkesin vücudunda ufak-tefek veya büyük-küçük çaplı hasarlar meydana gelmiştir izlerken. Ama İnter maçını NTV'de izlerken adını hatırlayamadığım spikerin şu sözünu ve hemen sonrasında Recoba'nın attığı golü unutamıyorum. ''Atan kahraman olur. Recobaaaaaaa gollllllllllll''

İşte maçlar; ikisinin de havası, hevesi, zorluğu, heyecanı ve seyir zevki birbirinden güzel. Böyle maçlar izleyince ''futbol da neymiş? iki kale var ve 22 kişi bir topun peşinden koşuyor'' diyenlere inat işte futbol bu diyesim geliyor. Teşekkürler Türkiye, teşekkürler İnter...

13 Kasım 2009

Rivaldo gol kralı,Bunyodkor Şampiyon!!!


Brezilyalı teknik adam Luis Felipe Scolari'nin çalıştırdığı ve Efsanevi oyuncu Rivaldo'nun oynadığı Özbekistan takımı Budyonkor namağlup şampiyon oldu. Üst üste ikinci kez şampiyon olan takım 30 maçta sadece 2 berabere kalarak ayrı bir başarı elde etti. Ligde 85 gol atarak en çok gol atan, 13 golle en az gol yiyen takımı oldu. Rivaldo ise 20 attığı golle gol kralı oldu.

''Büyük yerlerin küçük adamı olacağına, küçük yerlerin büyük adamı ol daha iyi.''

Rivaldo efsanevi bir oyuncu tamam, kabul. Ama yaş kemale erdikten sonra Avrupa'nın önemli liglerinin, önemli takımlarında forma giymek zorlaşıyor. Acaba dedim orta karar takımlarda devam edemezmiydi kariyerine. Bence ederdi ama o Olympiakos'u seçti. Sanırım Şampiyonlar Ligi'nde intikam almak istediği takımlar vardı. Tekrardan Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynayıp eleneceği AEK macerasından sonra Budyonkor'a yatay geçişi devam ettirdi. Herhalde memnundur oralarda. Duyduğum kadarıyla futbolu da oralarda bırakacak ve Özbek futboluna katkıları futbolculuk dışında devam edecekmiş. Ne diyelim alan memnun satan memnun. Galatasaray ile adı anılmıştı bir süre ama gelmemesi beni üzmüştü. Barcelona'dan Galatasaray'a geçiş yapan ikinci Hagi gibi kendiside onun yolundan ilerleseydi belki bugünlerde onuda kalbimizin en güzel köşelerinden birinde yer ayırabilirdik ama nasip değilmiş.

Rivaldo ismi anıldığında aklıma gelen ilk gol Valencia'ya attığıdır. Camp Nou'da ligin son haftasında oynanan maçtı. İlk üç sıra Real Madrid, Deportivo ve Mallarco olarak belliydi. Barcelona Şampiyonlar Ligine katılabilmek için kendinden bir üst basamakta olan 4. sıradaki Valencia'yı mağlup etmesi gerekiyordu. Dakikalar 89'u gösterirken 2-2 lik dengeyi bozmak için ceza sahası dışında beklemekteydi Rivaldo. Kendisine doğru süzülen topu göğsüne alıp öyle bir rövaşata vurduki Canizares'in saçları yediği o golden sonra beyazladı. Kale direkleri bile isyan etti gole. İşte o gol,






Uzun lafın kısası Scolari, Rivaldo ve diğer Budyonkor'luları şampiyonluklarından dolayı kutlarız.

En Güzel 10 Futbolcu Lakabı

Sport.co.uk'dan aldım haberi. Ayıboğan lakabını bir numara yapmışlar. Bakalım diğerleri neymiş.

1 - Servet Çetin : Servet'e birçok ismle hitap edildiğinden bahsetmiş. Çok önemli sakatlıklar geçirmesine rağmen oynamaya devam ettiği için Bionik Servet. Korkutucu yüz ifadesi nedeniyle Terminatör Servet. Ve en çok da Ayıboğan diye hitap edildiğinden bahsetmiş. İngilizce çevirisi olarak da Man Who Could Choke a Bear demişler :)

2 - Fitz "One Size" Hall demişler. Şu sıralar Q.P.R takımında oynayan Fitz Hall tabiri caizse çırpı gibi yapısı nedeniyle bu lakabı almış herhalde.

3- Üçüncü sıraya bir dönem Trabzonspor'a gelen, daha doğrusu Trabzonspor yedek kulübesinde zamanının çoğunu geçiren Kiki Musampa'yı koymuşlar. Ona da Kiki "Chris" Musampa demişler. Pek anlamayamadım ama ismi ve soyismindeki dini terimlerdeki benzetmelerden dolayı olabilir.

4- Dördüncü olarak İngilizlerin en sert defanslarından biri olan Ron Harris'i yazmışlar. Ona da Ron "Chopper" Harris demişler ki bu da balta anlamına geliyor, bizim Recep'in kulakları çınlasın :)

5- Beşinci sırada yine Ron Harris gibi bir azılı defans oyuncusu olan Norman Hunter'ı koymuşlar. Ona da Norman "Bites Yer Legs" Hunter demişler ki bu da benim çevirime göre ayak ısıran oluyor.

6- Altıncı sırada bir İngiliz forveti olan Stuart Barlow'a yer vermişler. Ona Stuart "Jigsaw" Barlow demelerinin sebebi ise cezasahası içinde gerçekten bir yapboz gibi olması ve ne yapacağının asla kestirilememesiymiş.

7- Yedinci sırada hepimizin tanıdığı ve belki de Şili tarihinin en önemli golcüsü Ivan Zamorano yer alıyor. Taş devrinde Barney'in oğlu Bam Bam'ın adı ona gerçekten çok yakışmış Ivan "Bam Bam" Zamorano...

8- Bu adam benim için Dünya'nın en iyi futbolcusudur desem karşı gelenler olabilir ama yine de diyorum :) Gabriel Batistuta ve karşınızda Batigol...

9- Dokuzuncu sırada şu sıralar Tayland milli takımının teknik direktörlüğünü yapan ünlü İngiliz futbolcu Bryan Robson Captain Marvel lakabıyla yer alıyor. Oyunculuğu sırasında onun için tam uygunmuş bu çizgiroman kahramanı, ama teknik direktörlüğü için tam olarak söylenemez yazıyor yazıda.

10- Son sırada ise belki de bu listenin ne kadar yanlış bir sıralamayla yapıldığının kanıtı olan bir lakap var. Bir çoğumuzun bildiği gibi uçma korkusu olan Dennis Bergkamp'a verilen The Non-Flying Dutchman lakabı hani cuk diye oturmuş :)

Yine de bu listeyi yapanlara teşekkür etmek lazım, sırama ne kadar tartışılır olsa da bilgiler çok hoş.

12 Kasım 2009

Klose Ailesi Domuz Gribi !




Almanya'da karabulutlar dolaşıyor bu hafta. Önce Enke'nin yürekleri dağlayan ölümü ve şimdi de en çok sevdiğim Alman oyuncunun ailesinin domuz gribine yakalandığının açıklanması.

Klose'nin ikiz çocukları yakalanmış gribe yapılan açıklamaya göre, eşi de gözetim altındaymış.

Umarım en kısa zamanda sağlığına kavuşur hepsi. Almanya'nın bir trajediyi daha kaldıracağını sanmıyorum...

Çırpı bacaklı futbolcular; Jesus Navas,Yossi Benayoun



Şöyle futbolcu denildi mi heryeri kaslı maslı bir şey bekliyor insan. Çünkü kas ile kudret birbirine paralel sayılabilecek kelimeler. Günümüz futbolunda da fiziki gücün önemini sanırım futboldan anlayan herkes bilir. Ama fizik yapısı ile oyunu arasında ters orantı olan iki oyuncu dikkatimi çekti zamanında. Jesus Navas Gonzales ile Yossi Benayoun. Bu adamları ilk gördüğümde'' Bunlar nasıl futbolcu oldular da Sevilla ve Liverpool'da oynuyorlar?'' diyesim geldi. Çünkü futbolcudan çok kasları eriyen hastalıklı insanlara benzetiyordum. Haksız da değildim bu adamların bacaklarını görünce. Düşünsenize ne kadar ağırlık çalışmaları yaptıklarını. Buna rağmen böyle olmalarını. Şaşırdım, çok şaşırdım. İlginç bir anımı anlatayım.
Yossi Benayoun'u ilk duyduğum zamanlar. Arkadaşlarla evde Liverpool-Beşiktaş maçını izliyorduk. Benayoun muhabbeti açıldı ve benim ev arkadaşı saymaya başladı.' 'Bu adamda futbolcumu be? benim 90 yaşımdaki dedem bile bu adamdan daha yapılı'' diyerekten dalga geçiyorduk. Nitekim herhalde bizi duydu ve ağzımızın payını attığı 3 golle verdi.

Jesus Navas'ı görünce aklıma hemen Benayoun geldi. Dikkatle izlemeye koyuldum. Adam ''çırpı'' gibi ama balerin edasında rakiple dans ediyor. Öyle omuz yiyince yıkılmıyor da hemen. Demekki neymiş? İnsanları görünüşü ile değerlendirmemek gerekirmiş.


Enke'ye...

Önceden de dediğim gibi Enke acaba ne yapıyor diye hayatımın hiçbir döneminde merak etmedim. Açıp acaba ne yapmış diye de araştırma gereği duymadım. Ama dün acı haberi aldığımdan beri aklımdan çıkmıyor. Bugün farklı kaynaklardan acaba ne olmuş, ne demişler diye araştırdım durdum. Ciddi anlamda çok üzgünüm. Evlat kaybetmenin, hele hele gün geçtikçe gözünün önünde eridiğinin ne olduğunu çok iyi bilirim. Kendi çocuğum yok ama ne kadar yakından şahit olduğumu tahmin bile edemezsiniz...

Ben de bir klip yapayım dedim, bugün şarkı dinlerken aklıma geldi. Borges'in klibi kadar güzel olur mu bilmem ama içimden geldi. Gerçi bir iki resmi de ondan aldığımı söylesem iyi olacak. İlk çalışmam olduğu için de amatör gelebilir, affola...


11 Kasım 2009

The Gökçek show...

Ankaragücü'nde başkanlığa seçilen Jr.Gökçek şov gösterilerine başladı... Önce teknik direktör Hikmet Karaman'ın verdiği 11.30 olan antrenman saatini hocaya dahi söylemeden değiştirip oyunculara 18.00'de tesislerde olmaları söylendi... Hoca-başkan atışmasının akabinde oğul Gökçek'in ağır sözleşme şartlarından ötürü kulüpten terhis edemediği Hikmet Karaman'ı bu ve benzeri yöntemlerle istifa ettirmeye çalışması ayrı bir tez konusu olur... Futbol'u kirli emellerine alet eden bu arkadaşlar bu kez de kulüp oyuncusu Bebbe'yi önce tesislere almayıp daha sonra odasını boşaltmasını emretmişler... Futbol'un Adolf Hitler'i olma yolunda non-stop ilerliyor Ankara ekibinin yönetimi... Diktatörlük ile futbolu karıştırıp kendilerine meşkale olsun diye önce Ankaraspor'la oynayan Gökçekler şimdi de 100.yılını kutlayan Ankaragücü'nde şov yapmaya devam ediyorlar...




Bakalım "baba parası ile saltanat" nereye kadar sürecek... Ahmet Gökçek'in Football Manager'i gerçek hayatta oynamaya başlaması ile zirve yapan rezillik, kendini geliştirmeye devam ediyor...


"Müstehak" kelimesi o'nlarla anlam buldu desek lafı gediğine oturtmuş oluruz sanırım...

15 yaşından küçük profesyonel=MUSA ÇAĞIRAN


Musa Çağıran,17 Kasım 1992 Konya Ilgın doğumlu.

İzmir'in oyuncu yetiştirme fabrikalarından Altay'ın Türk futboluna yeni armağanı. Bakmayın yeni armağını dediğime, bakmayın 6 gün sonra 17'sine basacağına. Altay'ın profesyonel takımında ilk maçına 19 Nisan 2008'de İstanbulspor'a karşı çıkmış, hem de ilk 11'de başlamış. O maçı deplasmanda 5-0 kazanmışlar. Musa ilk yarının sonunda oyundan çıkmış. O çıkana kadar zaten maç 3-0 olmuş ve nazar boncuğu olsun diye bir de sarı kart görmüş. Hesapladım o maça çıktığında yaşı tam olarak 2 gün 5 ay 15 yıl'mış.

Bir de Aliağa Belediyespor macerası var. Bilin bakalım bu ne zaman olmuş? Altay'da ilk forma giydiği sezondan önce mi? Yoksa sonra mı? Belki çoğunuz ilk maçtan sonra diyeceksiniz ama öyle değil. Altay'ın profesyonel takımında ilk maçına çıkmadan önce kiralık olarak Aliağa Belediyespor'da forma giymiş. Üstelik burada ilk maçına çıktığında daha 15'ine bile basmasına 1.5 ay varmış. 3.lig'de 10 maçta forma giyip 1 gol atmış.
(Rıza Tuyuran ve Feyyaz Uçar)

İçimden koskoca''Helal olsun'' dedim. Sadece Musa Çağıran'a değil. Onu bu yaşta oynatma cesareti gösteren dönemin Aliağa Bel. teknik direktörü Rıza Tuyuran'a ve Musa'yı kiralık gönderen ve sonradan oynatmaya başlayan dönemin Altay teknik direktörü Feyyaz Uçar'a.
Bizler yaşlı ve genç iki oyuncu karşılaştıracağımız zaman ''oğlu yaşında'' diyerekten hafif gerçek,hafif latife karışımı mizahımızı konuştururuz. Ama bu çocuk ile çok yaşlı bir oyuncuyu karşılaştırınca ''torunu'' diyesi geliyor insanın Musa Aliağa'da oynarken.

O sene Abdullah Ercan tarafından 15 yaşında olmasına rağmen U'18 Milli Takım kampına davet edilmiş. Bu durum İstanbul takımlarından Galatasaray ve Beşiktaş'ın dikkatini çekmiş. Transfer için nabız yoklamışlar ancak olumsuz yanıt almışlar. Sonraki sezon Mehmet Sedef'in transfer edilmesi ile yedeğe çekilmiş. Ancak onun devamlı sakatlanması üzerine düzenli olarak forma şansı bulmuş takımında. Bank Asya'da 15'i ilk 11'de olmak üzere 19 maçta, 4 tane Fortis Türkiye kupasında, 3 U-18 Milli takımında maçı oynamış ve 4 gol atma başarısı göstermiş.

Bu sezon ise 12 Maçın 11'i ilk 11 olmak üzere tamamında forma giymiş. Kaleci Kılıçarslan'dan sonra takımın en çok fazla süre alan oyuncusu olmuş. 2'si geçen hafta Giresunspor'a olmak üzere toplamda 3 golü bulunmakta. Musa Çağıran'a gelecek maçlarda hem kendisi hem de Altay'a başarılar dilerim. Yeteneğine ihanet etmezse, kendisini ileride A Milli Takım forması altında da göreceğimizden şüphem yok.

Paylaş