31 Ekim 2009

Eşşeğin Kulağına Suyu Kaçırdılar...

Dün gecenin köründe Chao' nun yazısıyla kendime geldim. Tam uyumak üzereydim ki rezalet kelimesinin sözlük anlamıyla karşılaştım. Onun adı Ercan Saatçi' ydi. Fenerbahçe Tv' de sanırım kendisi gibi Fenerbahçeli olan Metin Özülkü program yapıyormuş. Ona katılmış bizim Saatçi. Bakın neler demiş izleyin izlettirin. Aslında yakıştırıyorum biliyor musunuz bu hareketleri bunlara, geriye küfür etsen sen suçlu olursun onun için en güzel küfürlerimi ettim ve buraya yazmayacağım. Umarım Galatasaray Spor Kulübü' nü bu şaklabana dava açar. Biraz burnu sürtsün de kimin kimi ne yapacağı o zaman belli olur. Metin Özülkü' ye de birşey demiyorum, zaten karı gibi küfür ediyor, zorla ettiği açık ortada. Ama ona da bir ders fena olmazdı.




Jan Koller'in bile yıkamadığı çetin defans,,Servet Çetin


Servet Çetin,

Eminim tüm Galatasaraylıların içi hop hop ediyordur bu ismi duyduğunda.Çünkü o takımın buldozeri,türkü babası,güven kaynağı,mücadele gücü,daimi grip oyuncusu...

Bildiğimiz gibi sezon başında Fransa'nın Marsilya kulübüyle 8 milyon € civarında para karşılığında anlaşmaya varılmıştı.Servet Avrupa macerası için gün sayıyordu artık.Ama beklenen olmadı.Çünkü Marsilya'da kulübün sahipleri başkan Pape Diouf'u görevden alıp yerine Jean-Claude Dassier'i getirince transfer suya düştü.Yeni başkan Bordeaux'dan Diawara'yı alarak defans için transfer işini sonlandırmıştı.Böylece Kartalspor'da başlayan profesyonel futbol hayatı Avrupa'da devam etmeyecek gibi görünüyordu.

Hazır Servet'in kariyerinden bahsetmişken, iyice kurcalayalım bakalım neler olmuş.1999 da Kartalspor'da profesyonel olmuş,yaklaşık 3 yıl burada oynadıktan sonra Göztepe'ye transfer olmuş ve o takımla süper lige çıktıktan sonra Denizlispor'a transfer olmuş..Denizlispor tarihinin efsanevi kadrosunu oluşturan ve UEFA kupası 3.tur maçında O.Lyon'u eleyen o kadroda Rıza Çalımbay'ın teknik direktörlüğünde Heinen,Heitenen,Roman Kratochvil,A.Tandoğan,Hakan Çimen,İlyas,M.Özkan,E.Martin li kadroda yerini almıştı Servet Çetin.(Küçük bir ayrıntı;bir sezon önce Çağdaş Atan,sonraki sezonda Servet Çetin'in büyük takımlara gitmesinde büyük payı olan Kratochvil'i es geçmeleri bence bir hataydı.)O sezondan sonra 1.5 Milyon $ karşılığında Fenerbahçe'ye transfer olmuştu.Artık hedef okları onun için daha da yukarıyı gösteriyordu.

Fenerbahçe serüveninde Şampiyonlar Liginde boy göstermiş ancak özellikle Milan maçında Shevchenko'yu müdaafada büyük hatalar yapmış ve 4 gol atmasına engel olamamıştı.Milli takımlar seviyesinde aynı şekilde Ukrayna'ya karşı evimizde oynadığımız maçta da belalısı Shevchenko'yu yine durduramamış ve yenilmemizde pay sahibi olarak görülmüştü.Artık kötü günler artmıştı;defans,kademe,ıska geçme vb hataların alışkanlık hale gelmesi üzerine birde uzun süren sakatlıklar eklenince teknik ekipte ve kulüpte Servet'in kredisi tükenmişti.Taraftarlar Servet'in gitmesi için yağmur duasına çıkar gibiydiler.Ve beklenen sonuç gerçekleşti.Lugano ve Edu transferleri bir bir boy gösteriyor ve Servet Pir Sultan gibi sazını alıp aşıklar diyarı Sivas'ın yolunu tutuyordu.

Servet'in o zamanlar korkusuz savaşçı,buldozer gibi lakapları yoktu.Üstelik GS ve BJK kiler keşke fenerde 11 tane Servet olsa diye dalga geçiyordu.Derlerki ne kadar dibe vurursan o kadar yükseğe çıkarsın.Servet sarı-lacivert kabustan uyanmış ve kırmızı beyaz yiğido olmuştu.Kendini Sivasspor'da tekrar toparladı ve Milli Takım kadrosuna tekrar seçilme başarısı gösterdi.Sezon sonuna doğru Galatasaray'a gideceği söylentileri artmıştı.O ise ''Şuan takımımın başarası için çalışıyorum''diyecek ve sezonun sondan bir önceki maçında Galatasaray'a golünü atarak şampiyonluk umutlarını bitirecek ve sonraki sezona kazanılan şampiyonlukta en büyük pay sahibi olarak gösterilecekti.Sezon sonu Galatasaray'a imzasını atıyordu.
Kendini kanıtlamak için tekrar fırsat bulmuştu.Ama beklenenden çok daha fazlası oldu.Servet müthiş oynuyordu.Rakip forvetleri duvara çarpar gibi geri püskürtüyor ve ezip geçiyordu hepsini,Fenerbahçedeki günlerine ve yöneticilerine nazire yaparcasına.Bir zamanlar kendisiyle dalga geçen taraftarlar,evladına verdiği sevgiyi ondan da esirgemedi.Nasıl esirgesinler?
Kahraman boyutuna ulaşmıştı ki,kamera her onu gösterdiğinde sümkürmesi bile sempatik bulunuyordu artık.Servet'te bu sevgiye karşılık verdi tabiki.O sene efsanevi şampiyonluklardan biri kazanılmış ve takım arkadaşlarının omuzlarında taşınarak podyuma getiriliyordu.
Sıra tüm yurdun sevgisini kazanmaktaydı.2008 Avrupa Futbol Şampiyonasında oynadığı futbol ve gösterdiği fedakarlıkla taraflı tarafsız herkesin gönlünü kazanıyordu.

Şimdi bu yazıyı neden mi yazdım.Servet'e yeni talipler çıktığı yönünde haberler geliyor.Hem de Premier Lig'den,hem de Arsenal ve Tottenham'dan olduğu söyleniyor.Ayrıca B.Dortmund ve Wolfsburg takımlarının da teklif yapmaya hazırlandığı belirtiliyor.Galatasaray yönetimi Servet'in bonservis bedelini 10 Milyon sterlin olarak belirledi.Buradan gelecek parayı bir santrafor ve defans oyuncusu almayı planladığı gelen haberler arasında.
Eğer ki Servet giderse yerine Semih Kaya'yı monte edilirse yerinde olur.Çünkü 25 Şubat 2007 tarihinde, süper gencler macında fulya'da beşiktaş macında başına gelen tekme ile beyninde kan pıhtılaşması oldu ve ameliyata alındı, ameliyatı cok iyi gecti.Hastanede ameliyatı bittikten sonra narkozlu haldeyken hemşirenin gülerek ''cıkıp iyileşince Fenerbahce'li olacaksın'' demesine ''cıkartmayın o zaman'' diyecek kadar Galatasaraylı, gençler kategorisinde 40'ın üzerinde çıkabilecek kadar yeteneklidir.Geçen sezon İstanbul B.B. maçında ilk onbir oynadı.O maçı izleyenler bilir.Semih mükemmel oynadı ve kazandığı top sayısı ise 20 den fazlaydı.Şans verilirse Galatasaray'ın ve Milli Takımın stoperi olacak kapasiteye bence sahip.

30 Ekim 2009

Turkish Brian Clough


They Love me for what I'm not... They hate me for what I am...

Böyle demiş İngiltere tarihine adını altın harflerle yazdıran Brian Clough. Çoğunuz izlemiştir herhalde The Damned United' ı. Ben de filmi izledikten sonra öğrendim kendisinin hayat hikayesini. Filmde detaylı olarak anlatılan Leeds United kulübü ile alakalı olan kısımlar olsa da kariyerinin tavan noktası 1979 Şampiyon Kulüpler Kupası' nı bir zamanların taşra kulübü olan Notthingham Forest' la kazanması. Derby County' yi ikinci ligin dibinden alıp sadece 2 3 oyuncu transferiyle birinci lige çıkarması da takdire şayan başka bir başarısı.

Neyse durduk yere Brian Clough' dan bahsetmemizin elbette bir sebebi var. Belki de aynen onun gibi bir takımı bir iki oyuncu takviyesi ile küllerinden yaratıp şampiyonluk yarışına sokan bir adam var ülkemizde. Ayrıca sadece sportif başarı yönünden değil ağzından çıkanı kulağının duymamasıyla da tıpatıp aynı bu iki isim. Tahmin etmişsinizdir ki bu isim Bülent Uygun.

Bir anda ne oldu da Bülent Uygun aklına geldi diye soranlar olabilir. Efendim kendisi 3. lig takımlarından Nilüferspor' a danışmanlık yapacakmış. İşte bu haberi gördüğüm anda aklıma Brian Clough geldi. Yoksa... yoksa... dedim içimden. Yoksa gerçekten Bülent Uygun Brian Clough' un Notthingham Forest' ı yeniden yarattığı gibi bir proje mi düşünüyor ? Olabilir de olmayabilir de. Bülent Uygun bu ne yapacağı belli olmaz. Sonuçta 5 ve 7 gol yeme ihtimali olup 6 yeme ihtimali olmayan bir hoca o. Bakalım ne olacak, zaman herşeyi gösterecek, ama Bülent Uygun ekranlara geri gelene kadar da eskisi gibi tadım tuzum yerinde olmayacak :)

29 Ekim 2009

YASSAK HEMŞERİM YASSAK‏ !!!

Geçtiğimiz günlerde İngiltere Futbol Federasyonu, Premier Lig takımlarından Portsmouth'a yurtdışı ve yurtiçi transfer yasağı getirdi. Takım diğer kulüplere olan transfer borçlarını ödeyene kadar da yasağın devam edeceğini bildirdi.

Oysa kulüp sevenleri için herşey sezona toz pembe başlamıştı. Takım bünyesinde David James,Frederic Piquionnne,Aruna Dindane,Mokoena,O'Hara,Utaka,Finnan gibi oyuncuları barındırıyordu. Kulübün hisseleri Arap iş adamı Al Fahim tarafından satın alınmıştı. Akıllarda yeni bir M.City mi doğuyor ? sorusu doğuyordu. Pompeyler için de bundan iyisi düşünelemezdi.

Rüyalar kısa sürer derler ya, Portsmouth için de rüyalar ve düşler kısa sürdü. Sportif başarı nerdeyse sıfırdı. Çünkü mağlubiyetler ard arda geliyor ve takım son sırada tek başına körebe oynuyordu. İdari bakımdan ise memnuyetsizlikler mevcuttu. 7. haftada takımın hisselerinin %90' ını Arap işadamı Ali Al Faraj satın alıyor ve Premier ligi Arap oyun parkına çeviriyordu.

3 hafta sonra olan oldu, transfere yasak geldi ve Al Faraj' dan açıklamalar geldi. ''Trilyoner değilim, futboldan da anlamam. Yatırım olsun diye kulübü satın aldım. Bir an önce sahip olduğum hisseleri satma arzusundayım...''. Bu açıklama Pompeyler' e vurulucak son darbeydi belkide. Neyseki tek tesellileri ezeli rakipleri Southampton' ın kendilerinden iki lig altta yer alması.

Bilindiği üzere İngiltere Futbol Federasyonu daha önce de şampiyonluğun iddialı ekiplerinden Chelsea' ye sözleşmesi devam eden oyuncuyu ayarttığı gerekçesiyle 2 yıl boyunca transfer yasağı getirmişti. Chelsea yöneticileri de Nasreddin Hoca' yı okumuş olsa gerek bugünün işini yarına bırakmadı ve nerdeyse tüm oyuncuları ile sözleşme yeniledi.

Dün gece gördüğüm rüyayla devam edeyim. Süper Lig' de henüz maçlar oynanmamış ve transfer sezonu yeni yeni başlamaktadır. Ancak bir anda bir olay patlak verir. Federasyon kendinden beklenmeyen bir uygulamaya gidip X Topuz :) adlı oyuncunun transferinde yaşanan GS-FB-BJK-TS kapışması ve sonrası yaşananlar, artı kulüplerin mali yapısındaki bataklıktan dolayı 4 takıma da 2 sene transfer yasağı getirmiştir. Sonrası mı ? Sanırım bunları sizde tahmin edersiniz. 4 başkan kanka olmuş ve protesto için maçlara PAF takımlarıyla çıkma kararı almış. Diğer bir ihtimal kulüplerimiz Arap işadamlarına satılmış... Rüyamın sonu mu? İngiltere Tavuk(merak etmeyin biz hindi değiliz) biz ise yumurta olmuşuz, İbrahim Tatlıses' den ''Ben nerde yanlış yaptım'' şarkısını dinlemeye başlamışız.

Eminim siz de herkes gibi kulüplerin borçlarından rahatsız oluyorsunuzdur. Bir gün UEFA' dan Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçları için kulüplerimize ''YASSAK HEMŞERİM YASSAK'' duyurusu gelirse hiç şaşırmayalım.

Bardağı atan kimmiş?

Bir site kendini ancak bu kadar rezil edebilir... Hala su üstüne çıkmaya çalıştıkları şu günlerde, içlerinden birisi at gözlüğünü çıkartmış ve şu postu atmış Antu forumlarına...





Bir yerde köpek falan mı öldü acaba... Gerçeği ancak HD çözünürlükte görebiliyorlar; helal olsun HD çözünürlükte dahi gördüğü halde görmediğini iddia eden insanların olduğu yerde böyle bir post atılmış. Şurada da Milliyet bardağın sırrını çözmüş, hayret edilesi bir durum... Bunu çözmek için zihin yormaya gerek yok, ufacık bir maytapın geçmediği yerden su bardağının geçmeyeceğini herkes anlar.

Farmville' de Taraftar Çılgınlığı

Göztepe ve Galatasaray' ı ekleyeceğim. Karşıyaka ve Bursaspor da var ama beni ilgilendirmiyorlar. Gerçi facebook hesabım da, oyunu oynadığım da yok ama hoşuma gitti.


Kaynak
Teşekkürler Deliché :)

İnceleme : Pro Evolution Soccer 2010

Her sene önümüze temcit pilavı gibi ısıtılıp konulan klasik bir Fifa oyunundan sonra esas oğlanımız Pes'in 2010 versiyonu oyunun resmi çıkış tarihi olan 23 Ekim'den 3 gün önce, 20 Ekim'de Reloaded ekibi tarafından Crack'li bir şekilde torrent sitelerine düşürüldü. 22 Ekim sabahı saat 5.00 sularında bilgisayarımın sektörlerine kendini yazdıran oyunu "sabahın köründe manyak mısın yatıp uyusana bre dangalak" deyip öğlen sıraları install ettim bilgisayarıma. Oyun bir Şampiyonlar Ligi müziği ile bezenmiş, ana teması da Şampiyonlar Ligi olan bir intro ile selamlıyor bizleri.



Intro'yu geçtikten sonra Messi & Torres ikilisinin eşlik ettiği makyajlanmış ana menü kendini bize gösteriyor. 2009'dan farklı olarak oyunun ana menüsü sağ ve sol taraflarda yukarı-aşağı yerleştirilmiş oyun modlarından oluşuyor. (Devrik bir cümle oldu farkındayım) Daha açıklayıcı olması için oyunun ana menüsünün görüntüsünü ekleyeyim.







Exibition'dan malum "hacı gel bir maç atalım" olayına girişiyoruz. Diğer oyunlardan pek farklı değil bu oyunda da, sadece stad seçme ekranı değişmiş, bunun dışında pek bir fark yok. Stad demişken oyunda lisanslı olarak Pes 2009'da olmayan Old Trafford, Anfield Road, Saitama Stadium gibi stadların yanısıra; Pes 2009'da olan ve bize 2010'da da ev sahipliği yapacak olan Wembley Stadium, Camp Nou, Santiago Bernabeu, Estadio Do Dragao, Estadio Jose Alvalade, Estadio Da Luz, Amsterdam Arena, El Monumental, Stade De France, Stade Louis II, Giuseppe Meazza, San Siro (Evet bu ikisi ayrı konulmuş, data dosyalarındaki ID numaraları bile farklı), Stadio Olimpico stadları yer alıyor. Bunların yanında lisanssız olarak da Konami Stadium (Bari atmasyon yapıyorsunuz, şöyle kutu gibi İngiliz tipi bir stad yapında maçı yaşayalım) Estadio Amazonas, Bristol Mary Stadium, Estadio Del Pelenque, Mohamed Lewis Stadium Ville Marie Stadium ismindeki stadyumlar bulunuyor. Stadlardan sonra takımlardan bahsetmek gerek. Oyunda lisanslı olarak Fransa, İtalya, Hollanda ligleri; lisanssız olarak (Lisanssız derken bazı takımların lisansı var ve o takımları belirteceğim) La Liga (Athletic Bilbao, Barcelona, Deportivo La Coruna, Espanyol, Athletico Madrid, Real Madrid, Real Mallorca, Sevilla, Valencia, Villarreal), Premier Lig (Manchester United ve Liverpool) bulunmakta. Kadrolar genel olarak güncel değil. Mesela Elano hala City'de, Beşiktaş'ta Tabata yok filan. Bu eksiyi basit bir Option File değişimiyle hallettik tabi... Türkiye'den bu yıl oyuna 3 büyüklerden sonra geçen yıllarda sükse yapan ve Şampiyonlar Ligi'nde öneleme oynayan Sivasspor'u eklemişler aşağıdaki görüntüden görüldüğü şekilde.






 Bülent Uygun eminim ilk gördüğünde "işte benim eserim" deyip böbürlenmiştir, kesin.

Diğer oyunlardan farklı olarak stad, forma, taktik v.b gibi seçenekler ayrı linkler altında verilmiş. Bismillah deyip maça başlıyoruz. Kendim uğraşmadım video çekmek için, oyunun oynanışı hakkında biraz olsun bilgi sahibi olmanız için bir GamePlay videosu ekleyeyim.








Maçta dikkatimi çeken olaylara geleyim. Seslerdeki değişikli hemen dikkat çekiyor. Deplasmanda oynuyorsanız ıslıklar sizi bezdirebilir, rakip topu kaptığında çıkan alkış ve "yeeeeeeaaaaahhh" tarzı sesler gayet güzel, ancak tezahurat konusunda yine zayıf bir oyun. Barca ile oynarken "5 dakka kalıveriver" benzeri tezahuratlar canınızı sıkabilir. Patch ile çözülüyor bu sorunlar ama oyunun orijinalinde bu sorunlar olmasa şukela olurmuş.

Çalım atmak zorlaştırılmış ama çeşitlendirilmiş. Tek tip çalım yok oyunda. Ayrıca her oyuncu çalım atmayı beceremiyor pek. Kimisi enfes hareketler ile sizi mest ederken kimisi deli edebiliyor. "Çalım atmayı severim ama beceriksiz adamlar beni deli ediyoooorrr" diyebilirsiniz bu durumda. Oyunda değişen başka bir olay oynanışın bayağı bir elden geçirilmiş olması. Eskiden olduğu gibi sık sık Cristiano Ronaldo'yu alıp yardırarak çizgiye inmek akabinde ortayı kesip topun gelişine çakmak yok. Bayağı bir zorlaştırmışlar bu işi. Rakip bazen öyle bir baskı kuruyor ki en kötü takım bile pas konusunda Barcelona hüviyetine bürünüp sizi bilgisayar başında joystic kırmaya teşvik edebiliyor. Bu durumda Konami'deki mühendislere de saydırabilirsiniz pekala. Rakip korner ya da duran top kullanırken kaptığınız toplarda kontra atağa kalktığınızda rakip eğer az adamla yakalanmışsa Fenerbahçe'nin son dakikada Antalyaspor'a attığı gol gibi pozisyonlar olabiliyor. Bir kanattan diğer kanada pas attığınız zaman oyunun yönü değişebiliyor gerçekteki gibi ancak yine sık sık yardırıp gitmek yok, her zaman olmuyor yani. Pas özelliği kötü olan adamlarla pas yapmak da işkence olabiliyor bazen. Oyun zor olmuş demiştik, özellikle Top Player'da gole gitmeniz için bazen pas yapmanın bokunu çıkarmanız lazım. Yardırıp da gitmek yok. 

Oyunun içinde dikkatinizi çekecek ince detaylar var, Pozisyon almayan oyuncunuza takım arkadaşının eliyle işaret edip pozisyon almasını belirtmesi gibi. Hakemler artık oyunda daha fazla gözüküyorlar. Bazen taraf tuttukları oluyor; size bodoslama dalsalar dahi çalmadığı faulu siz rakibinize az bir müdahelede bulunsanız dahi zırt diye düdüğü çalıp kartı yapıştırabiliyor. Hakemlerden bahsetmişken bazen aktif ofsyatı atlayıp golü verebiliyorlar veya pasif ofsaytı unutup ofsayt çalabiliyorlar. Bu durumda da ister istemez ağzınızdan +18 cümleler çıkabiliyor. Bunun gibi bir çok değişiklik var oynadıkça fark ediyorsunuz.

Bir kaç maç sonra alışıyor ve coşarak zorluk seviyesini Regular'dan Top Player'a çekiyoruz. Top Player'da görüyoruz ki rakip daha adam akıllı pas yaparak üzerinize geliyor; yine dediğim gibi bazen çileden çıkabiliyoruz ama alışmak en önemli mesele. Ben mesela 3 günde 35-40 maç yaptım Top Player'da ve artık Liverpool ile Anfield Road'da Barcelona'ya 3 gol atabiliyorum. 3 gol demişken Master League geldi aklıma. Önceki oyunda ayrı bir modda yer alan Şampiyonlar Ligi ve Uefa Avrupa Ligi bu oyunda Master League'e dahil edilmiş durumda. Avrupa Ligi sadece Master League'de karşımıza çıkıyor; Şampiyonlar Ligi gibi ayrı bir moda sahip değil bu lig. Avrupa Ligi'ne gidebilmemiz için ligi en az 5.bitirmemiz gerekli. İlk 3 takım Şampiyonlar Ligi'ne kalıyor. Master League'e girişte Kupa kurallarını, Lig kurallarını falan ayarlıyoruz. Mesela ilk sene şampiyon olup 1.Lig'e çıktığımızda hangi takımlarla kapışacağımızı kendimiz tayin edebiliyor, rakip sayısını seçebiliyoruz. Ayrıca kupanın da kendi içinde kurallarını ayarlayabiliyoruz şöyle ki; ister tek maçlı eleminasyon istersek de rövanşlı eleminasyon sistemi yapabiliyor, Knock-Out'mu yoksa grup sistemi ile mi oynayacağımızı kendimiz belirliyoruz. Master League'de transfer sistemi değiştirilmiş, o'nu halen çözebilmiş değilim. Değişen başka bir şey de artık maçların hepsini oynamak zorunda olmayışımız. Simulate ederek takımı kendi haline bırakıyoruz. Bazen karşımıza hoş olmayan sonuçlar çıksa da benim gibi transfer dönemine bir an evvel girmek isteyenlerin işine yarayacaktır.

Oyunun edit bölümüne geldiğimizde ise yeni lisanslanmış Puma, Adidas, Nike, Reebok gibi kramponlar gözümüze çarpıyor. Tabii ki benim taptığım Adidas Predator White'ı da eklemiş Konami'deki amcamlar.




Oyuna kendimi yazdığımda bu kramponları giyiyor Gerrard gibi kaleye 30-40 metreden abanıp 90'daki örümcekleri alabiliyorum. Hafiften kilo almaya başlayıp halı sahada 30, 40.dakikalarda dalağım şişerek dilim dışarıda koşmaya başladığım bugünlerde ilaç oldu bu durum bana. :) Edit kısmında bir başka yenilik ise kart sistemi. Geçtiğimiz oyunlardaki yıldız sistemini bu yıl kart sistemi ile değiştirmişler, gayet güzel olmuş bence. Yenilik iyidir.




Burada kare tuşuna basarak hangi kartın ne özelliği olduğunu ve hangi mevkiide daha çok işe yaradığını görebiliyoruz. Başka seçeneklerden bahsetmek gerekirse Van Der Vaart gibi topun üzerinde dönmeye yarayan Marsilya ruleti, klasik 10 numara karizması, aşırı hırs, aşırı motivasyon gibi özellikleri oyuncumuza Gora'daki gibi yükleyebiliyoruz. Dediğim gibi gayet şık olmuş bu özellik. Bunlar dışında edit modu bildiğimiz gibi.

Sonlara doğru gelirken Become a Legend'i unuttuk dememek için o moda girmediğimi söyleyeyim; 2009'da pek sarmamıştı 2010'da bakma gereğini duymadım. Oyunda Multiplayer özelliği geliştirilerek klan kurmanıza olanak vermişler. Arkadaşlarınızı toplayıp Counter oynar gibi maça dalabiliyorsunuz artık. Tabi bu iş Hamachi ile çözülene kadar biz yapamayacağız oyunumuz orijinal olmadığı için.

Sonlara gelirken bir kaç görüntü ekleyeyim oyundan...

***

Anfield Road'da bir Şampiyonlar Ligi gecesi...

 








***



 





Evet sona geldik. Oyunu genel olarak değerlendirmek gerekirse hem gerçekçilik, hem oynanabilirlik açısından "olmuş" diyorum.Eksiler tabii ki var ama bilerek oluyor bu eksiler yoksa gelecek sene oyuna ekleyecekleri özellik kalmaz.

-Ps. Fm 2010'un incelemesini de Schumy'den bekliyoruz.:)

28 Ekim 2009

86.Yıl Kutlu Olsun...



En büyük eserinin bekçileriyiz... Huzur içinde yat sarı saçlım mavi gözlüm...

Reloaded' dan FM 2010 Bombası !!!

Football Manager 2010 çıktı. Reloaded geçen sene yaptığını yapmadı ve oyunu Çıkış tarihinden önce çıkardı, hem de Crack' i ile beraber.

Teşekkürler Reloaded...
Bana bu haberi veren Cineshoot blogunun sahibi SirEvo' ya da teşekkürlerimi sunarım.

Bucaspor Sevgisi...

Evet İzmirli olduğumdan dolayı kendi şehrimin takımının Galatasaray ile yaptığı maç çok farklıydı benim için. Bir yanda güzel şehrim İzmir, bir yanda sonsuz sevdam Galatasaray vardı...Dememi bekliyorsanız yanılırsınız.

Oldum olası sevmedim Bucaspor' u. İzmir' de sıralama yapsam sondan ikinci sevmediğim takım olur herhalde, Karşıyaka' dan sonra tabiki. Buca Belediyesi' nin Sarı Lacivert bir binası var. Göz alabildiğinde sarı ve Lacivert' in hakim olduğu bir bina düşünebiliyor musunuz ? Europa League amblemini görüp yuhalayanlar gibi ben de önünden geçerken yuhalamıyorum binayı ama yine de buna benzer bir nefret belki de. Yani demek istediğim İzmir değil doğduğum sokağın takımı olsa tutman Bucaspor' u.

Bu arada belirteyim maçın ilk yarısını izledim sadece. Ona göre bir yazı olacak. Geri kalanını isteyen arkadaşlar tamamlayabilir.

Maç derbinin gölgesinde başladı desem yalan olmaz herhalde. Yapılan Metin Oktay tezahüratları sanki bir tek ismi hedef alır gibiydi. Zaten o isim de oyunda kaldığı süre içerisinde suratında hoşnutsuz bir ifadeyle dolandı durdu. Attığı gole bile sevinemedi çünkü o attığı golü atması gereken maçın bu maç olmadığının farkındaydı.

Rijkaard sakat Baros' un yokluğunda tek forveti Nonda' yı riske etmek istemedi ve B planı mıdır, yoksa başka birşey midir bilinmez bir sistemle çıktı sahaya. Tanburacı' nın dilinde düşürmediği 4-6-0 ile. Taktik teknik yorum yapmayacağım, gerek yok çünkü.

Linderoth' un oynaması çok güzeldi, ikinci yarı çıktı mı bilmiyorum. İkinci golü resmen hazırladı. Sağlam bir Linderoth' un bu takıma çok katkısı olacağı kesin. O nasıl olacak onu da bilmiyorum ama istek işte. Elano bir anlık refleksine yenik düşüp kırmızı kart gördü. Sanki herşey üstüste gelir gibi bir de onu 2 maç izleyemeyeceğiz. Aykut ilk yarı kendisinden beklenmeyen bir performans sergiledi, çok iyiydi, ama sene sonu bitecek olan sözleşmesinin uzatılmayacağı gün gibi ortada. Aydın yine Hasan Şaş' ın elinden çıkma altyapı oyuncusu kimliğinde sahada dolandı. Barış birşeyler için didindi savaştı.

Bu maçın ilk yarısı için benim gözlemlerimdi. İkinci yarıda Bucaspor bir gol atmış sanırım, bir de penaltı kaçırmış, eğer babam benimle dalga geçmediyse. Ben halısaha maçına gitmeyi tercih ettim siz düşünün artık. İsteyenler geri kalanından bahsedebilir. Benden bu kadar...

Arda Turan' dan Arda DURan' a..

Türk futbolunun şu anda ve gelecekte en çok beklenti içinde olduğu futbolcular arasında bir numara desek itirazı olan çıkmaz sanırım.

Tüm Türkiye onu Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Mleda Boleslav karşısında attığı iki güzel golle tanıdı. Gençti , yetenekli ve aynı zamanda hırslıydı.Bir anda tüm otoritelerin,taraftarların,futbol adamlarının, kısacası futbolla ilgilenen herkesin dikkatini çekmişti. Arda da giydiği formanın hakkını vermeye başlamıştı. Onun kafasındaki futbol mantalitesi kimsenin düşünmediğini düşünmek ve bunu yapmaktı. Bu düşüncesini yavaş yavaş da olsa başarılı bir şekilde yerine getiriyordu. 2007 - 2008 sezonunun 33.haftasında Sivasspor’ la çıkılan şampiyonluk maçında attığı 3 gol ve 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’ nda attığı goller ve oynadığı futbolla hepimizin kahramanı oldu. Herşey çok güzeldi, bilhassa Galatasaraylı yöneticisinden teknik direktörüne, takım arkadaşlarından taraftarlarına kadar herkes adına. Ama en çok Arda memnundu. Çünkü istediği arzuladığı birçok şeye sahip olmak üzereydi. 2009 - 2010 sezonu başında da küçüklüğünden beri tuttuğu takımın, oynamak için hayaller kurduğu takımın kaptanıydı artık. Kolay mı ? Kendisine Metin OKTAY' ın formasını verdiklerini söylüyorlardı yöneticiler. Arda ise bu yükün altından kalkacağını ifade ediyor ve ilerleyen haftalarla atılan goller, yapılan asistler ve gelen galibiyetlerle kendisini eleştirenlere kanıtlıyordu. Ancak ne olduysa Milli takımın Dünya Kupasından elenmesinden sonra oldu. Arda'nın performansında düşüş inanılır gibi değildi. Topla daha çok oynamaya, gereksiz çalımlar atmaya, isabetsiz paslar vermeye başladı. Bu sefer başka bir şeyler kanıtlamaya çalışıyor gibiydi. Ama başarısız oldukça taraftarlar arasında yeni “Hasan Şaş” benzetmeleri başladı. Eskişehir, Sturm Graz, Ankaragücü. Son üç maçta yenilen gol sayısı 5’ di. Durum vahim gibi görünüyordu ve eleştirdiğimiz en çok futbolcu tabi ki Arda TURAN oldu.Ama unuttuk hepimiz. Eleştirdiğimiz insan daha 22 yaşındaydı. 4 yıl önce aylık 400 milyon maaşla oynarken şimdilerde yıllık 2 milyon € kazanıyor. 4 yıl önce Paf takımında oynadığın takımın şimdilerde kaptanısın. 4 yıl önce ligde bir sezonda 1 maç oynarken daha şimdiden 21 maç oynadı. Beklediğimiz şeyler olmayınca, hele ki bunu bizim içimizden çıkan birinin kötü performansı tetiklerse hemen onu suçlamaya başlarız biz. Nasıl olsa kendi evladımız, ne yapsak yeridir diye düşünürüz çoğu zaman.

Ama Arda'ya bir bakıyorsunuz, Kafasında herşey birbine karışmış edası var. Çırpındıkça batıyor gibi sanki. Futbolunda ise sanki bir doygunluk, hedefsizlik, bana bu kadar yetenek yeterli, Türkiye’ nin Maradonası' yım, kendisini geliştirme gereği duymuyor edası var. Ayağına her top gelişinde en az iki çalım atma mecburiyetinde hissediyor kendini ve sonuç pek de iyi olmuyor.

Arda'nın bu bocalama zamanını Fenerbahçeliler iyi analiz etmiş olacaklar ki daha maç başlamadan Arda'nın üzerine gelmeye başladılar. Takımı taraftarlara alkışlattırmak için götürüyordu ki Baroni' nin müdahalesi geldi ve takımlar arasında itiş-kakış başladı. O tartışma belli ki bilerek çıkarılmıştı. Maç sonunda Baroni ayağına Arda' nın basması üzerine ittiğini söylemiş ancak görüntülerde yalanı apaçık ortaya çıkmıştı. O itişme ve tartışma belli ki Arda' nın motivasyonunu ve enerjisini olumsuz etkiledi ki maç esnasında adını çok az duyduk. Hatta Gökhan Gönül'ün ataklarını savuşturmak için daha çok uğraştı. Oyundan alındığın sahadan çıkarken bile kaptan edasında değildi.Wolfsburg, psikolojik bunalım geçiren ve çok baskı altında olan Grafite' ye 1 hafta izin vermiş. Bu izin sırasında Hertha Berlin ile 0 - 0 berabere kaldılar ama belki de Grafite’ yi kazanacaklar. Arda'ya da kısa bir süre izin verilse, ona geçmişte neler yaşadığı, nereden gelip nereye çıktığının hatırlatılmasına yardımcı olunamaz mı? Kimse için olmasa kendisi için belki de en iyisi bu olacaktır şüphesiz.


tetteh olarak taccizgisi.blogspot.com a yazılarımda destek olacağım,schumy ve lionheart'a teşekkürlerimi bir borç bilirim.Bizi takip etmeye devam edin.

Tsubasa ve Babası Ortaya Çıktı !!!

Tsubasa' nın babası.



Videonun kaynağı burası .

Burada da gerçek Tsubasa


Yok artık Real Madrid!

Maçı izlemediğim için skorunu görür gibi olduğumda 4-0 önde olan takımın Real Madrid olduğunu sandım. Ama bir yanılgıya düşmüşüm 4-0 önde olan Madrid değil, İspanya 3.ligi ekiplerinden Alcorcon'muş meğerse.

Sahaya neredeyse tam kadro çıkan Real Madrid böyle bir hezimeti elbette beklemiyordu. Alcorcon'un tarihine altın harflerle yazılacak olan bu zafer, Madrid tarihine ise bir hezimet olarak geçecek belki de... Bu maçtan sonra Fiorentino amcam Pellegrini'ye bodoslama dalsa, ağzını burnunu dağıtsa, hatta futbolcuların topuklarına sıktırsa yeridir, hakkıdır yani...





Real Madrid'in utanç 11'i:
Dudek; Albiol, Arbeloa, Metzelder, Drenthe; Granero (Marcelo 51’), Diarrá, Guti (Gago 46’), Van der Vaart; Raúl (Van Nistelrooy 68’), Benzemá.




"Hadi ordan len" diyesim geldi... Hakikaten "Hadi ordan len" denecek bir skor çünkü...

26 Ekim 2009

Ne yapalım, intihar mı edelim ?

2000/2001 Fb 76 Gs 73 Fb
2001/2002 Gs 78 Fb 75 Gs
2002/2003 Gs 77 Fb 51 Bjk
2003/2004 Fb 76 Gs 54 Fb
2004/2005 Fb 80 Gs 76 Fb
2005/2006 Gs 83 Fb 81 Gs
2006/2007 Fb 70 Gs 56 Fb
2007/2008 Gs 79 Fb 73 Gs
2008/2009 Fb 61 Gs 61 Bjk

2009/2010 ????

Bu liste Fenerbahçe' nin Galatasaray' ı yendiği senelerde iki takımın aldığı puanlar ve sene sonu şampiyon olan takımları gösteriyor.

Dün maçı izlemedim. Ara ara arkadaşlarımdan maç içindeki durumla ilgili haberler aldım ama maçı izlemedim. Pozisyonları da izlemeyeceğim çünkü bu Fenerbahçe' nin bu şekilde kazandığı ne ilk maç olacak ne de son maç. 6-0 biten maçta bile Tuncay' ın attığı kornerden gelen ilk pozisyon korner değil. Nasıl ki herkesin hemfikir olup ofsayt dediği Fenerbahçe' nin ilk golü gibi.

Neyse benim anlatmak istediğim daha sade. Fenerbahçe' nin Galatasaray' ı yenmesi gayet doğal birşey. Ama siz buna buradaki gibi öğrenilmiş çaresizlik diyemezsiniz. Çünkü bu 10 sene içerisinde Galatasaray' dan en az 60 tane futbolcu geçmiş gitmiştir. Fakat bu Fenerbahçe Galatasaray' ı zaten yener havası sadece takımlar üzerinde değil hakemler tarafından da oldukça benimsenilmiş. Fenerbahçeliler Bizans oyunlarıyla Cristian' ı Arda' nın, Galatasaray' ın en amatör profesyonelinin üzerine salarak bir nevi istediklerini elde ettiler. Zaten onların stadında olan olaylar cezasız kaldığı için ellerinden geleni de yaptılar.

Son olarak Fenerbahçe' nin Galatasaray' ı yendiği bu 10 sezonluk süreç zarfında Fenerbahçe 4, Galatasaray 3, Beşiktaş 2 kere şampiyon olmuş. Hatta bu sezonlarda Fenerbahçe' nin Galatasaray' ı Sami Yen' de yenmişliği de vardır. Bu sezonun daha ne olacağı ise belli değil. Görüldüğü üzere Kadıköy' de galibiyete 6 puan veya şampiyonluk vermiyorlar. Enseyi karartmaya gerek yok.

Bütün sezonu sadece 2 maça endeksli yaşayan Fenerbahçeli taraftarları da tebrik ediyorum. Sonuçta istediklerini elde ettiler. Ama bakın Banner' da ne yazıyor...

23 Ekim 2009

D-Smart ve Digiturk Meydan Muharebesi

Ne kadar garip bir kelime değil mi "Platform savaşları" 


Memlekette her şey güllük gülistanlıktı da bir Digiturk-D.Smart kavgamız eksikti. Bu akşam oynanan Steau Bükreş-Fenerbahçe maçında Emre Tilev üzerine basa basa onlarca kez tekrar etti, "Tüm uyarılarımıza rağmen bir başka platform bu yayını izinsiz olarak yayınlamaktadır. Kendilerine her türlü yasal işlemler başlatılacaktır" lafını. Aynı anda Digiturk'te ise "İzlemekte olduğunuz TNT Kanalı Digiturk'te yasal mevzuata uygun şekilde hak sahipleri ile yapılmış olan sözleşmeye dayanarak yer almaktadır". mesajı yer alıyordu. 







Yani olay nereden tutarsan tut elinde kalıyor. Olan izleyiciye oluyor. Maç içerisinde onlarca kez tekrar edilen bu cümleler maçı izleyenlerin temiz duygularıyla sevgi dolu sözcükler kurmalarına mahal verdi muhtemelen. Maç sırasında TNT TV'de kocaman bir "D-Smart" logosu yer aldı belli bir süre boyunca. Yayın sürekli olarak takıldı, ekrana da "D Smart ayrıcalıkları için lütfen müşteri hizmetlerini arayınız" mesajı çıktı karşımıza. 







Yahu arkadaş ne kadar basit işlerle uğraşıyor bu insanlar... TNT daha dün katıldı Digiturk kanalları arasına, anlaşma olmasa TNT Digiturk’te olmazdı değil mi? Eğer anlaşmada “Maç sırasında şifreye gireceksiniz ulan” gibi bir madde yoksa D-Smart baltayı taşa vurdu. Zıt durumda ise benim  D-Smart’tan beklentim maçları bundan böyle Discovery Channel’da vermeleridir. O kanal Digiturk’te yok nasılsa…

Top Keita' nın Ayağına Geldiği Anda...

Geçen maçlara oranla oldukça değişik bir kadroyla çıktı sahaya Galatasaray. Rotasyonun beline vurmuştu Neeskens Rijkaard ikilisi. Tek tek oyunculardan bahsetmeye gerek yok ama sahadaki hemen hemen herkes görevini yerine getirdi. En çok gözüme çarpanlar ise, Nonda, Kewell, Keita, Sabri, Mehmet Topal, Caner ve Servet' di. Mehmet Topal kendisinden beklenenden iyi bir performans gösterdi. Son olarak defans oynadığı geçen sezonki Beşiktaş maçı herkesin aklındadır herhalde. Nonda ve Kewell eski günlerine dönüş sinyallleri verdiler. Ne olurdu 3 yaş daha genç olsalardı. Caner ilk geldiği güne oranla çok çok daha derli topluydu. İyi ortalar yaptı ve sol kanattan sıkça ileri çıkıp atak hattına yardımda bulundu. Belki de sene başından beri Hakan Balta ve Arda ile tam olarak işleyemeyen sol kanadımıza Kewell ile birlikte yeni bir alternatif oluşturdular. Servet yine buldozer gibi rakibinin üzerine çöktü, bütün mücadeleleri kazandı. Keita ve Sabri' den de ayrı bahsetmek istiyorum.

"Top Keita' nın ayağına geldiği anda gol kokusu çıkıyor Galatasaray' dan..." Buna benzer bircümle kullandı canlı yayında Sabri Ugan. Dediği tamamen doğruydu. Keita ne zaman topla buluşursa tehlikeli oldu takım. Gerçekten bu sistemdeki en önemli adam olduğunu kanıtlar gibiydi sahada. Tabi arkasında oynayan Sabri' nin de bunda payı büyük. Bunu söyleyeceğimi ölsem düşünmezdim ama çok çok büyük. Resmen mükemmel ikiliyi oluşturmuş durumdalar sağ kanatta. Rijkaard önce Keita' yı sonra da Sabri' yi oyundan alarak ne kadar önemli olduklarını kanıtladı bir anlamda.

Elano ve Leo Franco için hiçbir söz söyleyemiyorum. Bu akşam gerçekten güzel oynadı ikisi de. Elano daha hareketli ve pozisyonların içindeydi. Leo Franco da her daim oyunun içerisinde ve geriden oyun kuracak defans oyuncusuna ihtiyaç var tezini çürütecek bir oyun sergiledi. Belki de bu aralar herkesin dilinde dolandırdığı total futbol anlayışında kalecinin de oyunun içerisinde olduğunun, taktiğin bir parçası olduğunun kanıtı gibiydi.Mustafa Sarp yerinde saymaya devam etti. Ne etliye ne sütlüye karışır derler ya, işte son maçlarda aynen bu şekilde sahada dolanıp duruyor. Umarım sene başındaki Mustafa' yı izletir tekrardan.

Tek bir oyuncuya, hem de takımın belki de en kilit oyuncusundan bahsetmek istiyorum. Ayhan Akman. Bu adam bizim defans hattından sonra topu oyuna sokacak tek adam. Taktik tabloda da Ayhan bu rolde oynuyor. Bunun tek sebebi oyunu mükemmel derecede oyuna sokabilecek bir defansif ortasaha oyuncumuzun olmaması. Olanı da izleyemedik 2 senedir ya neyse bu ayrı bir konu. Dinamo' nun hocası Ayhan' ın topla buluştuğu ilk anda Ayhan' a pres uygulattı. Tabi bu aralar form durumu malum olan Ayhan da topu aldığı gibi geri vermek zorunda kaldı ya da kaybetti. Galatasaray' da top Ayhan' a gelmeden önce Franco, Servet ve Mustafa Sarp' dan geçiyor. Bu süre içerisinde bekler ileriye doğru atak yaptığı için Ayhan' ın kaptırdığı her top kanatlardan veya göbekten rakip adına etkili ataklar oluşmasına sebep oluyor. Bunu gerçekten çok iyi çözmüş Dinamo' nun hocası ama uygulamada çok da başarılı oldukları söylenemez. Rijkaard tabiki de bunu bizden daha iyi görmüştür ama bir çare bulması şart. Ayhan' ın 3 gün içerisinde form yakalayamayacağını da hesaba katarsak derbi için ciddi anlamda Ayhan' a bir B planı bulmak zorunda gibi. Yoksa böyle bir Ayhan çok baş ağrıtır.

Maç 4 - 0 olduktan sonra da takım ciddiyetsizlik ceketini yeniden giydi. Maç bitse de gitsek moduna girdi herkes. Defansın önünde paslaşmalar, 6 pas içerisinde kaleciye dönmeler falan derken bunlardan birinde top gelip gol oldu. Sanki sene başından beri tekrarlayıp durduğum şeylerin birer kopyası yaşandı bu akşam. İlk golü attıktan sonra coşan bir takım, kilit oyun kurucusuna pres uygulanınca saha içerisinde B planına geçmek zorunda kalan bir sistem ve ciddiyetsiz oynadığı zaman cezasını gol olarak alan bir takım.

Derbi' den önce çerez misali geçilmesi gereken bir maç aynen hedeflendiği gibi sakatlık olmadan ve maçın uzun bölümünde iyi bir oyun oynayarak geçildi. Başta Keita olmak üzere bu kadar çok oyuncunun formda olması da herkesin yüreğine su serpti. Şimdi dananın kuyruğunun kopmasına 3 günden az bir zaman kaldı. Kimin formda olduğu kimin cezalı olduğunun skorda genellikle etki etmediği derbide gerçekten hakedenin kazanması dileğiyle...

Ps: Neeskens ve Rijkaard' ın bir ara gösterilen şu taktik levhasını 5 dakika bile olsa incelemek için neler yapmazdım. İyi ki varsınız...

22 Ekim 2009

Şampiyonlar Ligi'nde garip hafta...

Şampiyonlar Ligi'nde ilginç hafta devam ediyor. Dün Katalunya semalarında horon tepen Gökdeniz'in golüyle yenilen Barcelona'dan sonra bugün de Real Madrid kendi evinde Milan'a 2-3 kaybetti. Ronaldo'ya bağlı sistem Ronaldo'suz bir hiç gibi gözüküyor. Kaka eski takımına karşı yokları oynadı, keza Xabi Alonso'da öyle... Bu durumda "O yediğin paralar çıkar bir yerinden Perez efendi" denir sanırım.



Barnebeu'da Madrid'i dağıtan Pato.



Fiorentino Perez bir kaç gün uyumaz artık. O kadar harcanan paradan sonra arka arkaya yaşanan hayalkırıklıkları herhalde ki uykularını kaçıracak adamın. Pellegrini o kadar adamdan bir B planı çıkaramıyorsa atsın kendini denizlere. (Hehehe)

Sırada haftanın skorları var. Hakikaten çok ilginç bir hafta olmuş. Unirea sürprizlere devam ediyor. Rangers'a deplasmanda 4 gol attılar, bu goller sonrası doğal olarak 79.dakika civarlarında taraftarlar terketmeye başladı Ibrox Park'ı. O terkedenler Unirea'nın 4.golünü kaçırdılar ama yapacak bir şey yok. Dünden schumy bahsetti, ben bugüne devam edeyim...


Kaynak: uefa.com

 Mustafa Denizli Şampiyonlar Ligi'nde siftahını deplasmanda Wolfsburg karşısında yaptı. Grafite durduk yere kızardı maçta. Direk atılıdığı için 2 maç tatil o'nu bekliyor. Beşiktaş maçından sonra dikkatimi çeken olay ise alınan 1 puana bu denli sevinilmesi oldu. Tamam haklı olabilirler sevinmekte, puan aldıkları takım Almanya şampiyonu ama Beşiktaş'ın kronikleşmeye başlayan gol atma sorunu bugün de devam etti bunu göz ardı etmemek gerek bence.

Bobo'nun harcadığı pozisyon net gollüktü, o gol olsaydı eğer Beşiktaşlılar daha mutlu uyurdu ama dediğim gibi beraberliğe sevinmemek gerek. Nihat, Tabata, Bobo, Nobre gibi isimlerle son dakikalarda aranan goller gelmedi. Değinmeden geçmeyeyim, Nihat bariz istekliydi bu maçta. Ligde attığı gol sonrası moral bulmuş gibi. Bu arada, Michael Fink, varlık-yokluk kavramlarını sorgulamamıza neden oldu.

Beşiktaş'ın matematiksel olarak gruptan çıkma şansı devam ediyor etmesine ama gol atma problemini çözmezler ise bu çok zor gözüküyor. Beşiktaş'ın bir an evvel toparlanıp geçen yılın ikinci yarısındaki gibi oynamasını diliyorum...

Hâlâ mı Aynı Numara Daum...

Sondan ilk habere doğru gidiyorum,

F.Bahçe'de Semih şoku!


Lugano' nun durumu kritik


Alex ve Guiza yok!


F.Bahçeliler şokta



Alex riske edilmeyecek

Bu hafta içerisinde Fenerbahçe ile ilgili çıkan sakatlık haberleri bunlar. Kimisi Steau maçı için, kimi daha ilerisindeki Galatasaray maçı için.

Benim anlayamadığım konu ise hala bu tür haberlere ihtiyaç duyulup duyulmadığı. Ne yani şimdi Alex veya Lugano' nun durumu kritik diye Galatasaraylı oyuncular rehavete kapılıp maçı salacaklar mı ? Ya da bu haberleri yaptıranlar bunu mu hedefliyor ? Yani Rijkaard bu haberleri okuyup kadro çıkartacak da Fenerbahçe yenecek ?

Komik olmayın lütfen, hedefiniz sadece lig şampiyonluğu bile olsa böyle yollara başvurmayın. Konuşmaya gelince Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti demeyi biliyorsunuz, şimdi buna mı muhtaç oldunuz ?

Bünyamin Gezer işte hakem, sabahlara kadar sevinin eğlenin. Oğuz Sarvan çalışıyor, durmak yok...

21 Ekim 2009

Vay Anam Vay Neler Dönmüş Serhat Yaa





Vallaha neler dönmüş eve geldiğimde öğrendim. Gökdeniz Katalunya semalarında horon tepmiş, teptirmiş de haberimiz olmamış. Gerçi çok birşey de kaçırmamışım, Star Tv yine görevini yerine getirmiş !

Maçla alakalı bildiğim hiçbirşey yok, ama Barcelona yenildiyse çok detaya da gerek yok benim için. En can alıcı nokta ise Gökdeniz' in gol atmış olması, hem de gayet güzel bir gol atmış. Helal olsun diyorum kendisine.

Bloglardaki yorumları okudum da gerçekten güzel yerlere dokundurmalar olmuş. Guardiola' nın B planı olmamasından tutun, Karadeniz' de gemilerinin batmasına kadar güzel iğnelemeler yapılmış. Demek ki neymiş, hiçbir takım yenilmez değilmiş. Her takımın inişli çıkışlı dönemleri olabilirmiş, bu takım Barcelona bile olsa.

Bu resim de sporx' de denk geldi. Rubin İbrahim Üzülmez' i mi almış yahu ?


Video ligtv' den alıntıdır.

20 Ekim 2009

Ve PES 2010 Monitörlere geldi...


Reloaded ekibi oyunu çıkacağı tarih olan 23 Ekim' den 3 gün önce çıkardı yine. Bilmiyorum yapımcılardan öc mü alıyorlar nedir ama bizim işimize yaradığı kesin. Gerçi geçen sene Sigames' den yedikleri paranın haddi hesabı yok, Fm' yi sağolsunlar 2 ay bekleterek çıkarmışlardı. Şimdi bu adamlar için warez yaşam tarzı mı yoksa geçim kaynağı mı demeden edemiyor insan. Bakalım bu sene Fm için ne yapacaklar. Yine para mı yiyecekler yoksa yazılı olmayan warez kurallarına sadık mı kalacaklar bekleyip göreceğiz. Şimdilik yapabileceğimiz tek şey 1 gün içerisinde downloadı bitecek olan Pes 2010' u oynamak ve beklemek. Haydi iyi oyunlar.
Ps: Umarım demodaki hatalar düzeltilmiştir. Oyun hakkında geniş inceleme yazısını önümüzdeki günlerde yazacağız.

Julio Cesar Da Silva...




"Ben bu adamı bir yerlerden daha hatırlıyorum yahu" diyordum kendi kendime... Evet o adamı Milan'a attığı frikik golünden dolayı hatırlıyormuşum meğerse... Sene başında Antep'e 3 yıllık imza atan Julio Antep forması ile çıktığı ilk maçta Galatasaray'a, daha sonra Fenerbahçe'ye attığı olağanüstü gollerle adını aklımıza kazıttı. Bu hafta attığı golde, şöyle bir nefesimi tuttum top kaleye giderken.



AEK formasıyla Milan'a attığı gol burada:



60.000 kişi önünde Milan'a attığı frikik golünden sonra hafızamıza kazınmış demiştim. Bu adam toplara acayip vuruyor. Şöyle ayağının üstümü desek, üst iç vuruş mu desek, pis burunmu yoksa plase mi? Geldiğinden bu yana her türlüsünü attı golün... Ligimizde Hagi'den bu yana böyle muazzam goller atan bir kaç adam geldi Julio'da onlardan biri. Ümit Karan için geçmişte kullandığımız "Normal golü yok" terimi bugünlerde Julio için de geçerli.

19 Ekim 2009

Ziraat Bankası Türkiye Kupası | 2009-2010





Galatasaray Bucaspor ile eşleşti TK elemelerinde. Haberi ilk okuduğumda "Oley be İzmir'de maç izleyeceğiz sonunda" dedim ama devamında maçın İstanbul'da olduğu yazıyordu... Bizim buluşma başka bahara kaldı yani...

Diğer eşleşmeler ise şöyle:

Not. Türkiye Kupası'nın yeni sponsoru Ziraat Bankası olmuş bu arada...


18 Ekim 2009

Bir Acayip Gece.

Vallaha ne olduğunu anlayamadım. Bugüne kadar çift forvetle sahaya çıkan Trabzonspor Eskişehir kadar bile cesur olamayınca sene başındaki planını kenara itip tek forvetle sahaya çıktı. Forvetin arkasına Engin Baytar' ı, sağa defansif özellikli Serkan Balcı' yı, sola da henüz kendini kanıtlayamamış olan Gabric' le maça başladı. Fatih Terim' in prensi Ceyhun' la, en yeteneksiz Arjantinli Colman defansın önünde oynuyorlardı. Galatasaray deplasmanı için gayet mantıklı bir kadro ve taktikle sahaya çıkmıştı aslında Broos, ama hesaplayamadığı şey uzun süre çift forvet oynamaya alışmış olan takımdan bir anda tek forvetli sisteme geçtiğinde maksimum ne bekliyordu ? Eminim bu kadarını beklemiyordur, deplasmanda Galatasaray' a 3 gol atmak onlar için büyük başarı fakat bunu 4 gol yemeden yapmaları gerekiyordu.

2 kere öne geçti Galatasaray. İdeal kadrosuyla sahadaydı. Formsuz Mehmet Topal ve Elano dışında herkes yerli yerindeydi uzun zamandan beri. Bu Galatasaray bizim söylediklerimizi birer birer çürütür bir futbol oynuyor gün geçtikçe. Sezon başından beri ilk golü attıktan sonra Galatasaray' ın maçı koparacağını düşürmüyorum dilimden. Bir bakıma da öyle oluyor, hemen ikinciyi hatta üçüncüyü bulacak pozisyonlara giriyorlar ama nedense birşeyler oluyor takıma. Hatta bu gece 2. attıkları halde şaka gibi 2 - 2' ye getirebiliyorlar maçı, üstüne üstlük Serkan Balcı biraz akıllı olsa maç 3 - 2' ye gelecek ve belki de kopacak.

Neden oluyor peki bunlar ? Her maçtan sonra Galatasaray' ın oynadığı oyun için bir lakap bulmak zorunda mıyım ? Strum Graz maçı için isteksizlerdi dedim, bu maç için ne diyeyim ? Ciddiyetsiz desem yanlış olmaz herhalde. Maç 2 - 1 ve Trabzonspor kısır da olsa atak halinde, Ayhan Akman 18 üzerinde topuk pası verecek. Bak bak bak... Rijkaard 2 ay içerisinde bir ülke futbolunu, futbolcusunu bu kadar iyi analiz etmiş olamaz. Ya Rijkaard ilah, ya da bizim oyuncularımız kendilerini göstermede bu kadar yetenekliler. Gerçekten Türk futbolcusunda herşey var ama hiçbirşey tam değil, hepsinden biraz biraz. Rijkaard bunları tamamlayamaz, hiçkimse tamamlayamaz. Çünkü hiçbir teknik direktörün işin bir ülke futbolunu değiştirmek veya oyuncu profillerini geliştirmek değildir. En fazla kendi takımında oynayan gelişime açık oyuncuları ve altyapı oyuncularına vereceği eğitimle bunu yapabilir. Ama 20 yaş ve üstü hiçbir oyuncunun kimyasıyla oynayamaz.


Rijkaard' dan beklenen de zaten bu, kendi oyun tarzını, kendi felsefesini takımın en üstünden en alt kademesine kadar yayarak bir futbol mantalitesi oturtmak. İşte bunun gerçekleşmesi de sadece yetenekli oyuncularla değil aynı zamanda profesyonel ve disiplinli oyuncularla olacak. Altyapıdan 10 tane Arda yeteneğinde adamla değil, yanına 2 tane Kewell gibi profesyonel, Mustafa Sarp gibi disiplinli oyuncu koyarak olacak. Onun da kafasında düşündüğü bu. Ama bir yerde Türk oyunculardaki eksikliklerin cezasını çekiyor sistemi. Kendisi de adının ve geçmişindeki başarıların cezasını çekiyor bir yerde. Çünkü buraya geldiğinde onu asmaya meraklı onlarca gazetecinin varlığından habersiz olduğu aşikar.

İşin sahada oynanan kısmına gelirsek, bu akşam yine dilimizde tüyleri bitiren atak hattının formsuzluğu tam olarak geçmemişdi ama 3 maçla kıyasla oldukça formdalardı diyebilirim. Keita' nın istekli oyunu, Arda' nın Elano' nun olmayışının verdiği rahatlıkla oynaması, Kewell' ın ise sadece yüzünün gülerek maça çıkması bile artıydı Galatasaray adına. Geride sözde yanyana oynaması beklenen iki defansif ortasahadan Ayhan' ın topun olduğu değil de topun olmadığı yerlere gitme savdası Mustafa Sarp' ı çoğu zaman yalnız bıraktı. Zaten ileri 4' lü taktik gereği defansif anlamda geriye yardım etmediği için Ayhan' ın formsuzluğu ve üstüne üstlük hatalı oynaması Galatasaray' ın en büyük handikapı oldu. Hakan Balta yine formsuz, Sabri bizi utandırmaya yeniden başladı, Gökhan ve Servet ise gariptiler. Hataları var mıydı yok muydu ben anlayamadım.

Galatasaray adına atılan goller ise tamamen çalışılan taktiklerin ürünü. Orta açılan kanadın tersinde oynayan kanat oyuncusunun Baros' a yardımcı olarak içeriye kayması sonucu ilk gol geldi. Arda' nın attığı gol Baros' un Beşiktaş' a attığı golün bir kopyası gibiydi. Uzak kanada yapılan orta, forvetin indirdiği top ve içeride bomboş bir oyuncu. Bunların çalışıldığına adam gibi eminim.

Her neresinden bakarsanız bakın gerçekten acayip bir geceydi, atılan 4 gole sevinemeyen Galatasaray taraftarı ve önümüzdeki hafta oynanacak derbi için S.O.S veren bir ortasaha. 1 hafta içerisinde bir takım ne kadar değişebilir bilemem ama ciddi anlamda bir değişiklik olması gerekiyor. En azından Rijkaard' ın şu oynanan maçtaki hataları teker teker oyunculara izletmesi çok mantıklı olurdu. Ama işte Fenerbahçe bu hafta kaybedince Trabzonspor gibi kısmen güçlü bir takım karşısında 3 puanı almak yeterli olabiliyor bazen ama olanları da söylemeden geçmek Polyanna' cılık olur. Önümüzdeki Perşembe Dinamo maçı var, futbol eskisine göre ümit vermiş olsa da sahaya çıktığında acaba nasıl oynayacaklar diye aklından geçirmeden edemiyor insan. Ne olacağı belli değil ama uzun süredir de özlenen oyunun oynandığı söylenemez. Ben bu galibiyeti virajlı yolda vites düşüren bir arabanın yeniden hızlanmasın benzetmek istiyorum, şimdi önümüzde çok dik bir viraj var. Umarım virajı doğru noktadan dönüp hız kesmeden yolumuza devam ederiz. Bu esnada co pilot olarak taraftara da oldukça fazla iş düşüyor.

Perşembe akşamı mutlu bir yazı yazma ümidiyle.

Ps: Resimler resmi siteden alıntıdır.

15 Ekim 2009

Doping !!!


Doping gibisin doping. Daha söze ne hacet...

Blogcular Kayıp Çünkü...




Çünkü çıktı !!! Fm 2010 demosu çıkması beklenilen 16 Ekim' den önce çıktı. Herhalde ben dahil çoğu blogger oyunu oynamakla meşgul.

Demonun Vanilya versiyonunda İngiltere, Kuzey İrlanda, İskoçya, Galler Ligleri. Çilekli versiyonunda ise Türkiye dahil İngiltere, Fransa, İtalya, Kuzey İrlanda, Norveç, Portekiz, Brezilya, Danimarka, İskoçya, İspanya, İsveç ve Galler ligleri var.

Linkler ise;

Vanilya için : http://www.mirrorfootball.co.uk/football-manager-2010/

Çilekli için : Steam ve Torrent adreslerinde mevcut.

Haydi iyi oyunlar. Oyun ile ilgili yorum yazmayacağım, şimdi oyuna alışma aşamasındayım, yeni tema yeni özellikler aklımı karıştırdı. Ama 2009' dan kat kat daha iyi olduğunu söyleyebilirim...

Paylaş