30 Eylül 2009

Pc' de Fifa 2010 Rezaleti. 12 Senelik Gelişim !

Öncelikle belirteyim konu donanımhaberden alıntıdır.

Çok hoşuma gitti. Fifa 1998 ile 2010 arasında fark var mı yok mu ? Siz değerlendirin, ben bulamadım.

1998


2010

???
2011 olabilir mi ? ...

29 Eylül 2009

Gheorghe Hagi : Vol.2 | Sonunda...


Komutan'ın kulüp kariyerini konu alan Dvd piyasaya çıktı gün itibarı ile... 
Bir yerlerden bulup izlemek farzdır bize bundan gayrı...



Yalan Yalan Yalan :)

Fenerbahçe' nin Sercan haberini yalanlama tarzı hoşuma gitmişti, kullanayım dedim.

Bloglarda nahhh diye bir kullanıcı benim hakkımda saçma sapan, doğruluk payı olmayan iddialarda bulunmıuş. Daha yeni gördüm bunları. Benim hakkımda Aceto ve Lambuja' da yazdığı yazı aşağıdaki gibidir. ( başka yere yazdı mı bilmiyorum )

Bu gün ''biraz nefes '' adlı yazınıza schumy adlı bloger kullanıcısın yapmış olduğu yoruma yaptığım yorumdan sonra bu adam beni kendi bloğuna davet edip yazılarını okumamı rica etti ki aslında bunun amacının beni yazılara yorum yaparak bloger şifremi çalmak amacıyla olduğunu daha sonra farkettim.

Ne yazıkki bir çok elit yazar ve bloğun olduğu bloger aleminde böyle sahtekarlarda mevcut sizden ricam bu gibi insanların ifşa edilmesi ki insanlar madur olmasınlar ben kendisi hakkında bilişim suçları kanununun bana verdiği hakları aramak için harekete geçtim sizinde bloğunuzda zaman zaman yorum yazan bu şahıs hakkında bu yazdığım bu yazıyı yorum bölümünde onaylarsanız başklarıda mağdur olmasın...

Saygılar.

(Bu Lambuja' da yazan yorumu, Aceto' daki de buna benzer )


Ne söylesem kelimeler kifayetsiz kalacak. Beni tanıyan tanır. Ama burayı rastgele okuyan ve benim hakkımda hiçbir fikri olmayan insanları yanıltmaya yönelik bir yazı bu.

Bana blogda ana avrat küfür etti, yayınlamadım söylediklerini. Sonra blogu başına yıkacağım vs. vs. yazdı, ben de ne o blogger' ı mı hackleyeceksin dedim. Aşağıdaki konuda okuyabilirsiniz yazdığım yorumları ellemedim.

Bir insanın blogger hesabı nasıl hacklenir onu da bilmiyorum. Aslında hiç işim de olmaz. Ben kendim bile blogger' a girerken kullanıcı adı yazan yere mail yazılacağını 10 denemeden sonra öğrenmiş biriyim.

Dikkkat çekmek istediğim başka bir konu daha var. Bir insan böyle kanıt olmadan suçlanmasına rağmen blog sahipleri bu yorumları cart diye yayınlıyorlar.

Haydi Lambuja' yı anladık, zaten orada Fenerbahçeliler' le tartışıyorum, iyi oldu demiştir, ama Aceto gibi belki de bu blog aleminin lokomotifi bir blogda nasıl yayınlanıyor bu yorum ? Üzüldüm aslında.

Şu yazıya, elimi yormama bile değmeyecek, blogger' daki resminden bile ne kadar seviyesiz olduğu belli olan birisi için uğraşmak zorunda kaldığım şeylere bak.

Benim ve blog arkadaşım Lionheart' ın emeklerini çamur at izi kalsın mantığıyla yok etmeye çalışanlara ve bunlara belki istemeden, belki de isteyerek izin verenlere sitemlerimi iletiyorum.

Schumy...


Edit : Bu arkadaşın yorumunu blogundan kaldıran Lambuja' ya ve Aceto' ya teşekkürlerimi sunuyorum.

27 Eylül 2009

Rijkaard' ın Balonu Patladı


Patladı değil mi ? Hoşunuza gitmiştir başlık eminim.

4 forvetle çıktığı maçta, 1 + 0,5+ 0,5 pozisyona girip 1 puan aldı Eskişehir. Bu pozisyonlardan 1,5 tanesi ilk yarıda oldu. Tam olanı Burak' ın çaprazdan vurduğu, buçuk olanı da ceza sahasında karambolde Sabri' nin uzaklaştırdığı. Diğer buçuk da zaten golün olduğu pozisyon. Galatasaray' a da böyle tek ayak üzerinde yakalayamazsanız gol atmanız çok zor Ali Sami Yen' de.

Frank Rijkaard ise muhtemelen Strum Graz maçını düşünüp yarı rotasyon bir kadroyla çıktı sahaya. Nonda hakettiği formayı giyiyordu ve Keita' nın mükemmel asistiyle de golü yazdı. Defans oyuncularının sakatlıkları nedeniyle de zaten sol bekde birkaç maçtır tatsız bir oyun sergileyen Hakan Balta defansın ortasına, henüz hazır olmadığını gösteren Caner' in yerine de 4 forvetle hücum yapan takıma karşı defansif oyun oynaması gereken Uğur sol beke geçmişti. Geri kalan bildiğimiz gibi, hazır olmayan Ayhan ve Elano yedek, Kewell ve Arda sahadaydı.

İlk yarıda Galatasaray oyunun mutlak hakimiydi diyebilirim. Hatta ikinici yarının ilk 5 dakikasında da gole çok yaklaştığı pozisyonlar oldu ama işte atamadığı için geriye çekilmek zorunda kaldı bütün takım. Golden sonra da sahada tamamen bir Galatasaray hakimiyeti vardı. Eskişehir' in 2,05 boyundaki kalecisi Galatasaray maçlarında oynadığı gibi her maçta oynarsa bir iki seneye güzel bir transfer gerçekleştirebilir kendisine.

Bu seneki Galatasaray gol attığı kadar oynayan bir takım, ne kadar gol atarsa o kadar maçı koparmayı arzuluyor. Bu da zaten izleyenlerin en çok hoşuna giden şey. Bu akşam da mükemmele yakın oynadık diyebilirim. İleri 3' lünün form grafiği maçın skorunu belirlemede en büyük etken. Bu akşam için anlayamadığım tek nokta formsuz olan Kewell oyundan çıkarken, takım olarak savunma yapan Eskişehir' e karşı dar alanda hiçbir faaliyet gösteremeyen Aydın' ın oyuna girmesiydi. Zaten girdikten sonra da hiç varlık gösteremedi. Maç için tek kritik yapılabilecek nokta burasıdır bana göre.

Kısacası 7' de 7 yapamadık ama oynanan oyun ligin en göze hoş gelen oyunu. Eskişehir de zaten bu haftaya kadar ligde namağlup devam eden bir takım. Rıza Çalımbay da 0,5 pozisyondan bile gol çıkarmasını bilen bir teknik adam. Sallandık ama düşmedik diyorum ben, Rijkaard' ın balonunu patlatmaya can atanlara da buradan selamlar olsun, 2 tekerlekli bisikletle tek teker üzerinde gidenlerin balonları da öyle bir anda patlayacak ki...

Saygılar, sevgiler.

Keşke Çıkıp Şaka Desen...

Sensiz bir kişi eksiğiz...

O değil de bir Bülent Uygun vardı...

Trabzonu 2 - 0 yendikleri maçtan sonra bir grup Sivassporlu taraftar Bülent Başkan diye böyle aralarına alıyorlardı onu.




Şimdilerde ise 1 puanla ligin dibine demir atmış durumda takımı. Nerelerde acaba kendisi ? Başkanı ? Hani şu kupa maçında Fenerbahçe' den 2. golü yiyince ağzı kulaklarına gelen Odyakmaz.

İnsanın yüzüne şamarı öyle bir çarpıyor ki kader, nereden nereye geldiğini anlayamıyorsun bir anda.

Size mustahak, ligden düşerseniz benden daha mutlusu olmaz herhalde...

26 Eylül 2009

Ancelotti ve Mikel


Rakiplerini de görebilseydik keşke, zira ikisi de mavi takımda, yani mavi derken langırtta mavi takım, normalde mavilerde olduğunu hepimiz biliyoruz :)

25 Eylül 2009

Leb-i Derya Manzaralı Stadlar #2

Estadio Olimpico De Rampla, Montevideo, Uruguay.

Kulüp: Rampla Juniors

Bir başka "maç izlerken rakı içilesi" stad.












23 Eylül 2009

Yüz, Hundred, Hundert, Cent, Honderd, Cem, Cien...


Vallaha 100 post olmuş bile. Burayı hasbelkader bulup, sağa sola eklediğim yazılardan tıklayıp giren, ve olumlu olumsuz görüşlerini dile getiren herkese teşekkür ederim. Öptüm :)

Leb-i Derya Manzaralı Stadlar #1

"-Hacım sen gelirken bir büyük getir, ben de mezeleri alacağım... Bir de koyduk mu bu akşam değme keyfimize..."

Marina Bay Floating Stadium, Singapur.







Devamı daha sonra...

17' lik Profesyonel...


Bu aralar herkes ondan bahsediyor, Wenger' in yeni prensi diyorlar. Ben de birkaç maçında biraz izleme şansı buldum kendisini. Gerçekten de bir İngiliz' e göre muhteşem yumuşak bilekleri ve mükemmel bir futbol zekasına sahip.

Fakat bu arkadaş dün oynanan Carling Cup maçında kendisine müdahalede bulunan Jerome Thomas' ın uzattığı eli elinin tersiyle itmiş, bu pozisyon üzerine de Jerome Thomas ( ki eski bir Arsenal oyuncusudur kendisi, Arsenal altyapısında yetişmiştir) Wilshere' ı suratından itmiş. Sanki suratında kurşun yemiş gibi yere yatmış arkadaş, bunun üzerine de hakem Jerome Thomas' a kırmızıyı yapıştırmış.
( Surat ifadesine bakın...)
Henüz 17 yaşındaki bir oyuncunun fair play denen olaydan bihaber olması gerçekten üzüntü verici. Kendisi İngiliz futbolunun geleceği olarak lanse edilirken ve WBA gibi Arsenal' e kıyasla kısmen güçsüz bir rakibe karşı böyle bir harekete hiç gerek yoktu bence. Arsene Wenger' i çok severim ama o da pozisyonu göremedim demiş. E hocam sen böyle dersen Yılmaz Vural ne yapsın...

22 Eylül 2009

Bir Garip Gece

Bir garip başladı gece Kasımpaşa' da. Galatasaray rakibini ciddiye almadığını Andre Moritz' in daha ilk dakikada bomboş vurduğu şutla belli ediyordu. Kasımpaşa ise ligin dibine attıkları demiri oradan koparmak istercesine saldırıyordu Galatasaray kalesine. Fakat herkesin de bahsettiği şu meşhur pozisyon var ki, eminim hakem o pozisyonu verse Kasımpaşa ne kendine bu kadar güvenip atak oynayacaktı, ne de hakemi arkasına aldığını düşünüp sert basacaktı.

Ama olmadı, vermedi. Bu hakem hatası olamazdı. Hakem bir pozisyonu göremeyebilir, yanlış yorumlayabilir, ama bu kadar da bariz bir pozisyonu vermemesi masum bir hata sözcüğü ile geçiştirilemez. Maç 1-0 olsa, Kasımpaşa denen takım 10 kişi kalsa maç sonuna kadar kaç tane atardık tahmin bile edemiyorum. Fakat eğer stadınızın adı Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu, eski belediye başkanınız şimdinin Fenerbahçeli başbakanı ve takımınız da ligin dibinde 0 puanlı ise buna bir dur demek gerekir Türkiye' de.Tamam Galatasaray da mükemmel oynamadı ama ortada çalınan emeğin sorumlusu kimdir ? Görüntülere bakıp ceza yağdıranlar bu pozisyon için ne yapacaklar çok merak ediyorum...

Galatasaray kötü oynadı dedik ya, hemen hemen herkes kötüydü, hele hücum hattı ilk yarı ayakta kalamadı. Elano, Baros, Arda ve Kewell yokları oynadılar. İkinci yarının başında Kewell Baros - Keita Nonda değişikliği bekliyordum ama Rijkaard Kewell' ı oyunda tutup Elano' yu kenara çekti. Elano da Ali Güneş' in planjon pozisyonundan başka bir yerde görülmedi desem yeridir. Zaten o pozisyonu atsa Pana maçındaki gibi takımı ateşleyen oyuncu olacaktı ama olmadı. Leo Franco yine kritik kurtarışlar yapıp maçın gizli kahramanı oldu. Önce Moritz' in sonra da Azar Karadas' ın çok müsait pozisyonda vurduğu iki şutu başarıyla kurtardı, bu iki toptan biri gol olsa maç daha farklı bir boyuta taşınabilirdi. Sabri önceki maçlara rağmen tutuk bir oyun sergiledi, Sancak ve Moritz de o kanatı koridor yaptılar. Caner daha alışma döneminde ama yine de bu kadar kötü oynayacağını kimse tahmin edemezdi sanırım, ama en azından uzun bir süreden sonra orta açan bir sol bekimiz oldu. Servet Emre sağlamcı, Mehmet Mustafa çok tutuktu. Arda için ayrı şeyler yazmak istiyorum. Arda geçen seneden beri pozisyon seçen bir oyuncu kimliğine büründü. Skibbe zamanında sağ kanat oynamak istemediği için Kewell sağa hapsedildi, şimdi de forvetin arkasında oynamak istediği için Elano ve Kewell sağa sola savrulup duruyor. Bu ufak tüyoyu Adnan Sezgin' in vermiş olabileceği ihtimali bile tüylerimi diken diken ediyor, ama Neeskens ve Rijkaard' ın olduğu bir yerde bunun bir tüyodan öteye geçemeyeceğini de adım gibi biliyorum.

Galatasaray' da giren çıkan oyuncuların kalitelerine bakmaksızın, sırtlarında yazan isimlere aldırmadan değişiklik yapıyor Rijkaard. Zaten bu yönünün yanında oyuna erken müdahale etmesine bayılıyorum. Yedek kulübesinde oturup, başını öne eğip, ya da ayağa kalkıp boş boş alkış tutacağına yönettiği takım için birşeyler yapma isteği duyup hemen müdahale ediyor. Ben sanmıyorum Galatasaray' a daha bugüne kadar böyle maçı rakibin elinden alıp kendi lehine çeviren bir hoca geldiğini. En azından benim izlediğim zaman diliminde Fatih Terim ne kadar iyi bir psikolojik destek uzmanıysa o kadar da oyuncu değişikliklerinde fevri davranıyordu. Arif' i oyundan alıp Berkant' ı, istediğini yapamadı diye aynı Berkant' ı 5 dakika sonra oyundan aldığını hatırlıyorum. Lucescu biraz bu tarzda bir hocaydı ama onun oynattığı oyun da insanı fıtık ederdi. Gerets ise tamamen bir kaos futbolu temsilcisiydi, maçlarda tek defansif ortasaha ile 3 forvet çıkardığını hatırlıyorum, harakiri yapardı çoğu zaman. Skibbe ise oynatmaya çalıştığı oyun stili olarak belki de Rijkaard' a en yakın hocaydı ama ismi Rijkaard olmadığı için daha ilk günden eleştirilmeye başlandı, tabi bunda kendi etkisi de çoktu, sırf isimle alakalı değil. Her işine Adnan Sezgin salça oldu, hatta yardımcıları kendisine sorulmadan gönderildiğinde sesini çıkarmayarak resmen teslim oldu.Neyse konuyu iyice dağıttım sanırım, Rijkaard gibi değildi bu isimlerden hiçbiri, Kalli' yi yazmayı unutmuşum, keza o da sağlamcı bir hocaydı, taktiği sabitti fakat oyuncuların yerleriyle oynardı o da, Servet' i önlibero oynattığı Antep maçı hala gözlerimin önünde. Rijkaard ve Neeskens son yıllarda bu takımın başına gelen en güzel iki şey diyebilirim. Takım performansı bu kadar düşükken bile oyuna soktukları 2 oyuncu ile maçı çevirmeyi biliyorlar, tek yapılması gereken doğru zamanda doğru yerde bu oyuncuları pozisyonun içine taşıyabilmek, Kasımpaşa gibi zayıf bir rakip karşısında zaten bunu yapamasaydık hiçbir maçta yapamazdık. Nonda' ya da buradan sevgilerimi iletiyorum, bu kadar profesyonel ve bu kadar iyi niyetli bir oyuncuya sahip olmak Galatasaray için bir gurur, Kewell gibi o da Galatasaray tarihinde anılacak olan önemli isimlerinden biri olma yolunda büyük adımlarla ilerliyor.

Bu arada yıllarca Rüştü ile aynı takımda top oynayan Ali Güneş' in ondan çok şey öğrendiği kesin, hatta ondan daha iyi bile olabilirmiş. 2 kırmızı kart görmesi gereken maçı da bir sarı kartla bitirmeyi başardığı için kendisini kutluyorum. Durmak yok şikeye devam, sen Kasımpaşa' sın Büyük Düşün!!!

18 Eylül 2009

Denize Döktük

Ne kadar klasik bir başlık değil mi ? Vallaha maçtan sonra direkt aklıma geldi, yazmak istedim. Başka bir yerde daha aynı başlık atıldıysa da affola, bakma fırsatım olmadı daha hiçbiryere.

Maça Tnt rezaletiyle başladık, 1 Galatasaraylı 1 Fenerbahçeli arkadaşımla birlikte izleyecektim maçı. Hatta Galatasaray maçından sonra ITV' den Fenerbahçe maçını da izleriz diyorduk. Ama Tnt sağolsun şifreyi daha Milli Marşlar okunurken girdi. ITV de ekrana eski usul birşeyler ( adını bilmiyorum ) koydu ve evde maç zevkimizin içine daha maçın ilk dakikasında edilmiş oldu. Apar topar evden çıktık, bizim uğurlu kahvehanemize gitmek için. Uğurlu olduğunu bir kere daha kanıtladı, içeri adımımı attığım anda Baros rakibini öyle bir vücut çalımıyla geçti ki ben 2 adım atana kadar Elano golü yazmıştı zaten, ayakta kutladık golü, gerçi ne farkeder ki :)


Maça Galatasaray önde başlamış gibiydi, ama ilk yarıda oyun ciddi anlamda ortadaydı. Galatasaray oynaması gereken gibi oynuyordu, çünkü defansının göbeğinde olması gereken 2 oyuncusu da yoktu, üstüne üstlük Emre Güngör de bizi şaşırtmamak için yine sakatlandı. Savunmanın ortasına Hakan Balta' yı çeken Rijkaard defansın soluna da Uğur' u monte etti. Uğur' un oyuna girmesi ile bir 5 dakika ciddi anlamda savunma kurgusunda sıkıntı yaşadık. Maçın başından beri mükemmel bir şekilde uyguladığımız ofsayt taktiğinin bozulmasına sebep oldu Uğur ama büyük bir tehlike olmadı. İlk yarının başında olduğu ikinci yarının başında da golü bulduk. Ama ne gol... Elano yine sahneye çıkıp Baros' a al da at dedi, Baros da aslında herzaman yapması gereken ama çoğu zaman yapmadığı gibi soğukkanlılıkla aldı topu, kaleciyi şık bir hareketle geçip boş kaleye bıraktı topu. Bana göre Elano' nun attığı ama Uefa' nın kendi kalesine olarak yazdığı gol de Galatasaray' ın tenefüs zili gibiydi. Galatasaraylı oyuncular da ders bitmiş gibi tenefüse çıkmaya kalkınca Panathinaikos kabus gibi çöktü üzerimize. İşte burada da ortaya başka bir etken çıktı. Leo Franco bu akşam Galatasaray' ın galibiyetinde baş mimarlardan birisi olarak kayıtlara geçti. Bir sweeper ( süpürücü ) gibi oynadı, savunmanın arkasına atılan toplarda gol pozisyonu hariç her topa rakipten önce müdahale etti, çok iyi pozisyon aldı, yani maçı kazanmamızda golü atanlar kadar emeği var diyebilirim. Kendisine ve kendisini takımımıza kazandıranlara bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.



Maç içerisinde eski yardımcısı Ten Cate' i ne kadar iyi tanıdığını bir kere daha gösterdi Rijkaard, öyle bir ofsayt taktiği uyguladı ki, tek başına Salpingidis 10 kere ofsayta düşmüştür. Bu taktiğin ne kadar işe yaradığı da aynı oyuncunun ilk ofsayta yakalanmadığı pozisyonda golü atmasıyla kanıtlandı.

Adını anmadığım oyunculardan da Sabri yine mükemmel oynadı desem abartmış olmam, Mehmet Topal daha derli toplu, Mustafa Sarp herzamanki gibi çift ciğerliydi. Keita da daha kontrollü, daha çok geriye yardım eden bir görüntü içerisindeydi. Kewell' ın ise sahada olması yeterli inanın benim için. Top oynamasın sahada gezsin yeter...



Kısacası grubun en zorlu deplasmanı olarak görülen Panathinaikos deplasmanından net bir skorla dönmesini bildik. Grubun diğer maçında ise Dinamo Bükreş deplasmanda Strum Graz' ı bir tanıdığın golüyle 1-0 yendi. Golün adı Tamas, hani 10 Aralık 2003' de oynanan Sociedad maçında 90. dakikada ortasahadan şut atan Tamas. Gerçi bu maçın pek önemi yok, Panathinaikos maçından avantajlı skor alan takım grubu lider tamamlayacaktı, bunu yapan da Galatasaray oldu. Şimdi aynı şekilde ligde ve diğer grup maçlarında bu şekilde galip gelebilmek.

Galatasaray hala tam performansında değil, ama bu kötü oynadığı anlamına da gelmez. Bu takım 15 Temmuz' dan beri maç yapıyor ve milli takımlara en çok oyuncu gönderen kulüp. Oyuncuların da bir canı var. Perşembe uçağa binip, Cuma Türkiye' ye inip, Cumartesi derbi oynamak ve net bir skorla kazanmak, arkasından Yunanistan' a gidip 3 gollü galibiyet almak yabana atılacak şeyler değil. Evet göze hoş gelen bir futbol yok ortada, çünkü sahada Arda, Elano, Keita, Kewell, Baros var ve insanlar bu oyunculardan şov bekliyor. Fakat şu an için oynaması gereken gibi oynuyor Galatasaray, bundan daha iyisi de gelecek ama 3 ayda olacak işler değil bunlar. Bunun için sabretmeyi göze aldık ama gelen sonuçlar insanlarda sabretmeye gerek olmadığına dair bir düşünce ortaya çıkardı. Ben daha bekliyorum, bütün oyuncularımızın yoğun tempoya alışıp fizik kondüsyon olarak haftada 3 maçı kaldırabileceği günleri bekliyorum ve gelecek biliyorum. Sabır!!!


Son olarak da sahada kale arkası civarında gezinen hakemlere değinmek istiyorum. Platini' nin götünden uydurduğu bir kuralı keyfine göre hayata geçirdiğini anladım ben bu işten. Ne hakemi arkadaş kale arkasında ? Normal hakemler bu kadar mı kontrol edemiyor maçları ? Bir adam gelmiş saha arkasında maçı izliyor. Bu forvetlerin dikkatini dağıtır, kalecilerin dikkatini dağıtır, herkesi yanıltabilir. Eğer elinizdeki hakemler pozisyonları süzmekte bu kadar yeteneksizse insan gibi eğitim verin. Bu işi yapamayana görev vermeyin, böyle giderse 5 tane daha hakem eklemek zorunda kalırsınız sahalara. Ayrıca Türkiye' de şike şaibe işlerinde yeni bir mecra olacağını düşünüyorum bu hakemlerin. Kulüpler artık 4 değil en az 6 hakeme para yedirmek zorunda kalacaklar, hatta sadece kale arkasındaki hakemlere para yedirip penaltılarla maç kazanan takımlar bile görebiliriz. Umarım Türkiye' de uygulanmaz, hatta umarım Platini Dünya futboluyla oyun hamuru gibi oynamaya devam etmez...


16 Eylül 2009

Panathinaikos maçını izleme yolları...



UEFA Avrupa Ligi ilk maçımız TNT isimli kanalda.
Karasal yayından direk izleyebileceğiz. Karasal anteni olmayanlar D-Smart 21.Kanaldan, normal uydusu olanlar Azeri İçtimai Tv'den (Turksat 3A 11554Mhz / H / 2916) izleyebilir.

TNT maç sırasında normal uyduda şifreye gireceğinden dolayı alternatif olarak Azeri kanalından izleyebileceğiz.

Yak Aslanım, Ciğerlerin Bayram Etsin




Hakan Balta sigara içerken yakalanmış...

Yakalanmış mı ? Kim yakalamış ? Babası mı ? Kulağını da çekmiş mi bari ?

Adam gelmiş 26 yaşına, kime ne sigara içip içmediğinden. Performansı da düşük ya bu aralar başlar millet giydirmeye. Sanki sezon başında başladı bu adam sigara içmeye.

Ayrıca Ergün Penbe, Ümit Karan da sigara içen oyuncularımızdı ama yaptıklarıyla kulübün tarihine güzel hatıralar buraktılar.

Bırakalım bu işleri de önümüze bakalım, Michael Phelps bile esrar içerken görüntülendi.

Açın ufkunuzu...

15 Eylül 2009

Tek Temsilcimiz

Bu sene malumunuz Şampiyonlar Ligi' ndeki tek temsilcimiz Beşiktaş. Onlar da bu akşam geçen senenin finalisti Manchester United ile karşılaştılar. Aslında finalist dediğime bakmayın, Macnhester United resmen içi boşaltılmış bir takım görüntüsündeydi bu akşam. Bir tek Cristiano Ronaldo' nun eksikliğinin bu kadar hissedileceğini inanın kimse tahmin edemezdi. Ronaldo resmen Manchester' ın Tuncay' ıymış. Maçların kilitlendiği anlarda takımına hırs takviyesi yapan, olur olmadık yerlerden attığı gollerle düğümü çözen komple bir oyuncuymuş meğersem Manchester için. Neyse konumuz Ronaldo değil ama Manchester da sahada orta halli bir Avrupa takımı görüntüsü verdi desek yanlış söylemiş olmayız. Ayağında top tutamayan, topla buluştuğunda da bal yapmayan arı misali pozisyonları harcayan, her ne kadar çok kaliteli olsalar da maç içerisinde devamlılığı olmayan iki kanat oyuncusu ile maça başlayan Manchester, ilk yarıda ve özellikle ikinci yarının başında kazanmayı çok isteyen, ileride olması gereken gibi Nobre ve Holosko ve Serdar Özkan' dan oluşan Beşiktaş atak hattı karşısında zorlandı. Beşiktaş adına tek handikap, daha henüz Beşiktaş' a yeni transfer olan Tabata' nın ısrarla önce Galatasaray maçı gibi önemli bir maçta, ardından da Manchester United maçı gibi bir Şampiyonlar Ligi maçında sahada olmasıydı. Yanlışın neresinden dönerseniz kârdır ama 60, 70 dakikasahada hayalet gibi dolaşan bir adama da bu kadar sabredilmez. Tabata çok iyi bir oyuncu ama henüz Beşiktaş' da oynamaya ne hazır ne de takımla beraber maç tecrübesi var.

Bu kadar handikapa rağmen Beşiktaş maçı isteyen takımdı. Ernst maçın adamıydı bana göre, zaten maçı internetten izlediğim İngiliz kanalının spikeri de Ernst the man of the match diyerek beni onayladı diyebilirim :) Ekrem de ortasahada oraya buraya koşup durdu. Fink' i oynatmamasının sebebini ciddi anlamda merak ediyorum. Hadi Turkcell Süper Lig' de yabancı kontenjanı var, Şampiyonlar Ligi' nde ne var ? İşleyen tekere çomak sokmaya bayılıyor Mustafa Denizli. Bu sene gol kısırlığı çeken Beşiktaş ne yapar ne eder bilmem ama Bobo' yu geri döndüremeyeceğine göre onun yerine çok iyi bir forvet almalı diye düşünüyorum. Fakat bu Antep' den Beto olmasın mümkünse.


Manchester' ın golü de görmeye değerdi açıkçası. Belki de akşamın en iyi oynayanlarından biri olan Hakan Arıkan, akşamın en kötülerinden biri olan Nani' nin şutunu kurtardıktan sonra biraz daha dikkatli izleyebilseydi pozisyonu kolaylıkla gole izin vermeyebilirdi. O anda ayakta uyuyan defans oyuncuları da 1,71 boyundaki Scholes' a nasıl kafa vurdurabildiler inanılır gibi değil...Kısaca tarihinde İstanbul' da kazanamamış bir Manchester United' ı, bu kadar kötü yakalamışken yenmeliydi Beşiktaş. Aslında gol atabilecek pozisyonlara da girdiler ama Çarşı' nın ölmüşlere gönderme yapmak yerine biraz daha kış kış cinler kış kış tezahüratına ağırlık vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Beşiktaş' ın grubundaki bir diğer maçta ise liginde oldukça kötü günler geçiren geçen sezonun Bundesliga şampiyonu Wolfsburg Cska' yı geçen senenin gol kralı oyuncusu Grafite' nin hattrick yaptığı maçta 3-1 yendi. Bu maç sonucuna bakılırsa Beşiktaş' ın Avrupa kupalarında devam etmesi Cska ile oynayacağı 2 maç sonunda belli olacak.



Maçın spikeri demişken Beşiktaş' ın bu hafta kaybettiği derbiden bahsedip, "Galatasaray, the only European trophy winner of Turkey" dediğinde bir kere daha gururum okşanmadı değil, söylemeden edemedim özür dilerim :)

14 Eylül 2009

Kasımpaşa'nın bilet politikası...

Kasımpaşa yönetimi Galatasaray ile yapacakları maçın bilet fiyatlarını belirlemiş...



Bakıyoruz Galatasaray maçı için fiyatlar neymiş...
http://www.biletix.com/event.htm?id=KFH11

1.Kategori: 500,00 TL (Vip)
2.Kategori: 120,00 TL (Kasımpaşa)
3.Kategori: 120,00 TL (Rakip)

Şimdi de Kasımpaşa'nın kombine fiyatlarına bakıyoruz...

Kapalı: 100,00 TL
VIP: 500,00 TL

Kaynak:
http://www.biletix.com/event.htm?id=KFH09

Kasımpaşa yönetimi yolunacak kaz arıyor belli ki... Derin derin yazmak istemiyorum.
Bakalım diğer 2 takımla yapacakları maçta fiyatlar ne olacak? Onu da yazarız buraya günü geldiğinde.

Bu fiyatlardan sonra yapacakları tek şey dolmayan stadın kapılarını açmak olur. Bu fiyatlarla bir maç izleyecek adamın aklından şüphe etmek gerekir...

Gemisine takviye yapan kaptan...



Haftalardır yaptığı hatalarla dikkat çeken Egemen Korkmaz Trabzonspor'un İstanbul Belediyespor'a patladığı maçta takımının 3 golüne adını yazdırdı. Haftalardır tek forvette direten Hugo Broos maça Gökhan-Umut ikilisi ile başladı. Gollere baktığımız zaman Egemen'in attığı goller dışında asistler gerçekten güzel. Güzel fakat gollerdeki bir başka detay İstanbul defansının gayet cömert olması. Gökhan Ünal ve Umut'un attığı gollerin hepsi savunmanın arkasına atılan paslarla geldi. Gollerde yapılmak istenen ofsayt taktiğimiydi pek anlamadım ama defans kurgusu hakikaten felaketti Belediyespor'un.

Trabzon için bu maç bir dönüm noktası olabilir, bundan sonra toparlanırlarsa belki daha güzel maçlar izleyebiliriz Trabzonspor adına.

13 Eylül 2009

Akılsız taraftar...


Bugüne kadar "Beşiktaş taraftarı şöyle büyük taraftar, böyle taraftar. Dünya'nın en iyisi falan filan" gibi bir sürü laf duyduk.


Beni şahsen tanıyanlar bilir. Kesinlikle genelleme yapmayı sevmem. Bir toplumdan X kişi ciğersizse o toplumun tamamı ciğersiz anlamına gelmez... Ama bu akşam Sami Yen'de Beşiktaş taraftarının yaptığı tek kelimeyle ayıptır. Terbiyesizliktir. Bir utanmazlık silsilesidir.

Beşiktaş taraftarı Ali Sami Bey'in şahsına küfür etme hakkını nereden kendilerinde buldu? Siz kimsiniz ki Ali Sami Bey'e küfür ediyorsunuz?

Bundan böyle gözümde ne yaptığını bilmez akılsız insanlar topluluğusunuz...

Taçsız Kral'ı saygıyla anıyoruz...



Dile kolay 18 sene olmuş sen aramızdan gideli... Seni hiç izlemedim ama, sen gibisi gelmez bu Dünya'ya... Nurlar içinde yat Kral...

Taçsız Kral Metin Oktay
Tek aşkıydı Galatasaray
Senin gibi Cimbomluyu
Unutur mu bu taraftar...

Frank Rijkaard...



"Erken bulduğumuz gol bize avantaj sağladı ama golü korumaya gittik bu bizim için kötü oldu. Özellikle defansımız kalecimiz oyun kurarken açılmadı, top istemedi, sorumluluk almadı. Beşiktaş’ın gol bulabileceği pozisyonlar oldu. Baktığımız zaman biz de onlar da pozisyona girdi. Takımımı tebrik etmem lazım 5 maçı da kazandıkları için."

Kalınlaştırdığım sözlerden çıkarmamız gereken şudur ki, Rijkaard yerine herhangi bir X isimli teknik direktör olsa muhtemelen "Çok iyi oynadık, kusursuzduk. Beşiktaş'ta iyi oynadı pozisyonlara girdi" falan derdi.

Hocamız her şeye hakim, kazandığımız bir maçta dahi gördüğü eksiklikleri tespit ediyor, analiz ediyor. Çözmeye çalışıyor.

Böyle bir hocaya sahip olduğumuz için ne kadar şanslıyız... Uzun yıllar bizimle kal hocam. Seni seviyoruz...

8 Eylül 2009

Sevemedim Sonbaharlar' ı...



Evet hiç sevmedim, adı üzerinde sonbahar...

Hep bir hicran hep bir üzüntü kapladı içimi. Hep zamansız ölümler bu ayda gerçekleşti hayatımda, en son örneği de amcamdır. Bana ne diyorsun belki içinden, doğru. Ama ben sevmiyorum. Yazın cıvıl cıvıl havası, İlkbahar' ın yazla beraber getirdiği sevinç sanki yerini Sonbahar' la beraber bir hüzüne hüsrana bırakıyor. İngilizler bile "fall" koymuş adını. İlkbahar' ın bile binbir neşeyle getirdiği yapraklar hüzünle düşüyor yerlere...

Belki sevenler, sevinenler var ama hiçbir zaman bu mevsimin bana güzel şeyler getireceği aklıma gelmedi. Dedim ya hep önemli şeyleri alıp götürdü.

Ağustos' da alır beni bir düşünce, yine gelecek o uğursuz zaman, yine Yaz gündüzlerinden kalan gecelerde rüzgarlar esecek, t-shirtle gezerken içim soğuyacak, kendime itiraf edeceğim oğlum Yaz bitti artık sevinme diye. İtiraflar ne kadar acı olursa, arkasından olanlar daha da acı oluyor inanın. İllaha ki birşeyler gidiyor, can olmasa da canan, insanlar olmasa da düşünceler...

Hani Haziran' da ölmek ne kadar zorsa, Sonbahar' da ölmek o kadar zor, daha kaç sene, daha kaç mevsim göreceğini bile bilmeden...

Kaç yaşında olursam olayım, kaç sene üzerinden geçmiş olursa olsun bu mevsimi, bu zamanları yine sevmeyeceğim. Hiç yaz aşkım olmadı ama yazdan sonra gelen hiçbirşeyden de bu kadar nefret etmedim.

Belki de 4 mevsim yaz yaşanan iklimler bile beni mutlu etmez, bu mevsimin acısını çekmeden, arkada yaşadığım neşeli günlerin yasını tutmadan...

7 Eylül 2009

Türkiye' de Asla Yapılamayacak Şey...




Ligde 43 yıldan beri en kötü başlangıcını yapan Bayern Münih yönetimi stada taraftar çekebilmek için 7000 litre bira dağıtmış Mainz maçından önce. Ama yine de 2-1 kaybettiler. Türkiye' de kafası normal olan taraftarlar bile sahaya dalarken bir de bira verirseniz ne olacağını kestirmek zor değil. Tabi bu kafası normal olan taraftar profiline mental problemleri olan öz Fenerbahçeli Rambo Okan' ı katmıyorum. Neyse maçta bira dağıtılsa stad kapılarında yığılma olur, kombine satışları patlar. Ama içeride millet birbirine girer, sonra kardeşim diye sarılır, bildiğin meyhane ortamı olur yani. Çünkü biz eğlenmek için değil sarhoş olmak için içiyoruz...

Bunlar da biracı Almanlar' ın şampiyonluk sevinçleri.

Paylaş