31 Ağustos 2009

Kulübe Bağlılık ve Sağlık için Spor !!!




Çoğumuz onu Werder Bremen' le oynanan UEFA Kupası final maçında attığı uzun paslarla tanıdık. Hatta birçoğumuz isminin nasıl yazıldığını ve okunduğunu bile bilmiyor. Hatta ben bile şu anda internette acaba nasıl yazılıyor diye aramakla meşgulüm :)

Transfermarkt ismini Chigrinskiy diye girmiş. Ben de öyle desem sorun olmaz umarım. Neyse konumuza dönelim. Nedir bu kulübüne bağlılık ?

Sözleşmesi bu sezon sonunda bitmişti 190 boyundaki defans oyuncusunun. Barcelona teklif yaptı fakat o ben kulübüme para kazandırmak istiyorum dedi. Alt yapıdan yetişip, Uefa Kupası kazandırdığı kulübüne kazık atıp gitmek istememişti belli ki. Sözleşme yeniledi Skhaktar' la ve onunla ilgilenen Barcelona bugün 25 milyon euro teklif yapıp renklerine bağladı.

Belki de sezon sonuunda imza atsa şimdi alacağı yıllığın 3 katını alacaktı ama formaya, kulübe bağlılık önde geldi. Sağlık için spor yapmıyorum demedi.

Helal olsun Chigrinskiy' e, Barcelona' yı ne kadar sevmesem de umarım onlarla da Şampiyonlar Ligi kupasını kazanırsın...

30 Ağustos 2009

The Damned United






Futbol filmlerini zevenlere, özellikle İngiliz futboluna ilgi duyanlara tavsiye edebileceğim mükemmel bir film.David Peace' in aynı isimli romanından sahneye uyarlanan film, efsanevi İngiliz teknik direktör Brian Clough ve yardımcısı Peter Taylor' ın inanılmaz kariyerini anlatıyor. Film ile ilgili spoiler maiyetinde hiçbir bilgi vermeyi düşünmüyorum. Sadece, şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum.

28 Ağustos 2009

Sen Neymişsin be Abi...

Transfer sezonu açıldığından beri bir transfer çılgınlığıdır aldı başını yürüdü.

Önce Mehmet Topuz 9 milyon euroya, sonra İsmail Köybaşı 5,5 milyon euro + Serdar Kurtuluş' a, sonra Özer Hurmacı 4 milyon euro + Özgür Çek karşılığında transfer edildi. Hatta Fenerbahçe' nin Özer karşılığında Ankaraspor' a verdiği Özgür Çek belki de Fenerbahçe altyapısının son 10 senede yetiştirdiği en büyük yetenek olarak gösteriliyordu. Dün gerçekleşen Tabata transferi de bu üçlünün üzerine tuz biber oldu. Tabata' ya tam olarak 8 milyon euro ödedi Beşiktaş...


Peki bu takımlar yurtdışından aldıkları oyunculara ne kadar ücret ödediler ?

Beşiktaş Ferrari, ve Nihat için Toplamda 9 milyon euro öderken, Fink' e sadece sözleşme imzalattı. Fink' i Alman kontenjanından Ernst nedeniyle transfer ettikleri aşikar, Nihat' ı da meşhur Topuz olayının yarattığı kaosu engellemek için transfer ettiler. Ferrari ise hayatında yaptığı transferlerde oynadığı kulüplere toplamda 1 milyon euro kazandıran bir oyuncu olarak 4,5 milyon euroya transfer edildi.


Fenerbahçe Andre Santos ve Cristian için 12 milyon euro ödedi. Zaten yabancı kontenjanı çok müsait olmadığı için başka yabancı oyuncu da transfer edemedi. Tabi yurtiçinden yapılan Bilica transferi de ayrı bir tez konusu oluşturuyor. İsmail ve Tabata gibi daha Türkiye' de doğru düzgün bir başarıya imza atmamış bir oyuncu olan Bilica 3 milyon euroya transfer edildi Sivasspor' dan. Üstüne de "Keşke her maç Galatasaray' la oynasak" gibi felsefik bir söz eden Yasin Çakmak verildi.


Şimdi asıl bahsetmek istediğim konuya gelmek istiyorum. Transfer sezonunun kapanmasına sayılı günler kala Sercan Yıldırım transferi de gündemde yerini tekrardan aldı. İlk olarak oyuncunun Galatasaray' la anlaştığı bazı kaynaklar tarafından açıklansa da bugün gelişen bir olay ibrenin Fenerbahçe' den yana döndüğünü iddia ediyordu. Bu transfere kim yakın kim uzak bilmem ama şu videoda konuşan adamların surat ifadelerinden ve konuşma tarzlarından sonra ben Sercan Yıldırım' ın da haketmediği değerlerle transfer olacağını düşünmeye başladım.


Peki neydi Sir Alex Ferguson' u Sercan' dan vazgeçiren ? Acaba Levent Kızıl Sir Alex Ferguson' u Yıldırım Demirören veya Aziz Yıldırım mı sandı ? 10 milyon euro istedikleri oyuncunun Turkcell Super Lig' de başarısı neydi ? Gol kralı mı olmuştu ? Yoksa takımını Avrupa kupalarına mı götürmüştü ? Önceki sezonlarda gol kralı olup büyük takımlara imza atan iki oyuncu vardı. Biri Serkan Aykut ( 5 milyon euro ), diğeri Zafer Biryol ( 1,2 milyon euro ) hatırlatmakta fayda var. Bu adamlar kadar ne yapmış Sercan Yıldırım ?

Fenerbahçe ve Galatasaray' ı birbirine sokup transferden kar elde etme güdüsünde olan kulüp başkanlarına selamlarımı iletiyorum ve en azından Galatasaray' ın bu oyuna alet olmayacağını düşünüyorum. Kendi adıma umarım bu transfer Sercan' ın haketmediği değerlerle Galatasaray' a gerçekleşmez. Kim alıyorsa alsın, ama Galatasaray' ın sokağa atacak parası yoktur, olmamalıdır...

26 Ağustos 2009

Futbol ezilen halkların mutluluğudur: Hani ıslıklayanlar nerede?

Futbol ezilen halkların mutluluğudur: Hani ıslıklayanlar nerede?

Umut Abi, Futbolika adlı blogdan bulmuş, ben de ondan alıyorum. Girin, videoyu izleyin, görün!!!

Başıkta yazdığı gibi, hani nerede ıslıklayanlar ? İşinize gelmeyince herkesi idam ediyorsunuz. Bu kadar organize yalanı hayatımda ilk defa görüyorum...

25 Ağustos 2009

Süper Kupa ama Madrid' e Karşı...


Galatasaray Ağustos ayı istatistikleriyle Dünya' nın en büyüğü oluyor...

Bu da maç içinden ufak bir enstantane :)

Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu !!!

Diyarbakırspor - Fenerbahçe Maçı Sonrası...


Gerçekten kimsenin görmek istemediği sahnelerdi. Sanki bir futbol maçı değil 1 mayıs kutlamalarında çıkan olaylar gibiydi. Sokaklarda taraftarlar ( ki taraftar olduğu şüpheli ) panzerlere taş atıyor, panzerler de suyla karşılık veriyorlardı. Eminim taraftarların çoğu kaçmamıştır sudan, zira havanın akşam saati bile 30 derecenin üstünde olması muhtemel.

Olaylar 1 saate yakın sürdü, Fenerbahçe futbol takımı staddan çıkamadı, büyük ihtimalle taraftarlar da stadda mahsur kaldı. Dışarı çıkan Diyarbakır taraflarıyla polisin arasında ilk sürtüşme nasıl oldu bilemiyorum ama polislerin taraftarları tartaklamış olmaları bence büyük ihtimal. Tamam maç içerisinde bir kısım Diyarbakır taraftarı provakötörlük yapıp tribünleri galeyana getirmiş olabilir fakat dışarıda savaşanların taraftar olmalarının ihtimali yok. Zira şehrin göbeğinde hemen hemen birbiriyle aynı boyutta binlerce taşın nereden bulunacağı büyük soru işareti. Hazırlanıp gelindiği aşikar. Diyarbakır taraftarı Diyarbakırspor 1. Lig' den düştüğü sene de Fenerbahçe maçında olay çıkarmıştı, güvenlik nedeniyle tribünden çıkarılmayan Fenerbahçe taraftarına taş yağdırmışlardı dışarıdan.

Bu akşam maçtan sonra Aziz Yıldırım çok iyi bir açıklama yaptı, dediklerine katılıyorum. Ve Diyarbakır' da yaşayan halkın Galatasaray' a olan sempatisi yüzünden çıkmış olabilir mi olaylar sorusuna gayet net cevap verdi. Böyle birşey olamaz dedi. Fakat neden olabilir ? Bir kısım Fenerbahçeli taraftar buraya adını bile yazmak istemediğim örgüt liderinin Galatasaray taraftarı olduğunu iddia edip bu olayları buna bağlarken ( ki bunları antucu gençlik olarak adlandırabiliriz ), bir kısım da Galatasaray' ı tutan Diyarbakırlı taraftarların maça gelip Diyarbakır formalarıyla olay çıkardığını söylüyor. İlk iddia gerçekten trajikomik. Bunu yazarken elleri titrer insanın. Çünkü ortaya atılan iddia yenilir yutulur cinsten değildir. Aynı Galatasaray taraftarı, her ne kadar desteklemesem, hatta kınasam da Diyarbakırspor' un cezası nedeniyle İzmir' de oynanan Türkiye Kupası maçında İstiklal Marşı sırasında bölücü örgüt dışarı diye tezahürat yapmıştır. Kınamamın sebebi de orada maç izlemeye gelmiş bir avuç doğulu arkadaşın böyle adi bir şeyle itham edilmesi yüreğimi burkmuştu. Dediğim gibi ilk iddia resmen hayal ürünüdür, ikincisi için de şöyle söylemek lazım. Bu mantıkla Galatasaray' ın her gittiği deplasmanda şehir takımını Fenerbahçe' nin veya Beşiktaşlılar' ın çoğunlukta olduğu bir grup destekliyor. Yani bu da asılsız.

1 saat önce Özhan Canaydın Bursalı olduğu halde neden Diyarbakır' da krallar gibi karşılanırken, Diyarbakırlı Aziz Yıldırım' ın takımının taraftarlarının taş yağmuruna tutulduğunu düşünüyordum. Biraz araştırdım, baktım gördüm ki Özhan Canaydın Diyarbakır' a tam 5 tane okul yaptırmış. Aziz Yıldırım da 2007 yılında bir okul yaptırmış. Bana garip geldi açıkçası, okuyan oranı gayet yüksek olan bir şehir Diyarbakır diğer doğu illerine oranla. Liseye kadar okuyan çoğu öğrenci üniversiteye gidiyor. Fakat çoğu köyde ilkokul bile yokken liseye kadar okumak bile büyük başarı. Zaten bugün de olan, geçmişte de olan olayların tek nedeni cehalet değil mi ?

Bütün olayların nedeni bu okul yaptırma olayı olamaz ama Diyarbakırlı bir iş adamı yıllarca eğitim yüzü görmemiş kendi memleketine yardım yapmak varken yıllarca oralı olmazken, Diyarbakırla alakası olmayan Bursalı bir iş adamı çıkıp 5 tane okul yaptırıyorsa bunu gözardı etmek olmaz.


Forumlarda Diyarbakırlılar teröristtir diyen taraftarlara da sesleniyorum. Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı... Kim olursa olsun, elmalarla armutları karıştırmayalım. O forumlarda Diyarbakırlı arkadaşlarınız yok mu ? Onlar da mı terörist ? Çıkıp Rıza Efendi pankartı asmaya benziyor bu iş...

23 Ağustos 2009

Takdir- i İlahi...

Bu akşamki maç için tek söylenebilecek söz bu olurdu herhalde. Takdir- i İlahi... Hem futbol sahasında olanlar hem de saha dışı olaylar yüzünden olanlar resmen haklı olan kazanır sözünü doğru çıkardı.

Levadia maçından önce şu yazıyı yazan Gürcan Bilgiç, Levadia maçından sonra da şu yazıyı yazmıştı. Kısaca bahsetmek gerekirse Levadia maçından önce Keita ve Elano iyi oyuncu değil iyi olsalar Galatasaray' a gelmezlerdi derken, Levadia maçından sonra da Keita' nın güçsüz takıma attığı 2 gol önemli değil, Elano da hala ortalarda yok demişti.

Peki ne oldu ? Keita Levadia maçında söylediğimiz gibi 2 gol atarken, tribünler el salla el salla Gürcan Bilgiç el salla diye bağırıyordu. Bu akşam da Elano attığı golle Gürcan Bilgiç' e kendi çapında mesaj gönderiyordu...

Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma demişler ya, boşuna dememişler.

Maç içine gelirsek, Baros düşürüldü hakem buz gibi penaltıyı vermedi, Ali Turan' ın topla alakası yoktu pozisyonla, Baros' un da ayakları yerde olmadığı için aldığı omuz darbesiyle yere yığıldı. Ama Baros ya bu, adı çıkmış 9' a inmez 8' e. Hakem devam dedi. Fakat dönen topta, yine bir duran top organizasyonunda Baros golü attı. Bu gole faul diyebilecek insaların kendi 10 numaralarının rakip kaleci degaj atarken ayağını soktuğu ve kart görmediği pozisyonları da bir saymalarını tavsiye ederim. Çünkü golün faulle uzaktan yakından alakası yok. Sonrasında maç 1 - 1 devam ederken Baros' u yine çekip düşürdü Ali Turan, kale arkası kamerasından da göründüğü için Baros' un defans oyuncusuna bir sarılması söz konusu değildi. Ama bu Baros ya... Dönen topta gördük bu sefer olmayan korneri verdi hakem ve kendi kalelerine attılar. Bu kadar hak edenin kazandığı iki pozisyon olamazdı herhalde...



Maç 2 - 1 olduktan sonra Rijkaard da sanki Gürcan Bilgiç' i okumuş gibi Keita' yı oyundan alıp yerine Elano' yu oyuna soktu. Haydi oğlum Keita zaten yoruldu sen de çık sahaya oyna topunu göster gününü der gibi. Elano da Baros' un önemsiz gibi görünen ama ne kadar önemli olduğunu golden sonra anladığımız presi sonucunda dönen topa öyle bir vurdu ki... Top kaleye giderken umarım topa vuran Elano' dur dedim. Sonra gördüm ki gerçekten Elano' ymuş. Rüyada gibi hissettim kendimi. Lincoln' un Ankaragücüne seyircisiz maçta attığı gol gibi sol ayağının dışıyla öyle bir vurdu ki... Aman kaderi benzemesin dedim kendi kendime.



Sonrasında maç koptu, sahada hiçbirşey yapmıyor gibi görünen Arda bile çoktan Baros' un golünde asist yapmış, kornerden kendi kalelerine attıkları golde de ortayı açan oyuncu olmuştu. Vallahi bunu yazacağım aklıma gelmezdi ama Sabri bile mükemmel oynadı bu akşam. Ben inanamadım, dedim ya bu Sabri değil ya da bu çocuğa birşeyler olmuş. Herhalde Milan seni takip ediyor dediler, o da oynamaya başladı :) Şaka bir yana tebrik ediyorum buradan kendisini. Umarım böyle devam eder.


Baros topları eziyor diye eleştiriyordum ama yapacak birşeyi yok. Top Baros' a geldiği zaman bir bakın, topu ilk kontrol edip etrafında döndüğü zaman kimse olmuyor pas verecek. Çünkü kanatlarda oynayan oyuncular forvet özelliği olmadığı için yanına yanaşmıyor, Arda da Lincoln' un geçen sene oynadığı gibi ofansif oynamadığı için Baros' a destek veremiyordu. Nitekim Baros gol atabileceği 3 pozisyonun 2' sinde golü buldu. Kaleciyi çalımlamaya çalıştığı pozisyonda ciddiyetsiz davrandığı için cezasını çekti. Kötü müydü hattrick yapsa, olmadı darısı diğer maçlara.



Leo Franco gol yedi ama yine hatası yoktu, bu maçta çok iyi oynadı, defans hattı da mükemmele yakındı, Servet bir kere kaçırdı adamını o da gol oldu. Demek ki Servet' in savunmadaki rolü gerçekten çok büyük. Gökhan Zan ve Hakan Balta' da ( oyundan çıkana kadar ) çok iyi oynadılar. Hakan' ın yerine oyuna giren Uğur da görevini yerine getirdi, kendi pozisyonunun tam tersi olmasına rağmen iyi oynadı. Aydın Levadia gibi kapanan takımlara karşı etkili olamaz demiştim, nitekim bu maçta atak oynamayı düşünen Kayseri' ye karşı iyi bir performans gösterdi. Mustafa Sarp' ı yazmayı unutmuşu. Nasıl böyle bir hata yaparım ben de anlayamadım. Bu akşamın gizli kahramanıydı. Rakip atakları tam olması gereken yerde olup o kadar güzel kesti ki, yeri geldiğinde de ileri çıkıp atak oyuncularını rahatlattı. Top kaybedildiği anda Ayhan' la beraber çok iyi pres yapıp, Kayseri' nin rahat top yapmasını engellediler. Mustafa belki de Bülent Korkmaz' ın teknik direktör olarak Galatasaray' a yaptığı en büyük iyiliktir. Hem karakter hem yetenek olarak çok iyi bir transfer olduğunu kanıtladı. Tribünler de ilk defa yıldız olmayan bir oyuncuya tezahürat yaptılar, hem de daha ligin 3. haftasıyken...



Kısacası bu akşam hakeden kazandı diyebilirim, hem saha içinde hem saha dışında. Biz naçizane ufacık alanımızda yazılarımızı yazıyoruz, ama milyonlara hitap eden insanlar çıkıp şu adam adam olmaz, şu adam yaramaz derse sonucunu böyle rezil olmakla öder. Çıkıp yine bir maçla oyuncu değerlendirilmez derse ellerinden öperim, aldığı paranın hakkını veriyor demektir. Hem yazdığı gazeteden hem de yazdıranlardan !!!

Ps: Küfürsüz Ali Sami Yen istiyoruz dedikten sonra bu akşam son 5 dakikada çok gerekli olduğu için Beşiktaş' a küfür eden taraftarımıza da selamlar olsun. Bu hafta alınacak cezayı küfür edenler aralarında toplayıp ödesinler de görelim. Para ödenir ama bozulan imaj nasıl ödenir bilmiyorum. Devam etsinler böyle, 3 maç sonra kötü oynayan bir oyuncunun kafasına cep telefonu fırlatma ihtimallerini de garantilediler...

21 Ağustos 2009

Güzel Bir Gecenin Ardından...




Antep maçındaki kadroyu oyuna sürmüştü Rijkaard. Aslında sahaya kimin çıktığının bir önemi olmadığını da Denizlispor maçında görmüştük. Sahaya çıkan sistemdi. Ama bu maç itibari ile ciddi maçlarda defans hattının Gökhan, Servet, Hakan ve Sabri' den oluşacağı kesinleşti. Rakibin oyuncularını da tanıyan yoktu herhalde. Galatasaray' ın topu 1 metre yukarı kaldırdığı 10' u geçmemiştir maç başından beri. Sürekli yerden ayağa oynayan ve topu boş alana çekip paslaşan bir takım görüntüsü çizdi Galatasaray. Rakip Levadia maçın başında kaleci hariç 8 kişiyle defans yapıyordu. İleride 2 kişiyi bırakıp geriden uzun toplarla birşeyler yapmaya çalıştılar ama Galatasaray o kadar çok topa sahip oluyordu ki buna bile fırsat bulamadılar. Topla oynama maçın 15 dakikası geçtiğinde %68' e %32 Galatasaray lehineydi. Topu sürekli sağ kanatta Keita ile buluşturmaya çalışan bir Galatasaray vardı sahada, Arda ilk yarım saat boyunca oyuna ağırlığını koyamadı. Gerek yorgunluk gerekse aşırı katı alan savunması Arda' yı etkisiz hale getirmişti. Keza Aydın gibi kapalı savunmalar karşısında etkisini kaybeden bir oyuncuyla oynamak da maça resmen 10 kişi başlamamızı sağladı. Rijkaard istifa :) Şaka bir yana Arda ve Aydın' ın kısmen etkisiz oyununu arkasında oynayan Sabri' ye rağmen 2 kişilik hatta 3 kişilik oynayan Keita kapatıyordu. Geriye gelip top çalmalar, yaptığı driblingler izlemeye değerdi. Zaten attığı ilk gol pozisyon almanın ne kadar önemli olduğunun kanıtı gibiydi. Olması gereken zamanda olması gereken yerdeydi. Frikik golü de Galatasaray' ın her maçta alışılagelmiş duran top gollerinden birinin bu maç için olanıydı. Ama biraz farkla, yaklaşık 25 metreden bir füzeyle, kısacası her maç üstüne koymaya devam ediyor Keita, aman nazar değmesin... Daha önceleri olsa Galatasaray böyle bir rakibe karşı maçın 5. dakikasında başlardı top şişirmeye, ama artık topu havaya kaldırana sanki ceza varmışcasına yerden oynuyor takım, Servet ve Gökhan hatta Sabri geriden top şişirmiyorlar, en yakınlarındaki arkadaşlarına dönüyorlar. Ama Levadia gerçekten futbolu çirkinleştiren bir takım görüntüsü çizdi. Gerçi ellerinden gelen bundan başkası da olamazdı. Zaten olamadı da. Yetenekli olmayan oyunculara sahip olmanın dezavantajını iyi pozisyon alıp alan savunması yaparak kapatmaya çalıştılar fakat kilit erken çözülünce maç farka gitti.


Kewell gülen yüzüyle, Baros etkili hırslı oyunuyla biraz şanssızlığıyla, Leo Franco son dakikalarda yaptığı hatalı çıkışla, Hakan Balta garanti oyunuyla, Gökhan Zan ve Servet maçın çoğu bölümünde boş boş takılmalarıyla, Mustafa Sarp güzel bindirmeleriyle, Ayhan gereksiz top kayıplarıyla aklımda kaldı. Oyuna sonradan giren Mehmet Topal olmayışıyla, Elano iki üç tane klas hareketle ama 90 dakika oynaması için çok çalışması gerektiğiyle aklımda kaldı. Rijkaard her golden sonra çocuk gibi sevinmesiyle, Neeskens öğrencisine ders anlatan bir öğretmen edasıyla Mehmet Topal' a oynayacağı bölgeyi ve yapması gerekenleri anlattığı görüntüyle aklıma kazındı. Taraftar Nevizade Geceleri' ni söylerken tüylerimi diken diken etmesiyle, Baros' a, Elano' ya, Kewell' a verdikleri destekle aklımda kaldı. Kısacası bu gece aklımda çok güzel bir maç kaldı. Hani bu rüya bitmesin derler ya, işte aynısı. Bizim için rüya olan bu oluşumun rakiplere kabus olacağı günü iple çekiyorum...



Not : Resimler resmi siteden alıntıdır.

18 Ağustos 2009

Atıl Durumdaki Stadlarımız

Ne zamandır böyle bir konuya değinmek istiyordum. Bugüne denk geldi. Türkiye'de Atıl durumda olan bir çok stad var misal Cebeci İnönü stadı gibi... Türkiye'nin başkentinde böyle virane bir stad olması gerçekten üzücü. Kaderine terk edilmiş adeta Cebeci İnönü stadı.



***



***

Bu ülkenin evlatları, bu ülkenin başkentine yakışacak bir stad yapmak yerine Atatürk Olimpiyat Stadı gibi yolu bile olmayan bir stad yaptılar 2000'li yılların başında. Başkentinde maç yapmayan tek takım Türkiye Milli Takımı'dır herhalde... Bu stadın maliyeti tamı tamına 125Milyon Dolar. Şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyespor kullanıyor Olimpiyat Stadı'nı, ancak atıl kalmaması için bir de arada Süper Kupa gibi final maçları veriliyor tıpkı İzmir Atatürk Stadı'na arada bir Türkiye Kupası finali verilmesi gibi... Olası bir Avrupa Şampiyonası ev sahipliğinde bir şehirden en fazla 2 stad kullanılacak. Aslantepe bittiği zaman, Şükrü Saraçoğlu ile birlikte kullanılacak olan stad olacak İstanbul adına.



Yani Olimpiyat Stadı yine bir işe yaramayacak. Çünkü her şeyin ötesi bir futbol stadı değil. Ulaşım güçlükleri, rüzgar sorunu, tribünlerin sahaya uzak olması gibi etkenler stadın kullanımını olumsuz şekilde etkiliyor. Büyük masraflar ile yapılan Atatürk Olimpiyat Stadı'nda şu anda Dubaili sporcular antrenman yapıyorlarmış, antrenman başına 200Lira ödeyeceklermiş! Eh, bu stadın bir de gideri var tabi yıllık 2 Milyon dolarcık kadar. Vatandaşın vergilerinin ne kadar boş şeylere akıtıldığı aşikar. Bu stadın yapılış amacını çözebilmiş değilim halen, zaten İzmir Atatürk Stadı var atletizm yarışlarına ev sahipliği yapacak. Olimpiyat Stadı'na ne gerek vardı? Ama olur mu başkent dururken İstanbul'da yapmak lazım büyük stad, ne de olsa İstanbul 2 yakayı birleştiriyor...

Gelelim İzmir Atatürk Stadına...



1971 Akdeniz Olimpiyatları için inşa edilen stad Atatürk Olimpiyat Stadı inşa edilene dek 64.000 kişilik kapasitesi ile Türkiye'nin en büyük stadı idi. 2005'te düzenlenen Üniversite Yaz Oyunları sebebi ile modernize edilen Atatürk Stadı arada bir Milli Takım'ın hazırlık maçlarına, İzmir derbilerine ve İzmir Kulüplerinin 4 büyükler ile yapacağı maçlara ev sahipliği yapıyor. Avrupa Şampiyonası için modernize edilmesi düşünülüyordu Atatürk Stadı'nın.



Google'de "İzmir Atatürk Stadı" yazınca yıllardır bu çizim çıkar karşımıza. Ama nedense, bu konu hakkında herhangi bir gelişme yok. İzmir'e Çiğli taraflarında yeni bir stad yapılması planlanıyordu geçtiğimiz haftalarda. Bunun için yer keşfi falan yapıldı hatta ama bir daha haber alamadık bu konu hakkında.

Bu 3 stad gibi onlarca "Atıl" stadyum var Türkiye'de. Futbol Federasyonu formasını çıkaran futbolcuya sarı kart gösterilmesi hakkında karar vereceğine, bu stadları keşfedip bir atılımda bulunmalı. Ama federasyonda o özellik ne arasın?... Ancak saçmasapan kurallar icad ederler, mesela maçtan sonra futbolcunun sahaya girmesinin yasak olması gibi...

17 Ağustos 2009

Galatasaray – Denizlispor | Kaptan'ın Ayaksesleri...

Galatasaray – Denizlispor | Biz BuralARDAyız…



Süper Lig’in 2.haftasında Ali Sami Yen Stadı’nda Denizlispor’u konuk ettik. Geçen yıl ilk hafta, bu yıl 2. Gelecek sezon da 3.hafta karşılaşırız artık Denizli ile.

Bu sene insan her gün Galatasaray’ın maçı olsun istiyor, nasıl istemeyelim ki? Kaptan önderliğinde Kewell, Baros, Keita ve Elano 5’lisini izlememek için geçerli bir mazeret olmalı.

Maçtan birkaç saat evvel Elano’nun en azından ikinci yarı oyuna dahil olacağı söylendi, ancak maça az bir süre kala rahatsızlığı nedeniyle kadrodan çıkartıldığını öğrendik. Maçı beraber izlemeyi düşündüğümüz arkadaşım bu olay nedeniyle maçı izlemeyeceğini söyledi. Sanki biz Elano’yu izlemeye gideceğiz… Neyse rotasyon demiştik, bu rotasyonda savunmanın tamamı değişime uğradı bu maçta. Sabri-Servet-Gökhan ve Hakan Balta dörtlüsünün yerine Uğur, Emre Güngör, Emre Aşık, Volkan Yaman defans dörtlüsü ile sahaya çıktı Galatasaray. Orta alanda ise Barış, Mustafa, Arda üçlüsü ve ileride Kewell, Keita, Baros üçlüsü ile maça başladı.




Bu maçta Denizlispor’un katı savunması ile karşı karşıya idi Galatasaray’ın hücum hattı. Maç Denizlispor’un yarı sahasında oynanıyordu ama gol yoktu, Keita’nın sağdan bindirmeleri aklımıza kazındı. Orta yapan kanat adamını özlemişiz. Gol için yüklenirken, Barış Özbek’in tek pas yapmak yerine topla oynama sevdası kalemize golü getirdi. Takım olarak yüklendiğimiz dakikada Denizlispor Caner’in ortadan getirdiği topla sağ kanattan Bangoura ile geldi, Volkan Yaman’ı oyundan düşüren Bangoura’nın yaptığı ortaya Angelov çok net bir kafa vuruşu yaparak ilk yarının son dakikalarında takımını öne geçirdi.

İlk yarıyı nağlup kapatacağımızı düşünürken Keita’nın ortasında Denizli savunması topa eliyle müdahale etti, kazanılan penaltıyı Kewell gole çevirdi. Penaltının olmasına sebebiyet veren pozisyonu çok iyi süzen yan hakemi tebrik etmek gerek: 1-1. İlk yarı beraberlikle sonuçlandı. 2.Yarı da aynı kadro ile sahaya çıkan Galatasaray’ın kilidini 59’da Kaptan Arda çözdü, Kewell’ın kornerden ortasına Arda’nın kafa vuruşu Milan Baros’a çarpıp ağlarla buluştu. Bu dakikadan sonra oyuna ortak olmaya çalışan Denizlispor, yine savunmasının yaptığı faulle aleyhine 2.penaltı düdüğü çaldı. Keita’nın nefis çalımla girip yerde kaldığı pozisyonda kazanılan penaltıda yine Kewell topu ağlarla buluşturdu. Bu penaltı da ortaya çıkması muhtemel tatsızlığı Arda önledi, penaltıyı kullanmak isteyen Keita’yı ikna eden Arda penaltıyı Kewell’ın atmasını sağladı. Golden sonra alışık olduğumuz Gloria Gaynor’un I will suvive parçası yerine Kewell ile özdeşleşen Daddy Cool parçası çalındı. Keyfi olmadığı belli olan Kewell’ın bu golden sonra yüzü güldü. Denizlispor’un gardı iyice düştü bu dakikadan sonra. Galatasaray yine Keita’nın kanadından 4.golü buldu.Sağdan ceza sahasına giren Keita boş durumda olan Baros’u görmek istedi, ancak Baros’a gelmeden Denizli savunmasında Burak’a çarpan top 4.golümüz olarak kayıtlara geçti.



Bu maç sonunda 2 haftada atılan 7 gol sonunda kalemizde 3 gol gördük ancak, savunmada şu ana kadar herhangi bir hata olmadı. Yenilen gollere genel olarak baktığımızda sadece Denizli’nin attığı golde Volkan Yaman’ın hatasını görüyoruz. Hoş, Trabzon maçında Egemen’in yaptıklarını görünce Volkan’a kızmakla biraz haksızlık ediyoruz sanki... Ama yine de Rijkaard onun hatalarına daha fazla tahammül edemedi ve yerini şahsi görüşüme göre Türkiye’nin en iyi sol beki olan Hakan Balta’ya bıraktı. Diğer değişiklikler ise Barış-Ayhan ve Kewell-Arda şeklinde gerçekleşti.

Bir dahaki maç için 1 hafta beklememize gerek kalmadı, Perşembe günü UEFA Play-Off maçında Ali Sami Yen’de Talin ile oynuyoruz. Maçta yapılan rotasyon belki de bu maça dayanılarak yapıldı. Dinlenik bir takımla ilk maçta işi bitirmek istiyor sanırım Rijkaard. Bakalım Perşembe günü sahaya hangi kadro çıkacak? Merakla bekliyoruz…

10 Ağustos 2009

G.Antep - Galatasaray, Nasıl Başladıysa Öyle Devam Etsin...


Yıllardır Galatasaray' a ters gelen bir takım Antep. Galatasaray tarihinde puan kaybettiği 3 açılış maçının 2' sinin Antep maçları olması da tesadüf değil herhalde. Yıllarca Galatasaray' a taktığı çelmelerle aklıma kaldı Antep. Fakat bu sene çok rahat izlemeye başladım maçı. Bunda, geçen sene iki maçı da kazanmamız, bu seneki Frank Rijkaard faktörü ve Antep' in İsmail Köybaşı ve Bekir İrtegün gibi iki önemli oyuncusunu kaybetmesinin payı çok fazlaydı.



Nitekim Antep bu oyuncularının yokluğunu fazlasıyla hissediyordu. Taraftarına söz verdiği forveti de transfer edemeyen Antep, Beşiktaş' tan transfer ettiği ( ki ben çok severim ) Serdar Kurtuluş' u da oynatmadı. Defansın sağında yürümeye mecali kalmamış Mehmet Yozgatlı, solunda ise bir zamanların usta sol açığı Gürhan Gürsoy' la başladı maça Antep. İlk başta yadırgadım ama iki bek oyuncunu kaybedince (Bekir uzun süre bek oynadı Antep' de) ve oyunu da biraz atak oynamak isteyince bu oyuncular mantıklı görünüyordu. Dinamo Bükreş' ten yeni transfer edilen arkadaş attığı golle kalitesini ortaya koyarken Antep' te yine en beğendiğim oyuncu Murat Ceylan' dı. İsmail Köybaşı' dan daha fazla potansiyele sahip olan bu arkadaş auta çıktı denilen bir topu 0' a yakın bir yerden kaleye gönderebilme yeteneğine sahip. Maç içinde de sağ beke kaydırılana kadar ki neden bunun yapıldığını anlayabilmiş değilim, çok iyi oynadı. Antep' in ayağında top tutan ve oyunu açan tek oyuncusuydı. Hakan Bayraktar sahada görünmedi bile. Beto ve Tabata' yı da toplasan 1 oyuncu kadar oynamamışlardır.



Hal böyle olunca Galatasaray biraz ayağında top tuttuğu 20 dakika içerisinde 2 gol attı. Galatasaray bu sene böyle devam ederse başımızı çok ağrıtacak olan klasik defans dörtlüsüyle çıktı maça. 4' lü defans bloğunu ortadan ikiye böldüğümüz zaman sol tarafta kalan Servet ve Hakan Balta ile sağ tarafta kalan Gökhan ve Sabri arasında dağlar değil dünyalar kadar fark var. Her ne kadar hepsi Milli Takım oyuncuları olsa da Gökhan Zan' dan dolayı Servet de çekingen oynamak zorunda kalıyor. Zira penaltı pozisyonunda pozisyonunu kaybeden Gökhan' ın hatasını çok güzel bir darbeyle Sabri telafi etti. Yani birbirlerini tamamladılar. Haldun Üstünel yuvarlak konuşuyor ama bilmiyorum defansın ortasına veya sağına bir oyuncu alınmazsa bu sene de yandı gülüm keten helva olma ihtimali fazla...




Ortasahada ise Ayhan ve Mustafa Sarp ileri geri oynadılar. Fakat ileri çıktıkları kadar geriye dönemedikleri için her Antep atağı ceza yayımızın üzerine kadar geldi. Hatta Tabata neredeyse penaltı noktasının üzerinden vurdu. İleride iyi işler yapmaya çalışan bu ikili skor avantajı yakaladıktan sonra da geriye dönmediler, ne zaman ki Antep golü buldu biraz Ayhan ve Mustafa daha geri çekildi ama bu sefer de ileride top tutamamaya başladık. Bu süre zarfından sonra Mustafa Sarp geride oldukça fazla iyi işler yaptı. Attığı gol çalışılmış bir gol, geriye gelip kaptığı sayısız top defansı rahatlattı ama ileri doğru oyun kurmada o kadar başarılı olamadığı için çok göze batmadı. Aydın ve Keita etkisiz olunca Baros da ortadan silindi. Arda tek başına birşeyler yapmaya çalışsa da onun da nem ve sıcaktan dolayı ciğeri yetmemeye başladı. Maçtan aklımda kalan diğer bazı enstantaneler ise ; herkesin neden bu kadar sıcaktaki bir maç bu kadar erken oynanıyor itirazının üzerine dili boğazına kaçan Keita' nın yerdeki hali ve hakem Bünyamin Gezer' in bir rakip oyuncu gibi Arda' yı dışarı çıkarma isteği oldu. Keita' nın pozisyonunu gördüğümde aklıma ten renginden midir yoksa başka birşeyden midir bilinmez Marc Vivien Foe geldi. 2003' te Konfederasyon Kupası' nda hayatını kaybeden Kamerun' lu oyuncu, sonu benzemesin... Arda' nın hakemle diyaloğu da gerçekten tiraji komik. Bir hakem rakip oyuncunun yaptığı gibi dışarı çıkan oyuncuya nereden çıkacağını müdahale ederek gösterebilir mi ? Zamanı tutarsın, geciktirirse kartını verirsin bu kadar basit. Ama bizim hakemlerimiz hergün yeni bir kuralla karşımıza çıkmaya bayılıyorlar.



Arda demişken hergün üzerine daha da koyup ilerliyor. Dün akşam da 2 asist yaptı ve 1 gol attı. 2 hafta önce bu maçı izletseler Elano transferi yapılmazdı herhalde. Hücum hattımızdaki zenginliği gördükçe o kadar rahatlıyorum ki, Nonda bile aşka geldi. Herkesin diline pelesenk olmuş yediğinden fazlasını atar lafı doğru çıkacak gibi geliyor. Dün akşam da öyle oldu, 3 attık 2 yedik. Ama şunu şöyleyeyim, yediğinden fazlasını atan bir takım şampiyon olur. Hem de her turnuvada, oyunun kuralı budur...



Ayrıca takımını soyunma odasının kapısından evladını askere yollayan bir baba şevkatinde uğurlayan ve gurbetten dönen oğluna sevinçle sarılır gibi karşılayan bir teknik direktörümüz var. Bu bir blog değil resmen tez konusu. Şimdiden herşey için teşekkürler Rijkaard...

6 Ağustos 2009

Bu gelen Cimbom'un ayak sesleri...

Geçen yıl hevesimiz kursağımızda kalmıştı, yok yok midemize inmesine ramak vardı hatta.

İşte bu sene, midemize inmesine ramak kalan lokmayı sindirme senesidir.



Galatasaray 6-0 Maccabi Netanya

Gollerimizi Barış Özbek (2), Keita ve Nonda (3) kaydetti.

Maç hakkında yorum yapacağım demiştim, aslında yapılacak yorum yok ama geceden bazı detayları aktarayım.

-Keita'nın gol sevinci: Kadıköy'de olası bir gol sonrası atacağı taklalar rakip takım taraftarlarının sağlığını olumsuz etkileyebilir.

-Nonda'nın frikik golü: Nonda'da frikikten gol attıysa duran top sorunu büyük oranda çözülmüş demektir. Ayrıca Nonda'nın frikiği dışında son 4 maçta duran toptan atılan 4 gol var.

-Bu maçta Aydın 4 asist yaptı, 1 golü de hazırladı. Frank Rijkaard'ın gelişiyle bu çocukta acayip değişimler başladı. Son 2 maçtır gayet iyi oynuyor. Bu gidişle bu sene biraz zor kadro kuracağız gibi.

-Tobias Linderoth'un menisküsünde yırtık tespit edilmiş maçtan sonraki tedavisinde. Evet belki çok iyi bir oyuncu ama, oran-orantı yaptığımız zaman verdikleri götürdüklerinden çok daha az. Bence kendisine teşekkür edip yollar ayrılmalı. Son zamanlarda müzmin sakat cümlesinin karşılığı oldu Tobias Linderoth. Ben de dahil taraftarın büyük çoğunluğu kendisinden umutluydu ama son sakatlık haberi bu umutları yerle bir etti. Kendisi ile açılacak kontenjana daha sağlam bir önlibero alınmalı. Şu anda belki de önliberodan başı en çok ağrıyan takım biziz. Mehmet Topal&Linderoth ikilisi müzmin sakat. O mevkiide oynayabilecek en sağlam adam Mustafa Sarp. Ona bir şey olmaması için dua etmek gerek.

UEFA'daki yeni rakibimiz Estonya ekibi Levadia Talinn oldu. İlk maçı Ali Sami Yen Stadı'nda oynayacağız.

UEFA yolunda 3.adımı kazasız belası geçmek dileğiyle...

http://www.fussballtempel.net/uefa/EST/Kadrioru.html

Paylaş