30 Temmuz 2009

Inter' in, Milan' ın Elinden Oyuncu Kapmak

Burada bahsedilen adamdan mıydı kasıt acaba ?

Herkese hayırlı olsun, Haldun Üstünel yine yaptı yapacağını. Bonservisi için 3 yıl taksitle 7 milyon euro söylentileri var ki eğer doğruysa bu adamlara artık şapka çıkarmak lazım.

Gururlar söylüyorum ki Elano Blumer Galatasaray' da...

29 Temmuz 2009

Olmayan sistemin çöküşü...

Türkiye'deki Sivasspor gerçeğini Avrupa'da Anderlecht bitirdi. "Türkiye'de bir Sivas gerçeği var" deniyordu. Bülent Uygun'un "TürBülent" adını verdiği sistem de bu akşam hakkın rahmetine kavuştu. Hoş, o sistem geçen yıl ki Fenerbahçe maçlarına kadar çalışmıştı malum, Fenerbahçe maçlarında nedense TürBülent tırtladı amiyane tabir ile.



Amatörce yapılan savunma hataları, saman alevi gibi parlamadan biten Sivas atakları, 85.dakikada gelen ilk korner hepsi bir yana... Gecenin en iyisi bence Anderlecht taraftarıydı. Maça tamamen hakimler, anlık pozisyonlarda olağanüstü tepki veriyorlar.

Anderlecht'te dikkati çeken oyuncular elbette ki başta Biglia olmak üzere De Sutter, Frutos, Boussafa gibi isimler. Basit pozisyonlardan gelen goller bize gösterdi ki, Sivas sadece bir balon. Anadolu gerçeği falan yok ortada. Anderlecht'i tek zorlayacak adam Ersen Martin'de oyundan çıktıktan sonra umutlar bir başka bahara kaldı. Bülent Uygun şiir yazacağına takımına azıcık takım oyunu nasıl oynanır onu öğretmeye çalışmalı. Görüldüğü üzere Türkiye'de uyguladığı Anti-Futbol TürBülent taktiği Avrupa'da sökmüyor. Defansın belkemiği Bilica'yı Fenerbahçe'ye verip Yasin Çakmak'ı alırsan zaten başarı hayal olur. Anadolu takımlarının genel kaderidir bu, eğer bir yıldız parlıyorsa o takımda kalması zor. Mesela İbrahim Akın, mesela Gökhan Emreciksin, mesela Mehmet Topuz. Hele ki Gökhan'ın kaderi çok kötüymüş. O kadar hayal kur, sonra takasta kullansınlar seni.

Neyse konu Sivas'tan nerelere geldi. Anadolu takımları bu kafayla giderlerse sittin sene başarılı olmaları hayal.

Bir de dip not: Denizlispor'da tecrübesizdi ama takım oyunu oynayarak Lyon'u dahi elediler. Bence Bülent Uygun o yıl ki Denizlispor'u biraz olsun kendine örnek almalıydı...

27 Temmuz 2009

Galatasaray 2009/2010 Formaları...

Yeni formalar az önce lanse edildi. Önceden belirtildiği üzere Parçalı, Mor ve Beyaz formalarımız olacak bu sene.



Formalara soldan sağa sırasıyla yorum yapacağım.

Mor Forma: Açıkçası içime sinmeyen bir forma bu. Turuncu forma sarı ve kırmızının karışımıydı diye öyle ya da böyle kabul ettik. Mor formanın da bir hikayesi varmış, 2288 yıl önce bu topraklara gelip yerleşen Galat'ların rengiymiş. Hadi bunu biz öğrendik biliyoruz, ama bütün Galatasaray taraftarları bunu bilemezki? Mor forma yerine, Fenerbahçe'nin logo formasına benzer bir forma beklerdim Ali Sami Yen Stadı'nın son senesi münasebetiyle. Mor forma dümdüz bir forma. Sadece alternatif olsun diye çıkarılmış. Bayan taraftarlar tarafından belki yoğun ilgi görecektir ama ben şahsen beğenmedim. Puan vermem gerekirse 4/10

Beyaz Forma: Geçen yıl ki beyaz forma daha iyiydi sanki... Yine değişikliğe gidilmiş idare eder, mor formaya nispeten daha güzel. Zaten beyaz forma sade olmalı şahsi görüşüme göre o nedenle beyaz forma sınıfı geçti. 7/10.

Geldik esas formamıza...

Parçalı: Neden her yıl bu formanın tasarımı ile oynanır, Adidas'ın belli kalıpları üzerine oturtulur anlamış değilim. Fenerbahçe'den örnek vereceğim yine, çubuklu formaları yıllardır aynı ufak değişiklikler dışında. Biz de ise son bir kaç yıldır Adidas'ın standart tasarımı üzerine Sarı-Kırmızı renk oturtuluyor ve tamam bitti. Daha özel, daha güzel bir parçalı beklerdim ama olmadı. Ancak parçalı da beyaz gibi sınıfı geçti. 7/10.

Sırttaki Ülker reklamına da değineceğim. Fenerbahçe'nin formalarında sırttaki Ülker yazısı Sarı-Lacivert. Biz de ise logo olduğu gibi yapıştırılmış. Yapıştırma dedim de, logomuz yine yapıştırma. Alıştık artık, yani logo pazardan aldığımız 5 liralık formalarda bile itina ile dikilirken lisanslı formalarda yapıştırma logo kullanılıyor. Bunun mantıklı bir açıklaması olmalı. Azıcık özenin şu formaları tasarlarken, internette onlarca forma tasarlandı ve o formaların hepsi bu akşam lanse edilen formalardan çok daha güzeldi. Adidas'ı severim, bize her zaman uğurlu gelmiştir ama son senelerde yaptıkları tasarımlarla beni sinir etmeyi başardılar.

Yazının sonuna gelirken, son 3 yılın parçalısına göz atalım.

2007/2008 Parçalı forma:



-O senenin Adidas templatesi üzerine yerleştirilmiş sarı-kırmızı ve sıradan bir parçalı, üzerindeki zig-zaglar tuzu biberi... Bizim parçalımız sade olmalı dedik ve bir sonraki sene bu feryadımız birileri tarafından duyuldu...

2008-2009 Parçalı Forma:


-Son senelerde yapılan en güzel, en sade parçalı forma. Bu formayı eleştirmek kesinlikle artniyete girer. Sadece "Avea" reklamının boyutundan dolayı şikayet edilir, bir de Galatasaray logosunun ufaklığından.

Ve son olarak 2009-2010 Parçalı:

Yeni parçalının yorumunu yukarıda yaptım. Kötü de değil ama iyi de değil. Daha iyi bir parçalı beklerdim.

Formaların geneline not vermem gerekirse: 6/10.

Gelecek yıl daha iyi formalar bekliyorum. Ama hayal kırıklığına uğradığımı söyleyeyim...

Çıksan Gelsen, Sizi Özledim Desen...


Sabahlara kadar beklerdim, sezonun ilk yarışı kırmızı ışıkların hepsi aynı anda yandığında kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu, o gürültünün dumanın içinden senin bayrak kırmızının bir boğa edasıyla en önde çıktığını gördüğümde gözlerim yaşarırdı. Kendi kafamdan pit-stop stratejileri üretirdim, yarışları senin için simüle ederdim kafamda. Yarış dışı kaldığında üzüntüden yarışın geri kalanını izlemez, kaza yaptığında sağlıklı olduğun haberi gelene kadar kendi kendimi yerdim...



Hakkinen' le olan çekişmen hiçbir zaman başkasıyla olana benzemedi. Ne Alonso ne de Montoya Hakkinen kadar başarılı, çekişmeci ve centilmen olmadı. Sen gittin F1' de bitti. İzleyici sayısı seneden seneye düşüş göstermeye başladı. Kriz seyirci sayısını düşürdü diyorlar fakat hiç de öyle değil. Ferrari, Mercedes ve Renault' un hükümdarlığına son vermek için son 3 senedir çıkarmadıkları kural kalmadı. En sonunda da başarılı oldular. Ama farkedemediler ki sorun kimin birinci olduğuyla alakalı değil, kimlerin piste çıktığıyla ilgili...



"Biz Schumacher' in en önde basıp gittiği yarışları da basın toplantısına kadar izlerdik"

Diyor bir McLaren taraftarı, evet aynen öyleydi. Hatta kendi dilinde ne dediğini anlayamama pahasına beklerdik.

Serra Demirkol' un sesini de özledik. Yarış bitiminde Jean Todt' u ıslatmanı özledik, hiç asmadığın suratını özledik, kazandığın her yarışın sonunda sanki ilk yarışını kazanmışcasına çocuk sevincini özledik...



Kısacası Schumacher' li Hakkinen' li Formula 1' i özledik biz...

O' ndan sonra kırmızıların içine en çok yakıştırdığım yarışçı ise şu anda hastanede, şükürler olsun ki ameliyatı başarılı geçmiş ama F1' e devam edip edemeyeceği belli değilmiş. Hamile eşinin hatrına hayata sıkı sıkı bağlanmasını ümit ediyorum. Geçmiş olsun Massa...

26 Temmuz 2009

Arapların futbol hobisi...




Manchester City ve Portsmouth. Bu kulüplerin tek ortak noktası elbetteki Arapların elinde olmaları. Manchester City'i satın alıp başarıyı ligdeki tüm forvetleri alarak elde edeceğini sanan düz mantıklı Şeyh Mansur bin Zeyd El Nahayan'dan sonra şimdi de üstte fotoğrafı bulunan Süleyman El Fehim Portsmouth'u sermayesine kattı. Manchester City'deki forvet bolluğunun nedeni belki de şimdi ortaya çıkıyor. (Şöyle bir açıklama yapmam gerek: El Fehim, El Nahayan'ın en önemli kurmaylarından biri) Arapların 2.planı Portsmouth'u almakmış dersek eğer, düz mantıkla gittiğimiz zaman bu forvet bolluğunun nedenini şöyle özetleyebiliriz. Portsmouth'u bu darboğazda satmak isteyen Alexandre Gaydamak ve İngiltere Premier Ligi'nde tek el olmak isteyen Abu Dhabi grubu varken bu iş kaçınılmazdı. Şöyle bir senaryo yazayım hemen: Araplar Portsmouth'a forvet biriktiriyor! Tevez'den sonra Adebayor gibi Premier Ligin iki önemli forvetini kadrosuna katan City, mevcut forvetlerinden bazılarını pilot takım Portsmouth'a yollayabilir. Bu kesin değil tahmin yürütüyorum ancak görünen köy kılavuz istemez. Bu kadar forvet bir takımda nasıl barınabilir ki?

Önceden Ronaldo, Kaka, Buffon gibi isimlere olmayacak teklifler yapıp piyasayı allak bullak etmişlerdi. Arap Lobisi'nin yeni hedefleri nedir açıkçası merak etmekteyim.

Belki de İngiltere'nin Trabzonspor'u City veya Portsmouth olur hiç belli olmaz...

25 Temmuz 2009

09/10 Madrid vs. Barca

Bu aralar herkesin ağzına sakız oldu La Liga. Belki de hiçbir zaman olmadığı kadar popüler bu lig artık. Geçen sene şampiyon olan Barcelona oynadığı futbolla kendini herkese hayran bırakmıştı, sadece ligde değil Avrupa' da da fırtına gibi esen Barcelona Şampiyonlar Ligi' ni de kazandı. Zaten farklı birşey beklenemezdi herhalde. Ayrıca Real Madrid' i de Barnebau' da 6 - 2 gibi bir skorla da mağlup edince iş çığrından çıktı. Ne olduysa işte o maçtan sonra oldu bence...



Sezon bitmiş, Ramon Calderon istifa etmiş, teknik direktör Juande Ramos kovulmuş ve yerine Şili' li Manuel Pellegrini gelmişti. 2004' te Villarreal' e gelen Pellegrini takımı ilk sezon 3. yaparak Şampiyonlar Ligi' ne çıkardı ve o sezon UEFA Kupası' nda çeyrek final oynattı, diğer sezon Villarreal' i Şampiyonlar Ligi' nde yari finale kadar çıkarma başarısı gösterdi, ve son iki sezonda da takımı ligde 2. ve 5. yaptı. Real Madrid bu sefer iyi bir seçim yapmış gibi görünüyordu.



Hemen arkasından transfer dönemi başladı, ama ne başladı... Florentino Perez Los Galacticos' u kurmaya yeminliydi. İlk olarak, sezon ortasında Araplar' ın 150 milyon euro gibi çılgın bir teklif yaptığı Kaka' yı Milan' dan 65 milyon euro gibi cüzi bir paraya aldı. Cüzi diyorum çünkü hemen ondan sonraki transfer tabiri caizse futbol dünyasında depreme yol açacaktı. 2003 yılında henüz 17 yaşındayken Ferguson' un keşfedip 17,5 milyon euroyu gözünü kırpmadan verdiği Cristiano Ronaldo, takımına 6 senelik süre içerisinde aldığı paranın hakkını fazlasıyla ödeyerek ve üzerine de 96 milyon euro kazandırarak Los Galacticos' un bu sezonki ikinci bombası oldu. Takıma katılan Raul Albiol ve bence bu sezonun en büyük transferlerinden biri olduğunu kanıtlayacak olan Benzema' nın adı bu transferin gölgesinde kaldı.



Bu süre zarfında Katalunya semalarından pek haber çıkmıyordu. Ellerindeki sistemi çok iyi kullanan Barcelona büyük transfer peşinde değildi. Hatta Laporta biz yıldız transferi yapmayız, onları kendimiz yetiştiririz diyordu. Ama kazın ayağı öyle değildi. Valencia' ya Mata ve David Villa için 50 milyon euronun üzerinde teklif yapan Barcelona boğazına kadar batakta olan Valencia' nın beklenmeyen ret cevabı üzerine tekliflerini sadece Villa için 50 milyon euroya kadar çıkardılar. Valencia başkanı da bizim Recep Mamur gibi bilboardlar kiraladı Valencia' da. Üzerine de Barcelonalılar anlasın diye Katalanca Nosaltres No Venem yazdırdı :) Şaka bir yana Villa' dan beklediği cevabı alamayan Barcelona 2003' te yaptığının aynısını yapıyordu aslında. O sene Beckham için deli gibi kapışan iki kulüpten Barcelona gizliden gizliye PSG' den Ronaldinho' nun işini bitirmişti. Bunun sportif olarak ne kadar büyük bir hamle olduğunu Ronaldinho 5 sene içerisinde sadece Real Madrid' e değil Rijkaard yönetiminde bütün Dünya' ya gösterecekti. Tabi O sene Beckham' ı alan Madrid' de kârlı çıktı, fakat sadece maddi olarak.



Villa' dan istediği yanıtı alamayan demiştim ama dalmışım gitmişim nerelere :) Zaman hafiften ilerliyor, Madrid bir sezon önce toplamda 100 milyon eurodan fazla transfer bedeli ödediği Hollandalılar' dan hiçbirini gönderemiyor ve Ribery' yi de o kadar istemelerine rağmen transfer edemiyordu. Barcelona' da ise tabir- i caizse yaprak kımıldamıyordu. Çünkü şu anda elinde olan oyuncuların hem yaş ortalamaları hem de sisteme olan bağlılıkları Barcelona' yı en az 3 sene daha götürür düşüncesi herkeste hakimdi. Fakat yeni yüzler her zaman hem kulüp için hem de taraftar için vizyon göstergesi olarak kabul ediliyordu, bunu Laporta' da biliyordu...



Geçen seneden beri Guardiola' yla sorunu olan Ronaldinho ve Eto' dan sadece Ronaldinho' yu gönderebilmişti Laporta. Eto' ya da denize düşen yılana sarılır diyerek sarılmıştı Guardiola. O yılan Barca için Ligde 36 maçta 30 gol atmıştı ama Guardiola' yla hiçbir zaman can ciğer kuzu sarması olamadılar. Guardiola' nın gidecekler listesinde ilk sırada onun adı yazıyordur eminim.



Geçen hafta İspanyol basınına düşen İbrahimovic Barca' da haberi Cristiano Ronaldo haberi kadar olmasa da büyük yankı uyandırdı. Artık Barca' nın da Los Galacticos' a ufak da olsa cevap vermesi gerekiyordu. Bundan daha iyi bir cevap da veremezlerdi çünkü Cristiano Ronaldo transferini gölgede bırakacak tek oyuncu zaten kendi kadrolarındaydı. Fakat Ibra için verilecek rakam açıklandığında iki farklı düşünce ortaya çıktı. Aynı yaşta iki oyuncu için Barcelona üzerine 40 milyon euro + Aleksander Hleb kiralık ve Eto' yu bonservisiyle veriyordu. Her ne kadar problemli de olsa Barca' nın makine gibi işleyen 4 3 3' ünde önemli katkılar sağlayan bir oyuncuya karşılık bu kadar fedakarlık yapmak kimine göre ( Mourinho dahil ) aptallıktı, kimilerine göre ise Dünya' nın sayılı forvetlerinden birini takıma kazandırmak ve bunu sorunlu bir oyuncuyu göndererek yapmak ( yaptıkları gözardı ediliyor burada ) ve takıma yeni bir yüz, yeni bir çehre kazandırmak akıllı bir işti. Para zaten kulübün kasasında fazlasıyla mevcuttu. Ben ise ilk grupta yer alıyorum. Eto ne kadar sorunlu bir oyuncu olursa olsun bunu takıma hiç yansıtmadı, sahaya çıktı çatır çatır topunu oynadı ve sisteme de cuk diye oturuyordu. Fakat Guardiola ipini zaten çekmiş olduğu için inadından Inter' e imza atmadan önce bence bilerek zorluk çıkardı ama sonuçta istediğini alarak Barca' dan ayrıldı...



Bu kadar olay olması La Liga' yı belki de 2009 - 20010 yılında Premier Lig seviyesine getirecek. İzlenme oranları ve futbolcu kalitesinden bahsediyorum tabiki de. Euro Sterlin paritesi nedeniyle yıldız transferi yapamayan İngilizler ( Abramovic dahil, Arap Cityliler hariç ) La Liga' yı kendi liglerinden daha çok izlerler bu gidişle...

Kısacası bir tarafta sistemiyle Dünya' ya parmak ısırtan Barca, bir tarafta da Los Galacticos ruhunu yeniden canlandırmaya çalışan Madrid. Bu sene herşeye gebe. Bakarsınız olası bir Barca şampiyonluğunda Madrid' in başına bu sene elindeki en önemli oyuncuları kaybeden ve başarılı olması mucizelere bağlı olan Arsenal' in teknik direktörü Wenger gelir ve sportif direktör olarak da Zidane. Zaman herşeyi gösterecek, bizimki sadece tahmin...

23 Temmuz 2009

Bizim için Fener' e Deco...


Diyebilmek isterdim ama biliyorum ki çok zor. Zaten bugüne kadar basına çıkan oyuncuların %99' unu almadık. Aslında Deco' nun o %1' lik kısımda olmasını o kadar çok isterdim ki, Lincoln' le sarsılan kalbimi ancak onun gibi bir oyuncu tamir edebilir...

21 Temmuz 2009

Fenerbahçe'deki Brezilya Lobisi

-Anıl'ın yazısının devamı olarak yazıyorum...



Fenerbahçe 2 sezon aradan sonra Brezilya Lobisi'ni tekrar tek çatı altında bileştirdi. Bilica, Clarindo Dos Santos ve Cristian Oliveira ile birlikte Fenerbahçe'deki Brezilyalı sayısı 8'e yükseldi.

Benim şahsi görüşüm bu "Brezilya çetesi" Alex önderliğinde sezon sonuna doğru Christoph Daum ve Güiza'nın da fişini çekerler. Alex sadece kaptanlık yapmıyor, bu çetenin bir önderi. İstediğini aldırıyor, istediğini göndertiyor. Bu yıl Aragones'in fişini çekenler, şimdi Aragones'ten kalan yegane hatıra İspanya'nın penaltısız gol kralı Daniel Gonzales Güiza'yı da bitirecekler. (Hoş kendisi geldiğinden beri dolmadı ki bitsin)

Korku filmi gibi. Lider Alex önderliğinde Bilica, Çakma Gökçek Wederson, Roberto Carlos, Edu, Deivid ve son olarak iki yeni tranfer. Bu iki yeni transfer o kadar şişirildi ki kelimelerle anlatılamaz.

Şöyle ki, nasıl Christoph Daum geldiğinde Rijkaard'ı bile gölgesinde bıraktı yüce Türk basını sayesinde, şimdi Keita&Franco'dan sonra Fenerbahçe'deki çetenin son elemanları futbolcu kategorisindeki bu görevi üstlendi. Derine inersek Fenerbahçe kadar reklam yapmayı seven (tabi ki bunda basının da faydası büyük) başka bir kulüp var mıdır Dünya üzerinde? -Şimdi Real diyeceğim birileri sopayla kovalayacak beni:)- Kaldı ki Keita geldiğinde "Çakmasını alsanız ne yazar harbisini alamadınız ki?" diyen bir camiadan bir şey beklenemez... Burada harbiden kasıt Barcelona'da forma giyen Keita. Bu mantaliteye ne anlatırsan anlat anlamazlar zaten.

Xabi Alonso'lardan, Senna'lardan, Tomasson'lardan buralara... Tilki'nin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı misali, Brezilya Lobisi'ne geri dönüş. Hayırlısı olsun kendilerine.

Dip Not: +3 yabancı ile (Volkan, Gökhan Gönül, Semih Şentürk) ile Brezilya Ligi'nde oynayabilir Fenerbahçe. Çünkü son transferlerle birlikte kendilerini aştılar. Türkiye fazla gelir onlara...

André Clarindo dos Santos Cristian Pele Romario Vuvuzela...

Gerçekten uzun demi adamların isimleri, Pele' nin bir sayfa dolusu ismi var diye şehir efsaneleri vardı zamanında. Neyse kısa keseyim geyiği de konuya geleyim.

Fenerbahçe dün iki transferini de aynı anda açıkladı. Zaten farklı birşey düşünülemezdi, aynı takımdan alacağın iki adamı 1' er hafta arayla açıklayacak halin yok.

Oyunculara gelelim kısaca neler var neler yok bakalım. Önce herkesin çok sevindiği Andre Santos' dan başlayım.


26 yaşınaki oyuncunun mevkisi sol kulvar. Ne demek yani ? Fifa 2001' deki sol bek oyuncularının aksine adam defansın solundan topu aldığı zaman hiç yorulmadan sol kanat dahil heryerde oynayabiliyor. Hani sol bek oyuncuları ileri çıktığında yavaşlardı da Fifa' da o misal :) 26 yaşındaki Andre Santos' u bu yazın başında Afrika semalarında Konfederasyon kupasında izledik. 5 maçta 336 dakika dakika oyunda kalmış ve ortalama 67 dakika oynamış her maçta. 5 maçta da sol bek oynadığı için sol açıkta pek izleyemedik Santos' u. Aklımda kalan açtığı birkaç orta, bu istatistik bile Uğur Boral' dan yaka silken Fenerbahçeliler için yeterlidir eminim. Figueirense' den Corinthians' a 400.000 euro karşılığında transfer olan Santos 1,5 sezon içerisinde gösterdiği performansla 6 - 10 milyon euro arasında bir transfer bedeliyle Fenerbahçe' nin yolunu tutuyor. Bedeller daha kesin olmasa bile bizi ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Ama Milan' ın 20 milyon euroluk teklifi ve oyuncunun Milan' ı değil de Fenerbahçe' yi seçmiş olması çok komik. Brezilya' da böyle transfer olan oyuncuyu uğurlamadan önce vururlar. Neyse işin özü öyle veya böyle Fenerbahçe ihtiyaç bölgesine süper olmasa da Uğur Boral' dan iyi bir oyuncu aldı. Bu sezonki performansı Brezilya ikinci liginde gösterdiği gibi olursa Fenerbahçeliler çılgın atarlar.



Gelelim Cristian Mark Junio Nascimento Oliveira Baroni' ye. 26 yaşına geçen ay girmiş olan Cristian daha henüz milli takımda forma giymemiş. Çünkü Brezilya dünya futbol tarihinin en büyük ön liberolarını yetiştirdiği için bu arkadaşa Konfederasyon Kupası' nda bile sıra gelmemiş bir türlü. Fiziği ve attığı gollerden sonra indirmediği orta parmaklarıyla öne çıkan bu arkadaş Maldonado ve Josico' dan faydalı olabilir mi tartışılır. Zaten Andre Santos' u aldınız, önlibero arıyorsanız başka dükkana bakmayın elimizde Cristian var buyrun onu da verelim gibilerinden bir transfer hikayesine benziyor. Paket halinde vermişler herhalde. Poulsenler' den, Emanalar' dan sonra alınan bu arkadaş Xabi Alonsolar' dan, Sennalar' dan sonra gelen Josico etkisi yarattı taraftarlarda. Fenerbahçe' nin Avrupa' dan oyuncu alamama sorunsalı geçen sene Guiza dışında ( ki Aragones olmasa o da gelmezdi ) devam ediyor. Bizim uzun saçlı aslanımızın aksine eskiden onlarda da bir kel vardı bitirip gelirdi transferleri. Şimdi Ankaraspor' dan gelen teknik adam Aykut yürütüyor bu işleri. Garip...

Fenerbahçe bu iki arkadaş için Brezilya basınına göre toplamda 10 - 13 milyon euro arası bonservis bedeli ödemiş. Aziz Yıldırım' a pazar ola diyorum. Keşke 1,5 sene önce ikisini de 1 milyon euroya alabilseymiş. Bekir ve Bilica' ya kalan savunma hattı için de Allah yardımcıları olsun diyorum...

He unutmadan son bir not : Sürekli Brezilya milli takımında oynadığı iddia edilen Andre Santos kariyerinde 5 kere oynamış milli takımda, o da bu yaz...

20 Temmuz 2009

Hey Arkadaş ! Sağol...

Aklıma geldi biraz nostalji olsun dedim, izleyin bakalım fena mı etmişim...

Hakan' dan Suat' a, Abdullah' dan Engin' e, Ertuğrul' dan Recep' e birçok eski yüzü görmek gerçekten çok güzel...

18 Temmuz 2009

6 + ???

Ferrari
Sivok
Tello
Delgado
Holosko
Ernst
Fink
Bobo
Zap....



Kasımpaşa Zapo' nun menajerleriyle anlaşamamış. Oyuncunun yıllık ücretini vermeyi kabul eden Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören menajer parasını hesaba katmamış sanırım. Aslında Kasımpaşa yöneticileri biraz daha zorlarsa kendi cebinden bile verir Demirören o parayı eminim. O kadar bonservis verdiği adamı bir sezon sonra yıllığını ödemeyi kabul edip başka kulübe yollayabilecek bir başkanın 100 200 bin doları da çıkarıp trink vermesi lazım artık bu saatten sonra.

Peki vermezse ne olacak ? 6 + 2 kuralı neden konuldu ? Eğer federasyon Zapatocny' nin sözleşmesinin feshedilmesine karar verir ya da Beşiktaşa yüklü bir para cezası verirse bu rezilliğin açıklamasını kim yapar ? Savunmaları ne olur ? Ben size söyleyim hiçbir açıklama yapamazlar. Demirören' in Ferrari transferi dereyi görmeden sıvanan paça gibidir, aynen Galatasaray' ın Gökhan Zan transferi gibi...

Demirören bir iki gün içerisinde buna çare bulacaktır eminim ama olan yine Beşiktaş' ın pardon Demirören' in paralarına olacak...

Edit : Beşiktaş Ferrari ile resmi sözleşme imzalamamış, yani federasyon kayıtlarında Beşiktaş' ın oyuncusu olarak görülmüyormuş şu anda, sadece antremanlara çıkıyormış. Genoa Beşiktaş' ın verdiği 5 milyon euro ile Boca' dan Palacio' yu aldı ama Beşiktaş hala Ferrari' ye sözleşme imzalatamadı. Ne denir ki şaka gibisin Yıldırım Demirören...

17 Temmuz 2009

Ibra Barcelona'da...

İtalya'nın kasap defanslarının arasında yaptıklarını düşününce Barcelona'da 30+Gol atar İbra. Real Madrid'e şimdiden geçmiş olsun. Transferi Massimo Moratti'de onaylamış...



O artık bir Katalan. Bekle Madrid geliyoruz...

Arsene Wenger kim?



"Arsene Wenger'in teknik direktörlüğünü beğenmiyorum"

Bu sözler çakma Fatih Terim Bülent Uygun'a ait. Sivasspor CL 1.önelemesinde Anderlecht ile eşleşti, eğer olur da turu geçerler ise karşılarına bir ihtimal Arsenal gelebilir. Bu olay vuku bulur ise eğer, bakalım Arsene Wenger ile Bülent Uygun birbirlerini tanıyacaklar mı?

15 Temmuz 2009

Galatasaray'daki Forma Sorunsalı

Adidas bunu bilerek mi yapıyor, yoksa kulüp kar oranı düşmesin diye formanın kalitesinden mi kısıyor anlamak güç.



Logo düşmüş. Bu ilk olan bir şey değil. Geçen yıl bir çok kez başa gelen bir şey. Logo dikiş değil yapıştırma olduğu için bu böyle. Yani pazardan 5 Lira'ya aldığımız fason formalarda bile logolar dikiliyken lisanslı üründe logo yapıştırma!

Bir başka detay:


Parçalı forma üzerinde siyah font. Yani beyaz font yerine siyah hangi aklın mantığın ürünü olabilir? Kulüp neden iki yıldır bunun üzerinde durmaz? Diğer formalarda (Örneğin BJK) siyah forma üzerine gri font, beyaz üzerine siyah font uygulanırken biz de parçalı üzeri siyah!

3.Detaya geçelim:
TÜRK TELEKOM zemini Kırmızı! Eh, sırtta Ülker önde Türk Telekom kollarda Avea. Bu sene reklam panosu satın alacağız anlaşılan.


Yeni 10 numaramız Arda'nın ikinci adı falan mı Ülker? Böyle saçmalık olamaz...
Bu saçmalık umarım yeni formalarda olmaz. Yarınki Tobol maçında yeni formalardan birini giyecekmişiz, bu nedenle biraz da olsa umudum var. Sırt reklamının numara altına alınması, Türk Telekom yerine TTNET reklamı, font renkleri gibi detaylar için...

Uzun Saçlı Yönetici mi Olur ?

Turgay Şeren Özhan Canaydın' a şu adamı al berbere götür de saçlarını kestir böyle yönetici mi olur demişti zamanında. O zamandan bu zamana Haldun Üstünel' in saçları gibi yaptığı transferlerin hikayeleri de efsaneleşti.


190' ın üzerindeki boyu, karizma gülüşü ve giyim tarzıyla şimdiden geleceğin başkanlığına aday gösteriyorum kendisini. Şüphesiz ki bu özellikler yeterli olmayabilir Galatasaray Spor Kulübü başkanlığı için. 1967 doğumlu Haldun Üstünel ortaöğretimini Saint Benoit Lisesi, liseyi Suadiye Lisesi' nde, yükseköğretimini ise San Francisco Dominican College' da tamamladı. 1992' den bu yana da İstanbul Tela Sanayi Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyor*.


İlk defa 2 sezon önce Lincoln transferiyle duydum adını ne yalan söyleyim. Zaten medyada bu kadar yer almasının sebebi de transferlerle birlikte havaalanında görülmesi oldu. Tabi her transfer yapan yöneticiden çok büyük bir farkı vardı. Özellikle bu sezon yapılan transferlerden kimsenin haberi olmadı. Lincoln haberiyle birlikte hatırlıyorum kendisini ilk. O sezon neler olmamıştı ki ? Resmi sitede Lincoln Galatasaray' da haberi verildi, sonra yanlış olduğu anlaşıldı Bouzid haberi girildi siteye vs. Bir sonraki sezon Kewell 1 gün içinde ikna edildi, Baros ile sözleşme imzalanana kadar kimsenin haberi olmadı transferinden. Bu sene işler daha da bir değişti. Haldun Üstünel artık daha tecrübeliydi. Kimsenin haberi yokken, kimsenin aklına bile gelemeyecek bir zamanda Nisan ayında gidip Rijkaard' la görüştü. İlk görüşme her ne kadar tanışma amacıyla da olsa Üstünel Rijkaard' ı yaklaşımıyla etkilemişti o buluşmada. Leo Franco ile söleşme protokol imzalanmıştı mesela o dönemde ama o basına çok kolay sızdı çünkü transferin olacağı kesindi artık. Skibbe' nin gönderilmesiyle de birçok isimle anılmaya başladı Galatasaray' ın ismi. Houllier, Schuster, Juande Ramos, Co Adriaanse Fatih Terim, Lucescu hatta Daum ismi bile anılıyordu Galatasaray' la. Ama Üstünel Nisan' da yaptığı görüşmenin, attığı tohumların hasat zamanının geldiğini biliyordu. Bir kere daha gitti Rijkaard' ın yanına. İlk buluşmada oluşan arkadaşlık ortamı artık meyvelerini vermişti. Kaptı Rijkaard' ı geldi İstanbul' a. Yine havaalanında Rijkaard' ın yanında Haldun Üstünel yürüyordu, bütün medya, duyumcular tersköşeydi...


Gazeteler transfer listelerini genişletmeye başladılar, hergün yeni bir Hollandalı çıkıyordu gazetelerde. Sneijder' den Huntelaar' a birçok isim yazıldı çizildi. Eski Barcalılar teker teker transfer edildi. Hatta zamanında Rijkaard' ın kadro dışı bıraktığı, oynatmadığı adamlar bile gündeme getirildi. Çünkü kimin geleceğini ne olacağını bilemiyorlardı. Kimin transfer edileceğini Adnan Sezgin bile bilmiyor deniliyordu. Servet' e yapılan 8 milyon euroluk teklif de ortalığı iyice allak bullak etti. Rijkaard 4 3 3' ün sağ kanadına oyuncu isteyince yine hareketlendi ortalık. Babel ismi anılmaya başlandı, arkasından Govou denildi. Aslında Govou ismi çok yakındı gelecek olan adama. Lille zamanında Fransa lig özetlerine birkaç kere denk gelip hayranlıkla izlediğim Kader Keita aklıma gelmeliydi, Monacolu Pino dedim içimden ama tutmadı. Sonraki gün sabahın dokuzunda açıklandı Keita. Yine herkes tersköşe olmuştu.



Dün gerçekleştirilen Keita' nın imza töreninde yine Haldun Üstünel Show vardı. Muhabirlerden birinin sorduğu transfer olacak mı sorusuna, divan kurulunda transferi kapadık diyen Adnan Polat' ın aksine en az bir transferimiz daha olacak ve kesinlikle yabancı diye cevap verdi. Kimbilir belki de Adnan Polat' ın bile haberi yoktur.

Yapılacak olan transferleri kesinleşmeden Adnan Sezgin' e bile söylemediği bilinen bir adamın herkesin gözünün önünde böyle iddialı bir cümle kurması bütün taraftarları oldukça heyecanlandırdı.



Bu sabah itibariyle de Mehmet Demirkol çok ünlü Portekizli bir oyuncu ile görüşüldüğünü söyledi NTV' de. Aslında dünkü açıklamadan sonra Mehmet Demirkol ortaya isim atan ne ilk adamdı ne de son olacak. Önceki transfer hikayelerinde olduğu gibi isim yine imzalandığı gün resmi siteden öğrenilecek ilk olarak. Bunu tahmin etmek için müleccim olmaya gerek yok.

9 Temmuz 2009

Tutmayın Küçük Enişteyi...



2000 sonrası Galatasaray için istenen gibi gitmemişti. UEFA zaferinin pazarlanamaması, kadronun dağılması, dağ gibi büyüyen borçlar ( aslında gün yüzüne çıkan demek daha doğru olur ), yanlış transfer politikaları, kısır yönetimler, futbolcuya dayalı düzenin varlığı ve yadsınamaz zararları... Bu liste uzar da gider ama benim dikkat çekmek istediğim nokta daha ufak ama kulüp için tabir- i caizse cürmünden de fazla zarar getiren bir kişi.

Profesyonel olarak ilk çıktığı maç 2000 - 2001 sezonundaki 3 - 1 kazanılan Gençlerbirliği maçı olarak geçiyor kayıtlarda ama her nedense 2003 yılına kadar kalıcı olarak A takımda yer alamadı. Forvet olarak başladığı kariyerinde ofansif ortasaha, sağ kanat, sağ bek ve sol bek dahil olmak üzere değişik bölgelerde devam etti. Sürekli olarak oynadığı tek yer sağ kanat ve uzun süredir mecburiyetten de olsa sağ bek. Galatasaray' da Capone' den sonra insan gibi bir sağbek transferi yapılamadığı için mecburi olarak oraya monte edilen küçük eniştemiz milli takıma kadar yükseldi bu süre içerisinde. Tabi bunda Galatasaray' da oynaması ve Fatih Terim' in prenslerinden biri olmasının rolü gözardı edilemez.



Alışık olmadığı pozisyonda oynuyor, bu yüzden pozisyon hataları yapıyor vs diyenler çok. Bana kalırsa 3 sezondur uzun süre o bölgede oynamış olan birisi ne yapıp ne edip o bölgede ( ki futbolda neredeyse en basit bölgelerden birisidir önünüzde bir kanat oyuncusu varsa ) nasıl oynanacağını öğrenir. Ama bıraksanız 2 maç arka arkaya çıkaracak kondüsyonu var. Zaten A takımda yer almasının en büyük nedenlerinden birisi de bu. İşin cemaat vs. kısmına hiç girmek istemiyorum çünkü kendisi tamamen bir piyon rolünde diyebiliriz. Edilgen bir yapısı olduğu kaçınılmaz, eğer bir abisi televizyona çıkıp Galatasaray' daki futbolcuya dayalı düzeni savunursa o da arkasından çıkıp takım hakkında istediğini dile getirebilecek cesarete sahip olur çünkü Galatasaray' daki futbolcuya dayalı düzenin son miğferidir, kim penaltı atacak, kim kaptan olacak ona sorulmalıdır o artık genç değil bir nevi abi rolündedir, ama abileri birşey demezse gider tribünlere üçlü çektirir, formanın üzerinde secde eder. Fener' de oynayan abisinden görmüş olsa gerek bu hareketi de...



İşin özü 10 sene bu takımda yer alıp, bu takıma hiçbirşey vermeden bu kadar çok bu formayı giyen başka bir oyuncu bulamazsınız. Ne zaman ki kadro dışı kalması gündeme gelir ona bir şans güler, ya hoca değişir ya sezon biter yine affedilir. Hacıyatmaz gibi aslında, ben hacıyatmaz diyorum kendisine. He unutmamak gerekir kendisi duran topların da usta ismidir. Bırakmaz frikikleri kimseye...

Kısaca bu takımda olmaması gerekendir bana göre, 10 sene Galatasaray kariyeri onun CV' si için fazladır bile. "Tutmayın küçük enişteyi salıverin gitsin" artık...

Paylaş