29 Haziran 2009

Sonsuza kadar I Love you Hagi...

İçimden geldi gecenin bir vakti öylesine...

Benzemez kimse sana
Tavrına hayran olayım
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım...








28 Haziran 2009

Ümit Karan Eskişehir'de.

Ümit Karan resmen Eskişehirspor'da.

Kariyerindeki 4.takımı da ilk takımı gibi Kırmızı-Siyah renklerde. Alışmamışız onu farklı forma altında görmeye bir garip geldi.



Galatasaray'ın son 2 şampiyonluğunun baş aktörüydü Karan. 2005-2006 sezonunda sezonu kapatana dek 17 gol attı. Gerets'in 2.sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde 3 maçta sahaya kaptan olarak çıktı. Liverpool'a Anfield Road'da arka arkaya attığı 2 gol unutulmaz... Son şampiyonluğumuzda yine başroldeydi Ümit Karan. 29 maçta 11 gol attı geçen yıl. Bu yıl kaptanlığı taktı ama yaramadı o'na. Ligde golü olmayan Karan Bu yıl sadece UEFA'da Benfica'ya ve Türkiye Kupası'nda Ankaraspor'a karşı gol atabildi. Aslında Skibbe'nin oturtmaya çalıştığı sistemde pek yer bulamadı kendine. Bunda Baros'un insanüstü performansı da etkiliydi tabi. Ancak ligde tek bir gol bile atamaması da anti parantez... Oysa geçen sene müthiş bir performans göstermişti. Bu sene ki düşüşünün nedenini çözebilmiş değilim halen...

Eskişehirspor'da başarılı olman dileğiyle "99". Verdiğin emekler için teşekkürler... Yolun açık olsun. Ben hala #99 parçalı formamı giyiyor olacağım ardından...

25 Haziran 2009

Kovacevic' in Arif' i



Nihat' ı satan şampiyonluğu da satar demişti zamanında Daum. Aslında herkes onun toshack geçtiğini sanıyordu fakat dediği çıktı, Toshack Nihat' ı yanına alırken Beşiktaş ligi Fenerbahçe' nin 13 Galatasaray' ın 16 puan arkasında 3. bitiriyordu. Nihat' ın ilk yarı performansı da 13 maçta 6 gol 6 asistti. O dönemlerde o yaşta bir Türk oyuncu için çok iyi bir performans çiziyordu.



Sociedad' a ilk gittiğinde her genç ve yabancı oyuncu gibi fazla forma şansı bulamadı, bir ara sağ kanatta denendi fakat Laliga için yeterli değildi. Sonraki dönemlerde yavaş yavaş şans bulmaya başladı. Gittiği ilk sene 11 maça çıkan Nihat gol atamadı. Nihat' ın Nihat oluşu gittiği ikinci sezona denk geldi. 2002/2003 sezonunda 35 maçta attığı 23 gol ve Kovacevic' le olan mükemmel uyumu Türk futbolculara olan bakış açısının değişmesinde büyük rol oynadı. Son hafta şanssızlıkları olmasa belki de Laliga' da şampiyonluğa uzanan ilk ve son Türk oyuncu olabilirdi.



4,5 sene kaldığı ve büyük başarılara imza attığı Sociedad' dan sözleşmesi bitince Villarreal' e gitti Nihat 2006' da. 2006 senesinde geçirdiği ilk büyük sakatlık da onu bir seneye yakın sahalardan uzak bıraktı. Sonrasında 2 kere daha büyük sakatlıklar ve operasyonlar geçiren Nihat en son Milli Takım' ın 2008 Avrupa Şampiyonası çeyrek final maçından sonra sakatlanmıştı. Son yaşadığı sakatlıktan sonra bu sezon 26 maçta 569 dakika oyunda kaldı fakat gol atma başarısı gösteremedi. Maç başı ortalama 21 dakika oyunda kaldığı düşünülürse bu performans da şaşırtıcı sayılmaz.


Nihat ayrıca sakatlanana kadar son 3 sezonda Ronaldo ile birlikte La Liga'da en çok gol atan (50 üzeri) iki oyuncudan biri olma başarısını da gösterdi. Görüldüğü gibi kariyeri büyük başarılara ve aynı oranda da sakatlıklarla dolu olan Nihat şimdi Beşiktaş' a, yuvasına döndü. Ne yapar ne eder bilinmez. Son milli maçlarda izlediğimiz bencil Nihat olursa işi zor, zira eskisi kadar da hızlı ve dayanıklı değil. Ama eğer yanına Kovacevic gibi bir partner konulursa belki de Kovacevic' in Arif' i geri döner...

Ps : Beşiktaş bugün iyi ekmek çıkardı bana, sağolsun Demirören fakat kimse kapmaz elindeki adamları neden gece açıklıyor ? Gecenin vakti uğraş da dur :)

24 Haziran 2009

Orta Açmayı Bilsem...




"Orta açmayı bilsem Real Madrid' de oynardım" diyordu İbrahim Üzülmez. 2000/2001 sezonunda Beşiktaşa attığı imza sonrası çok garip bir ivme kazandı kariyeri. Hızlı ve hırçın yapısı ve pozisyon almadaki becerisi belki de yapamadığı ortaları ve eksik olan tekniğini gölgeliyordu. Aslında futbol oynayacak sadece fizik vardı onda ve bir sol ayak, çok meziyet gerektirmeyen bir bölgede kendine yer buldu, zaten yapması gereken tek şey defans kurgusuna göre pozisyon alabilmekti ve bunu da başardı İbrahim.

Fakat onunla alakalı Milli Takım' a kadar yükselmesinden daha ilginç olan birkaç bilgi aktarmak istiyorum. İbrahim Üzülmez ve üzdüğü solbekler. Az uz değil, ufak tefek adamlar da değil aslında, hepsi hemen hemen Beşiktaş kalibresinde bir takımda oynayabilecek adamlardı fakat İbrahim Üzülmez' in varlığından dolayı o formayı düzenli bir şekilde giyemediler.


25 yaşındaydı 2000 yılında Beşiktaş' a imza attığında İbrahim, 30' una dayandığında 2004/2005 sezonunda sol bek ihtiyacı duydu ilk olarak Beşiktaş ve Celta Vigo' dan tam 4.5 milyon Euro' ya Juanfran' ı aldılar. Zaten o sezon John Carew, İbrahim Toraman, Çağdaş Atan derken 12 milyon Euro' nun üzerinde para harcadılar transfere, takımın başına Vicente Del Bosque' yi getirdiler. Beşiktaş için rekor denecek bir transfer dönemiydi.



Juanfran o sezon 730 dakika sahada kalırken takımın gediklisi İbo 1167 dakika sahada kalmıştı. Sonraki sezon Ajax' a kiralanan Juanfran Del Bosque' nin de takımdan ayrılmasıyla sözleşmesi fesh edilerek Ajax' a imza attı.

2005/2006 sezonunda Adem Dursun sadece bir yarı takımda kalabildi, 2006/2007 sezonunda Baki Mercimek yuhalanarak gönderildi. Her ne kadar ikisi de tam olarak sol bek oyuncuları olmasa da gelişme kaydedemedi ve İbo' dan formayı kapma başarısı gösteremediler.


2008/2009 sezonuna geldiğimizde Panathinaikos' un serbest bıraktığı Anthony Seric ile sözleşme imzaladı Beşiktaş. Son solbek denemeleri oydu. Fakat ne Ertuğrul Sağlam ne de takıma sonradan gelen Mustafa Denizli Seric' e şans vermedi. İbrahim Üzülmez yine takımdaydı ve ne hikmettir ki onun olmadığı maçlarda geri dörtlünün sol kanadı adam gibi işlemedi. Onun varlığı sol ayaklı Ekrem Dağ' ı bile sağ beke kaydırdı. Tahmin edilebileceği üzere daha sezon bitmeden Seric' le yollar çoktan ayrılmıştı...


2009/2010 sezonuna gelindiğinde Beşiktaş' ın adı Türkiye' nin en iyi genç solbeklerinden biriyle anılıyor. İsmail Köybaşı bu isim. Eğer Beşiktaş bu adamı kadrosuna katarsa büyük iş başarmış olacak. Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarında gösterdiği performansla adından söz ettiren İsmail Köybaşı' nın geleceği oldukça parlak görünüyor. Bu saatten sonra 35' lik İbrahim Üzülmez' in de kimseyi kesebileceğini düşünmüyorum ama ne olur ne olmaz 1+1 sözleşme imzalamayı eksik etmedi Beşiktaş...

Ps : 8 Aralık 2002 Galatasaray Beşiktaş maçında sağ ayağıyla attığı bir gol vardır ki bahsetmeden geçemeyeceğim. Herhalde futbol hayatının en anlamlı golüdür...

23 Haziran 2009

Perez Çıldırmış Olmalı!

Real Madrid'in transferde Kaka ve Ronaldo'ya harcadığı para 160Milyon €'yu geçiyor. Çıldırmış olmalı bu Fiorentino Perez.




Kendisi bu kez de Xabi Alonso/Alvaro Arbeloa'nın peşine takıldı. İkili için 45M€ vermeye hazırmış Real Madrid. Kaka/Ronaldo ikilisine Dünya'nın parasını veren Perez henüz tatmin olmamış olmalı. Kendini FM'de hissediyor galiba. Barça'daki Iniesta/Xavi tandemine Alonso/Arbeloa ile cevap vermeye hazırlanıyor. Acaba ortadaki Gerrard'a el atar mı? Perez bu ne yapacağı belli olmaz.

Bakalım ilerleyen günlerde neler olacak?

Leo Franco Galatasaray'da.



1 Temmuz'da takım ile çalışmalara başlayacakmış Leo Franco. Hayırlı uğurlu olsun. İtalya'nın 2.kalecisi De Sanctis'in ayrılmasının ardından bu kez Arjantin'in 2.kalecisini transfer etti Galatasaray yönetimi.

Biraz tanıyalım Leo'yu.

Futbol'a Indipendiente'de başlayan Leo Franco 97-98 sezonunda Belgrano takımında oynadıktan sonra Real Mallorca'ya transfer oldu. Mallorca'da Copa Del Rey kazanan Franco Galatasaray'ın 4-1 kazandığı UEFA Çeyrek Final 1. ve 2-1 kazandığı Çeyrek Final 2.maçında Galatasaray'a karşı forma giydi. Arjantin Milli Takımı formasını 5 kez giyen Franco 1997'de U20 Milli Takımı ile şampiyonluk yaşadı. 1998-2004 arası Mallorca'da 151 maçta oynadıktan sonra 2004'te Athletico Madrid'e transfer olan Leo Franco Madrid ekibi ile 148 maça çıktı.

Bonservis bedeli ödenmedi Franco için. 1 Hafta sonra sözleşmesi bitiyor, zaten eşi ile İstanbul'a gelmiş bile. Yaklaşık 1 hafta tatilden sonra çalışmalara katılacak. Tek korkum aşırtma gol yemeyi seven bir yapısı olması. 4-1 kazandığımız maçta gollerin 3'ü aşırtma idi mesela. :)

Umarım takımımızda başarılı olur, nice kupalara hep birlikte Leo Franco. Galatasaray'a hoşgeldin.

22 Haziran 2009

Gökhan Zan




Yıllarca dalga geçtim kendisiyle, yok oğlu olursa adını Bora koysun falan gibilerinden. Ama kim bilebilirdi ki gün gelecek bu adamın yolu Galatasaray' la kesişecek diye...

Daha 1 hafta bile olmadı Servet Çetin' in Marsilya' ya transferi gerçekleşeli, aslında 1 gün bile olmadı çünkü resmi açıklama yok henüz. Fakat kendisi gideceğini hafiften çıtlattı.

2008 Avrupa Şampiyonası' nda kendisiyle dalga geçenlere nazire yapar gibi oynadı Gökhan Zan. İsmi birçok Avrupa ve Rus kulübüyle anılmaya başlamıştı. Fakat Beşiktaş bir sene daha uzattı sözleşmesini. Servet Çetin' le beraber çok iyi bir ikili oluşturmuşlardı.



Galatasaray şimdi o ikiliden birini 8 milyon euro' ya ( kesin olmamakla beraber ) Marsilya' ya satıyor, kendisiyle aynı yaşta olan diğer milli oyuncuyu da bonservis bedeli ödemeden kadrosuna katıyor.



Her ne kadar Beşiktaş' da sakatlık problemleriyle uğraşmış olsa da Galatasaray adına kârlı bir transfer olduğu söylenebilir. Kârlı olduğu kadar da riskli, Gökhan zaman zaman mükemmel oynayan, zaman zaman da rakip takım santroforu kimliğine bürünebilen bir oyuncu. Frank Rijkaard' ın elinde ne olur bilinmez, Pujol' un kondüsyon yüklemesi de Gökhan Zan' ı eski Gökhan yapabilir...

17 Haziran 2009

Vuvuzela mı? O da ne?

Konfederasyon Kupası'nda kulaklarımızın ırzına geçen iğrenç sesi çıkartan aletin adı Vuvuzela imiş...




Adamların işi-gücü yok maç izleyecekleri yerde bu iğrenç aleti çalıyorlar. Hayır, sesi bir şeye benzese tamam diyeceğim ama, sinek vızıldamasından farkı yok şu aletin sesinin. Dünya Kupası'nda yasaklanmazsa yandık ki ne yandık!  Bu "Vuvuzela" adındaki borazanımsı müzik aletini "kesici-delici-yaralayıcı alet" kapsamına sokup stada sokulmaları bir şekilde yasaklanmalı... Yoksa uğruna askere gitmekten vazgeçtiğim Dünya Kupası'nı sessiz bir şekilde izleyeceğim bu şekilde devam ederse ...

Vuvuzela'nız batsın e mi...

Galatasaray Tarihinin En Pahalı Transferi




En büyük Galatasaray simgesi olarak lanse edilen Hakan Şükür' ün İnter' e transferi sonrası mahkeme yoluyla zorla alınan 8 milyon dolardan sonra aslında Galatasaray' lı bile olmayan bir adam kazandırdı bu parayı...

Vefa vefa diyoruz değil mi ? Bu Galatasaray' lı olmayan arkadaş sezon sonunda gideceğini bile bile sözleşmesini 3 yıl daha uzatmıştı sırf takımına para kazandırabilmek adına. Altyapıdan yetişip kaçıp gidenlere değinmeyeceğim. Bu güzel insan için yazılacak olan bu yazıyı kirletmeye inanın hiç niyetim yok.


Servet Çetin, Fenerbahçe' de kapı önüne konulan, Sivas' a bonservis bedeli alınmadan gönderilen, akabinde Galatasaray' da tam performansını ortaya koyan, yüreğiyle, cesaretiyle Bülent Korkmaz' ı hatırlatan insan. Her ne zaman görev verilse sahaya çıkan, uzun süre sakat oynayan, Milli Takım için de Galatasaray için de bir oyuncu gibi değil de makine gibi çalışan insan. Göztepe' de oynarken yokluktan Gürsel Aksel stadının tesislerinde kalan, Fenerbahçe' den Sivas' a transfer olduğu zaman ayıp olmasın diye jipini İstanbul' da bırakan, gurbetteki ailesine ve sayısını hatırlamadığım kadar çok olan kardeşine tek başına bakan insan ;

Sana ne kadar teşekkür etse az bu taraftar. 2 sene içerisinde kendini bu kadar büyük bir camiaya bu kadar çok sevdirebilmek herkesin yapabileceği bir iş değil. Her nerede olursan, hangi takımda olursan ol bu taraftar seni unutmayacak. Denizli' ye attığın son dakika golüyle, Kewell gibi bir efsanenin bile şaşırdığı ileri çıkışlarınla...

Seni çok özleyeceğiz, bütün şans melekleri yanında olsun...

14 Haziran 2009

Teşekkürler Cevat Güler...


En son şampiyonluğumuzdaki emeği unutulmaz... Galatasaray'a kazandırdığın her şey için teşekkürler... Yolun açık olsun Cevat Güler...




Hasan Şaş




Yorumsuz...

Mehmet Topuz Fenerbahçe'de

"Beşiktaştan başka yerde forma giymem" "Fenerbahçe'de oynamam" demişti Mehmet Topuz.
Formayı giymediği sadece tuttuğu söyleniyor şurada.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/11861755.asp?gid=211

Beşiktaş cephesinden de "Mehmet Topuz Beşiktaşlı duruşuna sahip değil" sesleri yükselmiş...

Biraz geçmişe gidelim:
Geçmişten esinti #1:

Mondragon'un kulübü ile anlaşıp Mondragon istememesine rağmen zorla onu almaya çalışan kim di?

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/154049.asp

***
Geçmişten esinti #2:

Okan Koç' la sözleşmesini alacaklarına karşılık feshine anlaştıktan sonra Galatasaray' a imza attığını duyunca geri adım atan kimdi ?



*Resim Photoshop falan değildir...

***

Bütün bu olanlardan sonra, ben Mehmet Topuz transferinde herhangi bir ayartma falan sezmiyorum.

Önce...



Sonra...





Şahsi görüşüm: Mehmet Topuz'un sonu da Gökhan Emreciksin, Mehmet Yozgatlı gibi olacak. Bu görüşümde iddialıyım...

Gökhan Emreciksin ise Fenerbahçe'ye doyamadan Mehmet Topuz karşılığında Kayseri'ye verildi...

11 Haziran 2009

Dünya' nın En İyi 1. 2. ve 3. Adamı




Kendisini tanımlarken aynen böyle demişti Cristiano Ronaldo. Dünya' nın en pahalı oyuncusu olma başarısını gösterdi fakat bu söylediğini oyunuyla kanıtlamasını isterdim 27 Mayıs akşamı. Henüz atılmış bir imza yok, Manchester yaklaşık 96 milyon avroluk teklifi kabul etti. Henüz 2 gün öncesinde Kaka ile anlaşan Real Madrid başkanı Perez geldiği gibi bombalarına devam ediyor. Başkan Barcelona' nın Henry, Messi ve Eto'o' lu atak gücüne Kaka, Robben ve Cristiano Ronaldo ile cevap vermeye hazırlanıyor gibi. Real Madrid her ne kadar en az Barcelona kadar kaliteli bir kadro kurmuş olsa dahi kulüpte mükemmel bir saha içi uyum oluşmadığı sürece başarı gelmeyecektir. Barcelona taraftarı da karşılarında gerek saha içi gerek saha dışı hareketleriyle çoğu kişinin antipatisini kazanan bir oyuncuyu görmek istemiyordu eminim. Fakat olan oldu. Ntv' de La Liga yayın haklarını almakla ne kadar iyi bir iş yaptığını bu sene anlayacaktır.

10 Haziran 2009

Türkiye'den Transfer Haberleri #1


Mustafa Sarp ile sözleşme imzalandı...

***


Taner Gülleri İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile anlaştı.

***


Serdar Kulbilge Gençlerbirliği ile anlaştı.

***

Son transfer haberi ise Beşiktaş ile alakalı. Daha önce anlaşma sağlanan Michael Fink ile 3 yıllık kontrat yapıldı.


"-At Fink'e at Fink'e"

Fabian Ernst'ten sonra iyi bir transfer oldu Fink. Dikiş tutarsa Cisse'den daha faydalı olur.

9 Haziran 2009

Kaká Real Madrid'de...






Beklenen transfer sonunda gerçekleşti... Yıllık 9 Milyon € kazanacakmış Kaka Leite... Sözleşme 6 yıllık... Eşek yükü ile para kaldırmak diye bir deyim vardır, Kaka için bu deyimi kullanabiliriz...
Milan'a kendisi için ödenen bonservis ücreti ise 65 Milyon €. Kaba bir hesap yaparsak bu transferin toplam maliyeti Bonservis 65M€+Kaka'nın 6 yıllık ücreti 54M€= 119M€. Yani bu transfer Real Madrid'e 119Milyon €'ya mal oldu... Vay anasını sayın seyirciler!

Real Madrid ile Ribery & C.Ronaldo'nun da adı geçiyor. Barça fena yakmış olacak Madrid'in canını ki, Fiorentino Perez takımdaki Hollandalılar'ı göndereceğini söylemişti. Kim bu Hollandalılar? Sayalım... Van Nistelrooy'un gideceği kesinleşmişti zaten... Seneijder, Drenthe, Huntelaar, Robben, Van Der Vaart, Van Nistelrooy derken takımın yarısı operasyona tabi tutulacak. Aradan Van Der Vaart'ı biz alsak kaymaklı ekmek kadayıfı olur... Bakalım geçtiğimiz yıl ki lekeyi bu yıl silebilecek mi Madrid? Göreceğiz... 

7 Haziran 2009

Yeni Hocamız Frank Rijkaard




Galatasaray yönetimi Bülent Korkmaz'ın istifasının ardından hepimizin Barcelona'dan tanıdığı ünlü çalıştırıcı Frank Rijkaard ile anlaştı. Açıkçası biz Ersun Yanal, Hikmet Karaman, Samet Aybaba gibi isimlere aşina olduğumuz için Rijkaard gibi birinin Türkiye'ye gelmesi gerçekten olağanüstü bir olay bence. Galatasaray yönetimi bu karar ile vizyonunun ne denli geniş olduğunu gösterdi bizlere. (Vizyon derken, Fenerbahçe eski hocası Christoph Daum ile anlaştı. İlginç. Tilki'nin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıymış. Daum'un hikayesi buna benziyor.) Her neyse rakiplerin ne yaptığı bizi ilgilendirmiyor bu konu içerisinde.

Frank Rijkaard'ın futbolculuk kariyeri gibi hocalık kariyeri de başarılarla dolu... 95 yılında futbolu bıraktıktan sonra Hollanda Milli Takımı'nda Hiddink'in yardımcısı olarak göreve başlayan Rijkaard, Hiddink'in görevi bırakmasıyla Hollanda'nın hocalığına soyundu. Tecrübesiz olmasına rağmen Euro 2000'de Hollanda Milli Takımı'na oynattığı futbolla herkesin takdirini kazandı. Takımının penaltılarla İtalya'ya elenmesi sonucu görevinden istifa etti. 2001-02 yılında Sparta Rotterdam ile kulüp bazındaki teknik direktörlük kariyerine başlayan Rijkaard 2003 yılında Barcelona'nın başına geçti. 5 sezon geçirdiği Barça'da 1 Avrupa, 2 La Liga ve 1 İspanya Süper Kupası şampiyonluğu kazanan hocamız 2008'de görevi bıraktı. 1 sezon boş duran Frank Rijkaard bu sezon Galatasaray'ın yeni hocası oldu.



Rijkaard'ın yardımcılığına Johan Neskeens getirildi. Neskeens bile tek başına herhangi bir kulubün hocalığını yapabilecek kapasitede birisi. Bu da yönetimin tam anlamıyla nokta atışı yaptığını gösteriyor. Barcelona'ya oynattığı futbolla akıllarda yer eden Rijkaard'ın sistemini oturtması belli bir süre alacak gibi gözüküyor. Zira Barça'ya kafasındaki sistemi uyarlaması biraz zaman almıştı. Sabredersek (zor gibi gözüküyor ama imkansız değil) büyük sevinçler yaşatacaklar bize buna eminim. Rijkaard & Neskeens ikilisi genç isimlere şans veren isimler. Barcelona'da Bojan Krkic, Messi gibi isimlere sabredip şans verdiler, ayrıca Barça'nın bugün oynadığı muazzam futbolun temeli de bu ikiliye ait. Bir dip not daha: Johan Neskeens Hollanda Ümit Milli Takım teknik direktörlüğünü de yapmakta. Haaa, bir de en sevindiğim olay ise sağlık ekibinin tamamı ile değişmiş olması. Artık bir oyuncu sakatlandığında ondan umudu kesmeyeceğiz. Rijkaard ve yardımcısının gençlere verdiği önemden bahsettik. Umuyor ve diliyorum Cem Sultan, Emre Çolak, Semih Kaya gibi genç yıldızlar onların elinde ustalıkla yoğurulacak. Bizim için en büyük transferler kendi çocuklarımız olacak buna eminim.

Johan Neeskens




Bu adamın ismini Galatasaray ile anılmaya başladığı an duydum ne yalan söyleyim. Oyunculuk kariyerine 1968’ de RCH Heemstede’ de başlayan Neeskens 2 yıl sonra Rinus Michels tarafından keşfedilip Ajax’ a transfer edilmiş. 1971 yılındaki Panathinaikos’ a karşı Kupa Galipleri Kupası Finali’ nde oynadığı oyunla herkesi büyülemişti, kendisi o zamanlar sağ bek oynuyordu. Daha sonraları Cruijff’ un da tavsiyeleriyle daha çok orta alanda oynamaya başlayan Neeskens yeni pozisyonunda hiç sırıtmamıştı. Çünkü kendisi yorulmak bilmeyen yapısı ve attığı sürpriz gollerle zaten bunu gösteriyordu. Ajax’ ta 3 kere Kupa Galipleri Kupası’ nı kazanarak bir tarihe imza atıyordu Neeskens. Ardından 1974 yılında transfer olduğu Barcelona’ da Johan Segon yani “İkinci Johan” lakabını alıyordu. Tabi ki Cruijff ve Michels yine yanındaydı.

Barcelona’ da çok büyük başarılara imza attığı söylenemez. 1978’ de kazanılan şampiyonluk ve 1979 yılındaki Kupa Galipleri Kupası zaferi dışında tabi, ama taraftarlar arasında en çok sevilen oyunculardan birisiydi aynı zamanda Johan Segond.

1979 yılında Amerika takımlarından New York Cosmos takımının teklifini kabul ederek kariyerinde düşüşe geçti, 5 senesini Amerika’ da geçirdi. Sonralarında 1984 1985 yıllarında Fc Groningen, Fort Lauderdale Sun (1986-87), FC Baar (1988-90) ve 1991 yılında son durağı olan İsviçre takımı olan Fc Zug’ da oynarak futbol hayatına futbolcu olarak son noktayı koymuştur.

Neeskens 49 kere giydiği Milli Takım formasıyla da 17 gole imza atmıştır. 1977 de futbol hayatına veda eden Johan Cruijff’ un yokluğunda takımını sırtlamıştır. 1974 Dünya Kupası’ nda da Batı Almanya karşısında takımının 2. dakikadaki penaltı golüne imzasını atmıştır. 1978’ de Arjantin’ de düzenlenen Dünya Kupası’ nda Neeskens’ li kadro yine finale kalmış fakat ev sahibine uzatmalarda yediği 2 golle mağlup olmuştur. Maçın 90 dakika sonucu 1 – 1’ di. Milli formayı da son olarak 1981 yılında Fransa’ ya 2 – 0 yenildikleri 1982 Dünya Kupası eleme maçında giymiştir.

Şimdi gelelim Galatasaray’ ı ilgilendiren teknik adamlık kariyerine.

Neeskens ilk olarak, Hiddink’ in isteği üzerine Koeman ve Rijkaard’ la beraber 1998 Dünya Kupası için Hollanda Milli Takım’ ı yardımcılığına getirilmiştir. Brezilya’ ya yarı finalde 4 – 2 elenen Hollanda’ da görevinden istifa eden Hiddink’ in yerine gelen Rijkaard’ a 2000’ de Hollanda’ da düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonası’ nda takım emanet edilir. Neeskens yine aynı görevinde kalmıştır. 2000 Avrupa Şampiyonası sonrası NEC Nijmegen takımının başına geçen Neeskens takımı ilk defa Avrupa kupalarına götürerek büyük bir başarıya imza atmıştır, fakat sonraki sezon aldığı kötü sonuçlar nedeniyle görevine son verilmiştir.

Kaderin bir cilvesi 2005 yılında Hiddink yine Neeskens’ i yanına aldırmıştır, fakat bu sefer Avustralya Milli Takımı için. 2006 Dünya Kupası’ nda kulübede görevini yaparken aynı zamanda Barcelona’ da da göreve getirilmişti. Dünya Kupası sonrası Barcelona’ daki görevine geri dönen Neeskens, Henk ten Cate’ in yerine getirilerek yine Rijkaard’ la bir araya gelmiştir. 2008 yılında Joan Laporta tarafından Rijkaard ile birlikte görevine son verilmiştir. Rijkaard kariyerine 1 sene ara vermiştir fakat Neeskens Milli Takım’ daki görevine devam etmiştir. Yine kaderin bir cilvesi ki 2009 yazında bu ikili Galatasaray tarafından yine bir araya getirilmiştir…

2 Haziran 2009

Hasan Şaş...

Bu fotoğrafa yorum yapmaya gerek var mı?

14 Mayıs günü, hangimiz farklıydık Hasan Şaş'tan?

"Biz sahadaki sen, sen sahadaki biz" diyenler nerede?



Hasan Şaş 98'de giydi ilk kez formamızı... O tarihten bu yana, hiç bir şekilde huzursuzluk çıkarmadı takımda. Sağda solda atıp tutmadı bazıları gibi... Onun da talihi Hagi gibi, Ergün gibi, Popescu gibi oldu. Galatasaray kendine yakışmayanı yaptı tıpkı arkadaşlarına yapılanlar gibi... Sene başından bu yana gıkını çıkarmadı, görev verildiğine en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştı. O'nun hakkında bilip bilmeden atıp tuttular. Kimisi "tosun gibi oldu oturmaktan" dedi aldığı kiloların sebebinin hastalığı nedeniyle kullandığı ilaçlardan olduğuna bakmadan, kimisi "takım içinde ayrımcılık oluşturuyor" dedi... Kimse 14 Mayıs'ı hatırlamadı bunları söylerken. Senelerce önüne koyulan sözleşmede ne yazdığına bakmadan imzaladağını da unuttular... Hamburg maçında o'na homurdananlar, Sivasspor maçında bütün futbolcularımız için tezahurat yaparken yine o'nu unuttular...



Hasan Şaş'ım Hasan Şaş'ım... Onların unutması yetmez, sen unutulmazsın... Her ne kadar seni unutanlar varsa da, elbet sonsuza kadar sevecek olanlarda var...

1 Haziran 2009

Ancelotti & Chelsea




Kısa dönemde de olsa kulübe futbol adına çok fazla şeyler katan Hiddink' den sonra Milan' da kalmak için resmen takla atan, Şampiyonlar Ligi' ne kalınması halinde Milan' da yerini garanti olduğunu düşünen Ancelotti geldi Chelsea' nin başına. Abramovic' in Rus bağlantılarıyla yarım sezonluk takımın başına getirilen Hiddink eminim Abramovic' in ve Chelsea' li taraflarların en çok istediği adamdı fakat o verdiği sözden dönmedi ve Rus Milli Takımı' nın başına döndü. Birbirlerine pek de bayılmayan İngilizler ve İtalyanlar nasıl bir sonuç bekliyor bilinmez fakat Ancelotti' nin yanında bir başka İtalyan Pirlo' yu da Chelsea' ye götüreceği söylentileri de ayyuka çıktı. Pirlo gibi oyunu vücudu değil de bilekleriyle oynayan birinin Premier Lig gibi fiziğe dayalı bir ligde ne yapacağı büyük merak konusu.

Paylaş