14 Aralık 2010

"Seni yıkacak dozerin..."



Ali Sami Yen'e veda bestesi'nde geçen bir cümledir bu cümle. Öyle ki baştan beri bana saçma gelmiştir, "Dozerin validesine atlamak" eylemi ne kadar doğru ve mantıklı olabilir ki zaten?

Sezon başından bu yana bir kabus görüyoruz Galatasaray taraftarları olarak. Öyle ki, Karpaty faciasından sonra lige tutunmaya çalışırken takımın içerisindeki yeniçerilere ve dışarıdan takımın karışmasını isteyen (Bkz. Hakan Şükür) bir takım insanların çabasıyla ligde tarihinin tartışmasız en kötü sezonunu yaşıyor Galatasaray. Hoş, biz sadece iyi zamanlarını sevmedik bu takımın. Aslolan, kötü zamanlarda dahi takımını desteklemek, yeri geldiğinde üzüntüden ağlamaktır. Burada bir örnek vereceğim, ben kimilerinin "faşist" olarak nitelendirdiği derecede İzmirliyim ancak aynı derecede Galatasaray taraftarıyım. Fakat, Göztepe'yi sever ve taraftarının kulübüne sahip çıkmasını çok ama çok takdir ederim. Amatör kümeye düştüğünde bile Alsancak Stadı'nı tıka basa doldurmuştur Göztepe taraftarı. Kötü günde destek olmak, omuz çıkmak bu demektir. Öyle ya, sevgilimizle kavga edip o'ndan ayrılabilir, başka ufuklara yelken açabiliriz. Ama taraftarlık öyle değildir, ne kadar üzülürsen üzül takımına sahip çıkmak istersin, onu hiç bir zaman terketmezsin. Bucaspor Bank Asya 1.Lig'e çıktığında, etrafımdaki çoğu Galatasaraylı, Fenerbahçeli v.s arkadaşım takımlarını terk edip sadece Bucaspor'u desteklemeye başlamıştır örneğin. Bunu onlara söylesen "semtimizin takımı hoca, napak yani?" derler. Peki Buca madem semtinin takımıydı da, Bank Asya'ya çıkana kadar sen neredeydin diye sormak isterim bu adamlara. Tamam, semtinin takımını destekle, hatta git tribünde bağır çağır destek ver ama bu zamana kadar desteklediğin, sevdiğin Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Beşiktaş'a ne oldu? Bu yaptığın satış, terketme değil midir?

Göztepe'nin, Buca'nın taraftarlığından örnek vereceğim derken konuyu İzmir seviyesine taşıdım. Neyse esas konumuza geri dönelim. Galatasaray bu sene rezalet bir sezon yaşıyor. Başarısızlığın faturası, "ne olursa olsun sözleşme uzatacağız" denilen Frank Rijkaard ve ekibine kesildi ancak takımda ayrımcılığın baş aktörleri konumunda olan Servet, Barış, Serdar Özkan gibi isimler kadroda tutuldu. Kulüp bu keşmekeşten, tatlı su kurnazlığı yapıp takımın başına benim diyecek Galatasaray taraftarının dahi kızamayacağı, bağıramayacağı bir adamı, Hagi'yi getirerek kurtuldu (aslında kurtulmadı) Hagi'nin gelir gelmez Kadıköy'de oynattığı futbol kimilerince "ulan bak demek kabahat Rijkaard'daymış, takım Fener'e Kadıköy'de kök söktürüyor yav" olarak yorumlandı. Hoş, biz milletçe futbolu bilen adamlara kılızdır. Buna örnek Felipe'dir, Lincoln'dur, İliç'tir, Jardel'dir, Misimoviç'tir Elano'dur falan.

Haftalar geçtikçe sorunun Frank Rijkaard ve ekibinde olmadığı ortaya çıktı. Üst üste kaybedilen puanlar, alınan mağlubiyetler bir yana Galatasaray bir takım kişilerin yüzünden tarihinin en rezil sezonunu yaşıyor bu sezon. Öyle ki kimileri şampiyonluğu bırak, küme düşmemeyi başarı kıstası olarak görmeye başladı. Bunda başta Adnan Brothers olmak üzere takım içerisinde ikilik yaratan futbolcuların etkisi büyük. Bu kötü gidişata, Hagi'nin Misimoviç'i kadro dışı bırakıp Insua'yı bir nevi kapı dışarı etmesi limon sıktı. Bir basın toplantısında "bana kiralık oyuncu lazım değil, Galatasaray için oynayacak adamlar lazım" diyerek bir anda Insua'yı hedef tahtasına aldı. Hakan Balta'nın sezon başında Karpaty Lviv maçında başlayan rezil futbolu son haftalarda tavan yapmasına rağmen Hagi'nin Hakan Balta ısrarı kendisini sevenlere hocalığını sorgulatmaya yetti. Misimoviç kadro dışı kalmasına rağmen Bosna-Hersek Milli Takımı'nda oynayıp gollerine ve asistlerine devam ediyor. Ha unutmadan Elano'ya değinelim, takımda bir dünya yetenek fakiri adam varken,  takımda kalburüstü yeteneğe sahip olan sayılı adamlar Elano, Misimoviç ve Insua gözden düşüyor, hatta Elano şaka gibi bir rakama gönderilerek Brezilya yollarına düşüyor ancak Ayhan, Mustafa Sarp, Serdar Özkan, Aydın gibi takıma ekstra katkı sağlamayan adamlar ilk 11 çıkmaya devam ediyor. Takımın "Büyük Kaptan"ı Arda Turan henüz yeni çıktı ortalığa. Tamam sakat olabilir ama bu, kaptanlık vazifelerini yerine getirmeye engel değil. Bir Bülent Korkmaz, bir Gerrard, bir Puyol örnekleri hali hazırda gözümüzün önünde. Ne kadar sakat olursa olsun takım içerisinde birlikteliği sağlamak görevidir. Geçirdiği sakatlık sonrası oynadığı Gençlerbirliği maçında tığ gibi olması gerekirken götü göbeği salmış bir vaziyette geri döndü yaşlı Sami Yen Stadı'nın çimlerine.  Bu Gençlerbirliği maçının ekstra bir önemi var, Ali Sami Yen Stadı'nın son maçı ama bu ne taraftarın, ne de futbolcuların umrunda. Taraftar bu önemi büyük olan maçta sahada ne olursa olsun kayıtsız destek vermesi gerekirken, eski futbolculara tezahuratlar yaparak, koltukları kırıp sahaya atarak, rakip takım pas yaparken "oley oley oley" çekerek, sahadaki takıma "formayı çıkarın siktirin gidin" diyerek futbolcuların sıçtığını sıvadı. Yazık değil mi Ali Sami Yen Stadı'na? Yapı yıkılıp yerine Residance'lar, bloklar yapılabilir ama ben Ali Sami Yen Stadı'nın ruhu olduğuna inanıyorum. Ve biliyorum ki o ruh, ne sahada oynayan vurdumduymaz futbolcuları, ne de tribünde sahada oynanan futbola göre davranan iki yüzlü taraftarı unutmayacak. Ve biz, böylesine rezil bir vaziyette Aslantepe'ye geçmeye hazırlanıyoruz.



Ne diyordu bestede; "seni yıkacak dozerin validesini seveyim" Ali Sami Yen'i yıkan dozer değil, ona hakettiği gibi bir veda etmeyi bile beceremeyen futbolcu-taraftar ikilisi olmuştur. Bakalım bu hikaye, Ali Sami Yen'de oynanacak son maç olan Beypazarı maçında ne gibi bir gidişat izleyecek? Açıkçası merak etmekteyim. Ayrıca Ali Sami Yen Stadı'na bir kez daha gidemeyecek olmanın yıkımını yaşıyorum. Ben bu ruh halindeyken, orada bir eli yağda bir eli balda olan bazı adamlar Galatasaray taraftarlığı adı altında maçtan önce sızana kadar içip o kafayla şerefsizlik yapmaya devam etsinler, Gençlerbirliği maçında bunu çok iyi başardılar çünkü...

2 yorum:

okan yücel dedi ki...

Ali Sami Yen'in yıkılacağını düşündükçe sevdiğim bir insan ölmek üzereymiş hissine kapılıyorum. Demem o ki sahadaki iki yüzlüler de tribündeki taraftar müsvetteleri de ne halt ederlerse etsinler ama bu son terbiyesizliklerinden ben utanıyorum, içim sızlıyor.

Lionheart dedi ki...

@arnawut abi biz kimsenin emeğine saygısızlık etmiyoruz ki, besteye de bir şey söylemedim ben. Hatta beğenip bloga dahi ekledik. Benim tepkim taraftarın yaptıklarınaydı, besteye değil...

Paylaş