1 Aralık 2009

Üçünden Ancak Bir Takım Çıkıyor !


Aslında o bile çıkmıyor ya neyse...

Sene başından beri Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin en iyi performans gösteren oyuncularından bir karma takım yaptım. Aslında bu her ne kadar o takımların iyi oyuncularını gösterse de, diğer bölgelerdeki eksikliklerinin de bir kanıtı gibi. Yani bardağın dolu tarafına mı yoksa boş tarafınıza baktığınızla alakalı.

Örneğin Fenerbahçe;

Son maçlardaki performansına bakmadan konuşursak oynadığı 14 maçın en az 6 tanesinin kazanılmasına büyük rol oynadı Volkan. Sonuçta en sondaki adamdı, onun arkasında hatalarını telafi edebilecek herhangi bir kimse olamaz. Dediğim gibi son maçlardaki performansını göz ardı ederek kurtardığı Diyarbakır, Manisa, Antalya, Bursaspor ve Kayserispor maçlarında Fenerbahçe'ye toplamda 13 puan kazandırdı. Tabi bunlar sadece benim aklımda kalanlar.

Fenerbahçe'nin bu sene etkin oynadığı maçlarda tabiki de en önemli iki ayağı da Emre ve Alex oldu şüphesiz. Emre yanında oynadığı Baroni'yi resmen adam etti diyebiliriz. Çünkü Emre'nin olmadığı her dakika tel tel döküldü Brezilyalı. 4 2 3 1 oynayan Fenerbahçe'nin ortasahasındaki top yapan, rakibe resmen öldürücü pres uygulayan Emre geçen sene sıkıntı çektiği sakatlığının onu esir almadığı her maç Fenerbahçe'ye maksimum katkı sağladı. Pres yapıyor demişken bu öyle bir pres ki, Terim'den kalma bir öğreti olduğu açık görünüyor.

Geldiği ilk senelerde sadece ligde oynuyor Avrupa'da sahada görünmüyor, hatta zorlu rakiplere karşı sahada 0 denilen Alex yaşı ilerledikçe yıllanmış şarap gibi görünmeye başladı. Bunu ligin kalitesizliğine bağlayan da var, Alex'in profesyonelliğine de. Ben Alex'in kafasını kaldırmadan sadece işini yaptığı zamanlardan bahsetmek istiyorum. Fenerbahçeliler'in kabusu olan Alex'siz Fenerbahçe motorsuz bir arabaya benziyor. Brezilyalı hala asist ve golleriyle Fenerbahçe'yi sırtlayan adam. Futbolu bırakıyorum dediği anda boğaz köprüsünden toplanacak Fenerbahçeliler'i düşündükçe, onun alternatifinin bulunması gerekliliği Fenerbahçe taraftarlarının yüzüne tokat gibi çarpıyor.

Beşiktaş'a bakalım...

İlk 6 haftada bu takım küme düşer dedirtiyordu Beşiktaş. Sadece rakip taraftarlara değil hem de, kendi taraftarları bile tribünlerde Demirören'den başlayarak herkesi istifaya davet ediyordu. Gerçi Beşiktaş seyircisi bu normal, modern yeniçeriler diyorum ben onlara. Kelle almayı seviyorlar, stada alınmayan liderleri için de bir kelle alacakları muhtemel. Futbola dönelim biz...

Dediğim gibi sene başında ne savunmayı ne de hücumu becerebilen Beşiktaş'da Mustafa Denizli düşündü taşındı sonunda bir formül buldu. İlk haftalarda Nihat, Bobo, Nobre ve Holosko'yu beraber sahada denedi, dörtlünün solunda Bobo'yu denedikten sonra dedim ki bu adam kafayı yemiş. Yürümeye dermanı olmayan Nihat banko oynuyordu takımda. Belki de Beşiktaş'ı yakan bu harakiri taktiği oldu o zamanlar. Fakat 2-0 kazanılan Trabzonspor maçı gösterdi ki bu takımın en iyi yaptığı şey takım savunması. Denizli'nin eminim kafasında bir anda bir şimşek çaktı. Bildiğin 2004 yılında Avrupa Şampiyonu olan Yunanistan'ın mantalitesine büründüler bir anda. Ferrari ve Ernst de bu taktiğin en kilit oyuncuları olarak ortaya çıktı tabiki de. Nasıl Emre yanındaki Baroni'yi adam ettiyse, Ernst yanındaki Fink'i, Ferrari de Sivok'u adam etti işte. İleri geri çalışan Ernst takımın dinamosu oldu bir anlamda. Transfer edildiklerinde normalin çok üzerinde paralara mal olan bu iki oyuncu bir anda herşeyi unutturup Beşiktaş'ın şampiyonluktan erken kopmasını önlediler.

Yine sona Galatasaray'ı bıraktım.

Galatasaray sezon başından beri kazandığı bütün maçları hücum hattı formda ise kazandı, bu acı bir gerçek. Keita'nın, Arda'nın, Kewell'ın formsuz olduğu her maçı kaybetti. Yani takım içinde bir Ernst, bir Alex bir Emre çıkmadı, kritik anlarda insiyatif alıp işi koparan. Arada bir Keita'yı izledik herkes dökülürken şov yapan, gerisi olmadı.

Fakat yine son haftalardaki performansları göz önüne almadan bu kadroya Galatasaray'dan ekleyeceğim oyuncular Sabri, Keita, Baros ve Arda oldu. Aslında Arda ile Kewell arasında çok düşündüm ama Arda daha ağır bastı. Son haftalarda gerçekten kötü olmasına rağmen Arda'nın 14. hafta itibari ile milli takım dahil oynadığı maç sayısı 33. Düşünün daha ligin yarısı gelmemiş ve siz 33 maç oynamışsınız. Dile kolay hiç de basit birşey değil. Bu maçların da en azından %70'inde çoık iyi performans gösterip 6 gol 21 asist yapmışsınız. Ne kadar yorgun kötü görünse de az daha kredisi olduğunu düşünüyorum.

Sakatlanana kadar herkesin amaan olsa da olur olmasa da, zaten saç baş yolduruyor diye düşündüğü bir adamdı belki de Baros. Fakat oynadığı 10 haftada ligde 5 gol, Avrupa Ligi'nde de 6 maçta 5 gol atıp 16 maçta 10 gollük bir performansa sahipti. Gol atmadığı maçlarda da Keita ve Arda gibi oyunculara pozisyon yaratıp bir anlamda Galatasaray'ın işleyen hücum hattının en önemli parçası olduğunu gösteriyordu. Zaten herkes değerini sakatlandıktan sonra anladı ama iş işten geçmişti. Sahalara döneceği günü de iple çekiyoruz o ayrı...

Galatasaray'ın en çok sıkıntı çektiği bölge olan savunmasında sene başından beri Sabri ile beraber sadece iki adam oynadı desek yeridir. Diğer kişi ise yine son maçlardaki performansını göz ardı edersek Servet. Yanında oynayan Gökhan Zan'a inatla tek kişilik dev kadro misali Galatasaray defans göbeğinin tek işleyen adamı oldu. Bir yanında oynayan Hakan Balta diğer yanındaki Gökhan Zan Servet'e garezleri varmış gibi kötü oynayınca artık o da dayanamadı yeter dedi. Çünkü onun da yapabilecekleri sınırlı. Gıpta ile baktığım Ferrari'nin Sivok'u adam edişi, Ernst'in Fink'i tartışılamaz hale getirmesi, Emre'nin de Baroni'yi ortaya çıkarması Servet Gökhan ikilisinde bir türlü yaşanmadı. Sanki Gökhan inatla ben buyum kardeşim, bir iki maç oynarım, özüm bu bana dokunmayın der gibiydi. Servet hem partnerinden hem de Hakan Balta'dan darbe yeyince son haftalardaki haline döndü, bir nevi efsanevi Deniz Barış-Servet Çetin-Ümit Özat üçlüsündeki Servet'e. Ama sene başında gösterdiği mükemmel performansa istinaden bu kadroda Ferrari ile birlikte yer almayı hakeden diğer defans oyuncusu da kendisinden başkası olamazdı...

Galatasaray'ın ilginçtir ki en iyi işleyen bölgelerinden birisi de sağ kanadı oldu. Ribery'den beri gerçek bir sağ kanat oyuncusu görmemiş olan Galatasaray taraftarı Keita ile beraber bu özlemlerini de gidermiş oldu diyebiliriz. Önceki senelerde Kewell ve Arda'nın değişmeli olarak görev aldığı fakat yine de asla tam verimlilik sağlayamayan sağ kanat Keita ile resmen uçuşa geçti. Yine çok çok ilginçtir ki, benim bile tutmayın küçük enişteyi dediğim Sabri Sarıoğlu içine Sergio Ramos kaçmış gibi oynamaya başladı. Herkesin kendisinden ümidini kestiği bir zamanda hızır gibi yetişti takıma. Takımla beraber hücuma çıkan, geri dönmelerde eskisi gibi lakayıt davranmayan bir oyuncu haline döndü. Zaten ondan beklenen de buydu, daha fazlası değil. Arda'nın sol kanatta harikalar yarattığı zamanlar topu ona verip birşeyler yapmasını bekleyen oyuncular şimdi topu daha çok sağ kanatta Keita ile buluşturmaya çalışıyorlardı. O da dediğim gibi formda olduğu her zaman takımı bir seviye üste taşımaktan kaçmadı.

Yaptığım kadro ile ilgili son değinmek istediğim nokta ise sol bek sıkıntısı. Ne 8 milyon euroluk İsmail, ne 2 maçtır iyi oynayan Üzülmez, ne 36'lık Carlos ne de Balta Hakan'ı o bölgeye layık göremiyorum. Sizin farklı bir düşünceniz varsa tavsiye etmekten çekinmeyin.

Genel açıdan baktığımız zaman Beşiktaş savunması, Fenerbahçe orta sahadaki kilit oyuncuları, Galatasaray ise hücum hattıyla oynuyor. Zaten dikkat ederseniz bu bölgelerinde sorun yaşadıkları her maçı da kaybettiler. Bu üç takımdan da ikisi Avrupa Ligi'nde, diğeri de Şampiyonlar Ligi'nde oynuyor. Kısacası yollarına ciddi anlamda devam etmek istiyorlarsa, devre arasında transferle mi olur, yoksa teknik taktik değişikliklerle mi olur bilemem ama bir çözüm bulmaları ciddi anlamda gerekli. Ligde 2 3 oyuncuyla puan kazanılabilir fakat Avrupa'da artık o günler çoktan geçti. Sene başından beri Galatasaray'a biçilen Total Futbol gömleğini hepsinin aynı anda giymesi ve takım halinde oynayıp zevkli maçlar izlettirmeleri dileğiyle.

Hiç yorum yok:

Paylaş