9 Aralık 2009

Epic Comeback #4

Hep yendiğimiz maçları mı anlatacağız ? Biraz da rakiplerimizin bize altın tepsiyle sunduğu ama bizim istemezük dediğimiz maçlara bakalım. Bahsedeceğim maçlardan birisini izlemedim ama maçtan sonraki gün etrafımda konuşulanlardan dolayı hayal meyal aklımda kalmış. Diğeri ise arkadaşlar arasında bahsedilmesini yasakladığım, her hatırladığımda sanki izlerkenki gibi sapsarı kesildiğim bir maç.

Önce ilk bahsettiğim maçtan başlayayım. 1998'de İnönü'de oynanan Beşiktaş Valerenga maçı Beşiktaş tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır herhalde. Valerenga, ilk yarısında Oktay'ın (2) ve Tayfur'un golleriyle 3-0 geriye düştüğü maçı, ikinci yarıda 10 dakika içinde attığı 3 golle çevirip Beşiktaş'ın belki de olası bir Uefa Kupası hayalini yerlebir ediyordu. İşin garibi bu maç 6 sene sonra Beşiktaş forması giyecek olan John Carew'in belki de Avrupa piyasasına adını duyurduğu maçlardan biri oluyordu. Carew 1999 yılında Rosenborg'a transfer olup Norveç Ligi şampiyonluğunu yaşadıktan hemen bir sene sonra Valencia'ya rekor sayılabilecek bir bedelle transfer olup yine o sene Şampiyonlar Ligi finali oynama şansı yakalıyordu.

Carew'i sonra anlatırız, maça ve etkilerine dönelim biz. Uefa Kupası'na 3. turda gerçekten masalsı bir şekilde veda eden Beşiktaş'da soyunma odasında Oktay ve Alpay'ın kavga ettiği söylentileri ortaya çıkmış. Hatta az önce izlediğim bir videoda bir taraftar Beşiktaş'ın antreman tesislerine gelip Şifo Mehmet'e "Çocuğumu ilk yarı bittiğinde 3-0'ken yatırdım şimdi uyandığında ne diyeceğim" diye yakarmasını izledim. Gerçekten insanın gülesi geliyor ama bir o kadar da dramatik. Şifo'nun yüz ifadesi, mahşup tavrı gerçekten şimdilerde herhangi bir mağlubiyette gaza basıp Porsche'leriyle Ferrari'leriyle tesisleri terkeden oyunculardan çok farklı. Beşiktaş tarihine dediğim gibi bir kara leke gibi geçen bu gecenin görüntüleri ve Şifo Mehmet'e veryansın eden taraftarla sizleri başbaşa bırakıyorum :)








Şimdi arkadaşlar arasında konuşmayı yasakladığım, hatta bahsi bile açıldığında üzüntüden kafayı yiyecek gibi olduğum maça geleli. Bu maçı yazmak bile inanın büyük işkence. Oysa ki ne hayallerimiz vardı. Metrobüsle gidiyorduk maça, o finali Kadıköy'de oynayıp, Fenerium'larda Galatasaray ürünleri sattırıp Türk futbol tarihine adımızı belki de hiç ama hiç unutulmayacak şekilde yazdırmak istiyorduk. Çünkü biliyorduk finale çıktığımız takdirde kaybetme şansımız yoktu. Çünkü biz bunu bir kere başarmış bir takımdık, buraya kadar geldikten sonra bir kere daha başarabilirdik. Ama olmadı...

Evet bahsettiğim maç Galatasaray Hamburg maçı, ta kendisi... Yukarıda yazdığım şeylere kendimizi o kadar inandırmıştık ki, defansta Kewell değil hani Türk milli takım reklamı gibi sokaktan bir vatandaş oynasa alacaktık bu maçı. Bizim inancımız bu yöndeydi. Ama Türk takımlarının kaderidir bu, en önemli dediğiniz maçtan önce illaha ki sıradışı eksiklikler yaşarsınız takımınızda. Avrupa Şampiyonası'ndaki Almanya maçından önceki gibi Galatasaray'da da defans oyuncusu kalmamıştı. Aslında yedeklerde Genç Semih! vardı ama Bülent Korkmaz ilk maçtaki insanüstü stoper performansından dolayı Kewell'ı defansın göbeğine koymuş ve yanına da yine sol ayaklı Hakan Balta'yı koymak zorunda kalmıştı. Fakat Bülent Korkmaz kendi kariyerine ihanet edercesine Semih'e forma şansı vermemiş ve belki de bu yukarıda bahsettiğim hayallerin yıkılmasında en büyük rolü oynamıştı. İşin en acı tarafı ise 2-0 öne geçmişti Galatasaray, zaten maçın Epic Comeback sınıfına girmesini sağlayan olay da burada patlak veriyordu.

Kewell'ın penaltıdan attığı ve Baros'un da kalecinin üzerinden aşırttığı mükemmel iki golle öne geçmemize rağmen maçı alıp Hamburg'a veriyorduk. 2-0'dan sonra kapalıda açılan fakat apar topar kapatılan Almanca (sanırım güle güle Hamburg yazıyordu) pankart da ne yazık ki açanların suratına bir Osmanlı tokadı gibi patlıyordu. Maçı 2-0'dan 3-2 kaybeden Galatasaray sadece Kadıköy'de oynayacağı final hayaline değil geçen sene Turkcell Super Lig şampiyonluğuna da elveda diyordu. Bülent Korkmaz'ın Galatasaray kariyeri, Lincoln, Ümit Karan ve Hasan Şaş'ın Galatasaray'la olan bağları da bu maçtan sonra tamamiyle kopuyordu.



Artık zamanla unutmak istiyorum bu Hamburg maçını. Ciddi anlamda derin izler bırakmıştır benim hafızamda. Belki de bunların bütün sebebi çok büyük beklentiler içine girmiş olmamdan kaynaklanıyor bilemiyorum. Fakat herşey bitti derken, herşeyin gerçekten ters manada bitmesi insana büyük acı veriyor.

1 yorum:

Bora-MAN dedi ki...

Hamburg maçındaki Baros un golündeki Arda'nın asisti üzerine diğer görüntüler çok yavan geliyor.

O adamda yatırmasaymış arkadaş çocuğunu.Taraftar olan insan maçı sonuna kadar izler :D Gerçi yatmasaymış bu sonuçtan sonra hiç uyuyamazmış iyi olmuş belkide :D

Paylaş