28 Ekim 2009

Arda Turan' dan Arda DURan' a..

Türk futbolunun şu anda ve gelecekte en çok beklenti içinde olduğu futbolcular arasında bir numara desek itirazı olan çıkmaz sanırım.

Tüm Türkiye onu Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Mleda Boleslav karşısında attığı iki güzel golle tanıdı. Gençti , yetenekli ve aynı zamanda hırslıydı.Bir anda tüm otoritelerin,taraftarların,futbol adamlarının, kısacası futbolla ilgilenen herkesin dikkatini çekmişti. Arda da giydiği formanın hakkını vermeye başlamıştı. Onun kafasındaki futbol mantalitesi kimsenin düşünmediğini düşünmek ve bunu yapmaktı. Bu düşüncesini yavaş yavaş da olsa başarılı bir şekilde yerine getiriyordu. 2007 - 2008 sezonunun 33.haftasında Sivasspor’ la çıkılan şampiyonluk maçında attığı 3 gol ve 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’ nda attığı goller ve oynadığı futbolla hepimizin kahramanı oldu. Herşey çok güzeldi, bilhassa Galatasaraylı yöneticisinden teknik direktörüne, takım arkadaşlarından taraftarlarına kadar herkes adına. Ama en çok Arda memnundu. Çünkü istediği arzuladığı birçok şeye sahip olmak üzereydi. 2009 - 2010 sezonu başında da küçüklüğünden beri tuttuğu takımın, oynamak için hayaller kurduğu takımın kaptanıydı artık. Kolay mı ? Kendisine Metin OKTAY' ın formasını verdiklerini söylüyorlardı yöneticiler. Arda ise bu yükün altından kalkacağını ifade ediyor ve ilerleyen haftalarla atılan goller, yapılan asistler ve gelen galibiyetlerle kendisini eleştirenlere kanıtlıyordu. Ancak ne olduysa Milli takımın Dünya Kupasından elenmesinden sonra oldu. Arda'nın performansında düşüş inanılır gibi değildi. Topla daha çok oynamaya, gereksiz çalımlar atmaya, isabetsiz paslar vermeye başladı. Bu sefer başka bir şeyler kanıtlamaya çalışıyor gibiydi. Ama başarısız oldukça taraftarlar arasında yeni “Hasan Şaş” benzetmeleri başladı. Eskişehir, Sturm Graz, Ankaragücü. Son üç maçta yenilen gol sayısı 5’ di. Durum vahim gibi görünüyordu ve eleştirdiğimiz en çok futbolcu tabi ki Arda TURAN oldu.Ama unuttuk hepimiz. Eleştirdiğimiz insan daha 22 yaşındaydı. 4 yıl önce aylık 400 milyon maaşla oynarken şimdilerde yıllık 2 milyon € kazanıyor. 4 yıl önce Paf takımında oynadığın takımın şimdilerde kaptanısın. 4 yıl önce ligde bir sezonda 1 maç oynarken daha şimdiden 21 maç oynadı. Beklediğimiz şeyler olmayınca, hele ki bunu bizim içimizden çıkan birinin kötü performansı tetiklerse hemen onu suçlamaya başlarız biz. Nasıl olsa kendi evladımız, ne yapsak yeridir diye düşünürüz çoğu zaman.

Ama Arda'ya bir bakıyorsunuz, Kafasında herşey birbine karışmış edası var. Çırpındıkça batıyor gibi sanki. Futbolunda ise sanki bir doygunluk, hedefsizlik, bana bu kadar yetenek yeterli, Türkiye’ nin Maradonası' yım, kendisini geliştirme gereği duymuyor edası var. Ayağına her top gelişinde en az iki çalım atma mecburiyetinde hissediyor kendini ve sonuç pek de iyi olmuyor.

Arda'nın bu bocalama zamanını Fenerbahçeliler iyi analiz etmiş olacaklar ki daha maç başlamadan Arda'nın üzerine gelmeye başladılar. Takımı taraftarlara alkışlattırmak için götürüyordu ki Baroni' nin müdahalesi geldi ve takımlar arasında itiş-kakış başladı. O tartışma belli ki bilerek çıkarılmıştı. Maç sonunda Baroni ayağına Arda' nın basması üzerine ittiğini söylemiş ancak görüntülerde yalanı apaçık ortaya çıkmıştı. O itişme ve tartışma belli ki Arda' nın motivasyonunu ve enerjisini olumsuz etkiledi ki maç esnasında adını çok az duyduk. Hatta Gökhan Gönül'ün ataklarını savuşturmak için daha çok uğraştı. Oyundan alındığın sahadan çıkarken bile kaptan edasında değildi.Wolfsburg, psikolojik bunalım geçiren ve çok baskı altında olan Grafite' ye 1 hafta izin vermiş. Bu izin sırasında Hertha Berlin ile 0 - 0 berabere kaldılar ama belki de Grafite’ yi kazanacaklar. Arda'ya da kısa bir süre izin verilse, ona geçmişte neler yaşadığı, nereden gelip nereye çıktığının hatırlatılmasına yardımcı olunamaz mı? Kimse için olmasa kendisi için belki de en iyisi bu olacaktır şüphesiz.


tetteh olarak taccizgisi.blogspot.com a yazılarımda destek olacağım,schumy ve lionheart'a teşekkürlerimi bir borç bilirim.Bizi takip etmeye devam edin.

Hiç yorum yok:

Paylaş